şükela:  tümü | bugün
  • etkileyici, karanlık bir film, yönetmen liliana cavani. ikinci dünya savaşı sonrası, eski bir ss subayı ile savaş zamanında toplama kampında sadomazo bir ilişki yaşadığı genç kadının, yıllar sonra tesadüf eseri bir otelde karşılaşması. olgun karizmasının doruklarında olan dirk bogarde
    ve mistik güzeliğiyle charlotte rampling.
  • cavaninin işkenceci ve mahkum arasında gelişen aşkı anlattığı inanılmaz erotik film

    (bkz: sado mazo)
  • takip edip izlemesi insanı yoran, ağır, sıkıntılı bir atmosfere sahip, sado-mazoşit bir ilişki etrafında dönen konusuyla beni zorlayan bir film. charlotte rampling hakikaten çok güzel(miş) ama filmi beğenmedim.
  • yaklasik bir sene once imdb'de ismine rastgelip indirdigim ve begendigim film. last tango in paris tarzi dark nihilizm ogeleri bulunduran, agirlikli olarak iyi ve kotunun belirsizligini korudugu, victim ile oppressor arasinda dialectic bir iliskinin varligini ima eden bir sunum. farkli bir ask cesidi uzerine filmlere ornek olarak, secretary'ye de bakilabilir. il portiere di notte ile kiyaslandiginda kalplere ve vicdanlara daha hafif gelir ve daha presentable bir formattadir.

    posterindeki resimde de gorulecegi sekilde, charlotte ramplingin uzerinde sadece ss sapkasi, askili cizgili pantolon, ve cizme olacak sekilde "wenn ich mir was wünschen dürfte [if i could wish something]" isimli sarkiyi soyledigi yer paha bicilmez degerdedir. sarki filmin ana karakterlerinin arasindaki grift ve anlasilmaz ask iliskisinin ozune dokunur, mahiyetindeki insani tezati ve dogal carpikligi vurgular.

    bu manada eser aslinda epey nietzschian'dir. bana kalirsa, yonetmen filmin nazi subayi-kurbani arasinda gecen halini inceleyerek bir controversy yaratmayi amaclamis. filmde subayin diger nazi arkadaslari gayet pozitivist bir mantikla yaptiklari suclari kendi aralarinda gunah cikarma mantiginda sayip dokerek ve deviant behaviour'da olduklarini kabul ederek gunahlarindan arinacaklari kanaatindeler. halbuki subay insanin dogasinda carpiklik oldugunun farkindadir. yoksa, bu film baska bir suc ve kurbani uzerine de olabilirdi. bu baglamda benzer ama cok farkli bir ornek olarak billy bob thorntonun oynadigi sling blade (1996) filmi de izlenebilir.

    bazilarinin filmin ana fikri sandiklari konulardan (nazizm, soykirim, etc.) bagimsiz olarak, film aslinda degisik bir ask cesidinin (demented oldugu soylenebilir, yonetmenin yaklasimina itirazlar kendisine yapilmalidir) oykusudur. sarkida ifade edildigi kadariyla mutlu olmak icin insanin uzulmesi de lazimdir. siyah yokken beyazin degeri anlasilmaz; komuru elmasa donduren uzerine uygulanan basinctir. insan ayni zamanda aski icin bir o kadar da surunmek ister, masukunun rizasini arzular, yoksa o askin degeri yoktur. bazen roller degisse de leyla naz makamindadir ve mecnun da bu ugurda herseyini vermeye hazirdir. askin insaasi icin gerekli unsur sehvet degildir. sehvet ile insaa edilen ihanet ile bozulur.

    sarki acikli ve dokunaklidir, insana "yar, yar... " dedirtir, gecenin bir vakti sayiklatir.
  • en can yakan ask filmlerinden birisidir bu.

    yillar da gecse duzeltiyorum; mazosist bunyeler icin.
  • saplantı ve sapkınlığı etkileyici biçimde anlatan, bunu yaparken de charlotte rampling'in cazibesinden büyük ölçüde yararlanan film.öyle ki charlotte rampling hala lemming gibi filmlerde o cazibeden bir şeyler kaldığını gösteriyor.
  • bu senaryo günümüzde holywood'da çekilse muhtemelen katlanılmaz bir film olacaktır. bu kadar ağır bir sado-masoşizm + patetik aşk hikâyesini seyredilir kılacak sinematografiyi yakalayacak kaç yönetmen çıkmıştır cavanni'den sonra acaba?
  • bu tarz filmlerin hastası olan biri olarak nasıl kaçırdım aklım almıyor.

    spoylır gibi olabilir

    kızın zincirlendikten sonra nazi doktorlarından biriyle konuştuğu sahnede fark edilmiştir mutlaka... kadının davranışları kediye benzetilmiş. aklımda o kadar çok şey var ki gece bekçisi filmiyle kediler hakkında uzuuuun bir yazı döşeyebilirim ama saat geç oldu.
  • (bkz: salome)
  • iyi başlayıp sarpa saran film. ya da ben öküzün tekiyim filmde anlatılan aşkı anlamadım. aklınıza çivi misali çakılacak bir kaç sahne dışında - ki aslında sırf bu sahneler bile filme izlemeye sebep - pek de iyi bir film değil. zaten filmin ingilizce çekilmiş olması da büyük falso, ticari mi düşündüler acaba?