şükela:  tümü | bugün
  • bugun kendi capimda ilhan irem special thursday yaptim, sabah 9 dan beri nonstop ilhan irem.
    az sonra pencereyi acip usul usul ucmaya calisacagim, neden bilmiyorum, icimde bunu basarabilecegime dair cok kuvvetli bir inancim var.
  • ... arkadaşımdan aldığı mektup üzerine -benim hiç haberim olmadan- doğumgünümde beni arayıp doğumgünümü kutlayarak beni afallatmış, pek kimsenin sevmediği, koridorun öteki ucundaki güzel insan.
  • radyonun radyo olduğu zamanlarda radyocuydum. popun çılgın attığı o dönemde gençler bir çok ünlünün peşinde konserlerinde deli gibi fanatizm yaşıyorlardı.. meslek icabı o dönem bir çok ünlüyle de tanıştım ama hiç heyecan vermedi.. hiç bir ünlüye karşı hayranlık duymadım.. biri hariç
    daha çocukken rahmetli annanem sayesinde tanıştım şarkılarıyla.. annanem ilhan irem e "sümüklü oğlum" derdi sebebini bilmem.. çok sever çok dinlerdi..
    büyüdüm genç bir kız oldum yine onun şarkılarını dinledim.. radyo döneminde isteklerin arasında hep şarkılarını sıkıştırdım, evlendim dinledim, üç çocuğum oldu onlara da ezberlettim dinleye dinleye.. arabamda her zaman çalar şarkıları..
    hayatımın her döneminde bir izi var şarkılarının.. her dönüm noktamda .. her şarkısında bir anım var.. yüzlerce kez dinlediğim ve bir an bıkmadığım şarkılarını ölene kadar dinleyeceğim..bana hep iyi geldi.. tanımak istediğim ve hayranı olduğum tek sanatçı.. o naif sesi ve bana mistik gelen şarkıları..

    sanatını farklı ve benzersiz bulduğum bir sanatçıdır

    hep dedim ki bu dünyadan göçüp gitmeden kendisiyle tanışmak istiyorum.. ona duyduğum hayranlığı yüzüne söylemek istiyorum.. ruhuma neler kattığını bilsin istiyorum ama olmadı henüz
    "belki" bir gün neden olmasın

    gün batar, usul usul kararır gece
    bardaktan boşanır yağmur, sel olur gider
    gündüzler, geceler ne zaman biter?
    şu batan güneş nereye gider?
    buharlaşır yeniden dökülen su
    bulutları sil pencerenden
    sevgi devr-i alemi bu
    yeniden doğar her şey
    "her şey bitti" dediğin anda
    bir gül kök salar damarlarında
    her şey biter, bir şey bitmez
    her şey biter, bir şey bitmez
    bitti

    edit : bir çok kişi gibi sol framede görünce benim de aklım gitti.. ömrüne ömür katılmıştır inşallah
  • sanatin cok daha degerli oldugu ulkelerde bu adamin yaptigi muzigin turu olan psychedelic rock'a milletin tek kelimeyle tapinmasina ragmen (bkz: pink floyd) (bkz: eloy) turk dinleyicisinin ilhan irem'le bu derece dalga gecmeye kalkmasina denilebilecek tek $ey yaziktir.. yanli$ ulkede bu i$lere kalki$mi$sin be ilhan baba.
  • turkiyenin en farkli muzik adami belkide.1955 dogumlu.yalniz kendi bestelerini seslendirmesiyle taninir.kendi oykulerini de bestelemistir.
    ilhan irem 1973 - 1976 (1976)
    bir yıldız (1978)
    sevgiliye (1979)
    bezgin (1981)
    pencere (1983)
    köprü (1985)
    ve ötesi (1987)
    dünden yarına (1988)
    ucun kuslar ucun (1989)
    pencere... köprü... ve ötesi... (1990)
    ilhan-ı aşk (1992)
    koridor (1994)
    romans (1994)
    sevgililer günü / the best of ilhan irem/1 (1995)
    aşk iksiri / cadı ağacı / the best of ilhan irem/2 (1997)
    hayat öpücüğü / the best of ilhan irem/3 (1998)
    bezginin gizli mektupları (2000)
    uçuk mavi pencere (2000)
    bulutlara köprü (2000)
    düşler ve ötesi (2000)
    seni seviyorum (2001)

