şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: ilahiyat)
  • cigrindan cikmis, sadece islamiyet'in ogretildigi fakulteler olagelmislerdir. ilahiyat kavramindan, din felsefesinden, diger buyuk dinlerden, humanist egilimli uzakdogu yaklasimlarindan, dinin evriminden bihaber sadece kelam, fikih, hadis dersleri almis imamlar yetistirmektedirler. cok yazik.
  • yüksek seviyede dini eğitim veren en temel müessesedir. var olması, ortak inanca sahip insan toplulukları için oldukça önemlidir. çünkü en basit anlatımla nakli bilgi ile akli bilgi arasında bir köprü görevi üstlenerek, dinin yanlış anlaşılmasını, hurafe, bağnazlık ve taassubu önler. günümüzde ailenin verdiği dinsel bilgilendirme dışında, dini eğitim ilk ve orta dereceli okullarda temel olarak nakli ağırlıklıdır. yani bu dönemde eğitim alanlara öğrendiklerinin ne olduğu konusunda derin sorgulama yaptırılmaz, bir kaç istisnai öğrenci dışında buna izin verilmez, bu dönemde eğitim büyük ölçüde, kalıp ve teamüllerin öğrenilmesi ve ezberlenmesi ile sınırlıdır. ancak ilahiyat aşamasında daha önce öğretilen nakli bilgilerin yanı sıra artık başkaca bilgilerde alınmaya başlanır. bu ilahiyat fakültelerinin ana varoluş amacı olup, temel olarak edinilen nakli bilgilerin sapkınlığa uğratılmadan sağlıklı bir şekilde anlaşılmasını ve sonraki kuşaklara da bu şekli ile iletilmesini sağlar. ancak bu yapılırken, ilahiyatçılar nakli yoldan aldıkları bilgileri, tarih, felsefe, bilim ve akıl ile harmanlar ve en azından kendi yaşam süreleri içersinde, yaşadıkları dini akli metodlar ile içselleştirmeye çalışırlar. bu süreçte, ana konular açısından müşterek duruş muhafaza edilir, ancak daha ikincil konularda, her ilahiyatçının farklı bir dönemi ve farklı bir bakışı oluşabilir. bu oluşum sağlıklı bir din anlayışı için şart olup, dengeyi sağlar. ve sonuç olarak ilahiyatçılar bilgiyi nakleden ölümlü bünyeler olsalar bile ilerisi için saptırmadan naklettikleri bilgi elbetteki ölümsüzdür.
  • çocukken sadece ilahilerin okunup, söylendiği, öğrenilidiği mekanlar olarak hayal ettiğim mekandı ilahiyat fakültesi. değilmiş aslında. bu yaşta bunu öğrenmek de güzel.
  • yök karari ile artik din kulturu ve ahlak bilgisi ogretmenligi de dahil olmak uzere ogretmen yeti$tiremeyecek olan fakulte. kararda ogretmen yeti$tirmenin egitim fakulteleri*nin i$i oldugu belirtiliyor ve ilahiyat fakultelerindeki butun ogretmenlik bolumleri egitim fakultelerine kaydiriliyor. yök'ün son gunlerdeki laiklik ruzgarindan cesaret alarak yaptigi bu duzenleme gayet mukemmel olmu$tur, gerisi gelsindir ve hukumete kapak olsundur.
  • ayri bir fakulte degil de temel bilimler fakultesinde, tarih, sosyoloji bolum hocalariyla ortak kurulmasi gereken ve biraz da sumeroloji, antik yunan gibi derslerin eklenmesiyle olusturulmasi gereken bolum. mitoloji. mit bilim.
  • dini ve dinleri otopsisi yapılan bir ölü gibi inceleyen öğretim yuvaları. konuları malzeme gibi görüp "bana göre" düsturu ile akıllarını dolduruyorlar, deşeliyorlar. örneğin bir ilahiyat profu gazete okurmuş gibi masasının başında kuran'ı kerimi okuyor ve bir yandan da sıgarasını içiyor, o'nun sayfalarına üflüyor. bu sadece bir örnek.

    şimdi kuran'ı kerime saygı duyan bir müslüman veya başka dine mensup bir insan bu profesöre ve bu şekilde yetişmiş ilahiyatçıya ne kadar saygı duyar, ne kadar güvenir ve ne kadar inanır?

    otopsi yapıyormuş gibi inceleniyor işte. beyin çıkartılıyor, bakıldıktan sonra ya göğsüne koyuluyor ya da sahipsizse çöpe atılıyor.
  • türkiye için bir fiyasko haline dönüştü artık. ülkede o kadar çok fiyasko var ki, gözden kaçıyor tabi.

    yüksek islam enstitüleri'nin kapanıp ilahiyat fakültelerine dönüşmesi sonucu, ilk yıllarda haliyle revize olduğu bu okullardan yeterince soyutlanamamıştı. din adamı yetiştirmekten, "din bilgini" yetiştirmeye giden bu süreç de zaman aldı bu yüzden. ancak zamanla oturan, dine akademik bakış kendini göstermeye başlamıştı. büyük çoğunluğu milli eğitimde öğretmen, diyanette yönetici, ilahiyat fakültelerinde akademisyen oldu mezunları 80'li ve 90'lı yıllarda. müfredatlar da bu eksende oldu hep. eminim türkiyenin en geniş perspektifli alanıydı. psikolojiden sosyolojiye, felsefeden tarihe, osmanlıcadan farsçaya...28 şubat sürecinde kontenjanlarının büyük ölçüde sınırlanması da öğrenci kalitesini artırmıştı. öss'de ilk 1000'lere giren öğrenciler yerleşir, türkiye genelinde senede yaklaşık 500 öğrenci kayıt yaptırırdı. o günlerden gelip şu güne baktığımız zaman gördüğümüz manzara; kontenjan 10 kat artmış durumda ve amaç "din bilgini" yetiştirmekten ziyade diyanetin din adamını ihtiyacını karşılamak olmuş. müfredat da haliyle o minvalde değişmiş. felsefe ve din bilimleri derslerinin oranı asgari seviyelere çekilip, ağırlık temel islam bilimlerine verilmiş.

    akıllara kapatılan ilahiyat meslek yüksek okullarını tekrar canlandırıp, diyanet personelini ordan karşılamak, ilahiyat fakültlerini de din bilimleri araştırma merkezleri olarak korumak elbette gelmedi. kim düşünecekti ki bunu? ben mi? ilerleyen yıllarda soracaklar, neden? yazık.