    9 yil sonra gelen guncelleme amacli edit :

    bir meleğe aşık oldum / the best of ilhan irem / 4. (2003)
    işık ve sevgiyle 30 yıl (2004)
    cennet ilahileri (2006)
    toz pembe (2008)

    albumlerine imza atmis romantik ve dussel anlamda insani surukleyip baska yerlere goturen sevenlerinin hastasi oldugu
    sevmeyenlerin ise uyuz otesi hisler tasidigi sahis.
    kadife sesiyle oksarcasina soyledigi sarkilari rahatsiz etmeden
    adeta hayal kurmaya zemin hazirlamakta.balikli rum hastanesinde tedavi goren bagimlilara tedavi esnasinda dinletildigi soylenmekte.hayranlarina sevecen diye hitap eden
    her zaman turkiyenin en iyi muzisyenleriyle calisan irem,gozlerden uzak yasantisina yeni calismalariyla devam ediyor.
    yazilarini pek tutmamisimdir dusuncelerinide,lakin muzigi lirik sesiyle butunlesip sakinlige ve farkliliga yonlendirdikce kiymetini bilmemenin mantiksiz oldugunu dusunuyorum.
  • yaptığı müzik, kıymet bilenler tarafından her zaman değer ve takdir görmüştür. milyonların talep ettiği şarkıları yapmamak gibi bir tercihi olmuştur. abuk sabuk türk dizelerin de bile şarkıları arka fonda yer almaz (almıyordur umarım) bir kadeh içki alırsınız – her ne içiyorsanız artık – açarsınız şarkılarından birini sakin sakin dinlersiniz.
  • pek çoklarınca akıl almaz derecede anlaşılamamış adam. görelim:

    bundan seneleeer önceydi, annemin kullandığı bir arabada seyir halindeydik. radyoda çıkan şarkılara el çırpıp eşlik edecek kadar da neşeliydik. derken işte hayat çalmaya başladı. bir sessizlik oldu...

    ben: anne, bu adamı niye sevmiyorlar?
    annem: bilmem... anlayamadı insanlar. dalga geçtiler hep.
    ilhan irem: ...bak yine de zaman zaman düşünürsem gözlerini her yanımı anlatılmaz yemyeşil bir sızı kaplar...
    annem: gerçi yani ne demek yemyeşil bir sızı, ne demeye çalışıyor ki, e tabi saçma buldu insanlar bu yüzden!
    ben: e kızın gözleri yeşildir.
    annem: höh?
    ben: ne?
    annem: ...
    ben: nee?
    annem: hiç böyle düşünmemiştim!

    o zamanlar benim için "neden sevilmediği merak edilen şarkıcı" olan ilhan irem, şimdilerde kuytularda sakladığım birkaç şarkısıyla bana çocukluğun geçtiği yere tekrar uğramak hissi veren sanatçıdır. ve artık sözleri, yeşil gözlerden çok daha fazlasını ifade etmektedir bana.
  • bir kadına sazlıklardan havalanan bir ördek gibi sesin diyerek kafasına çanta yemeyen tek insan. ironi yaptığını düşünüyorum ben şahsen.
  • nedense hakkinda herkesin guzel seyler yazmasini bekledigim, yazmadigini gorunce de yahu sevmeyeni de varmis diye huzunlendigim apayri muzisyen...
  • bugun cok guzel bir yazi yazmis kendisi;

    "bayram coşkusunu engelleme girişimleri, şişik egoların arkasındaki titrek güven bunalımını sergiliyor. biliyorlar ki, yok etmek istedikleri güzelliklerin yerine koyabilecekleri tek bir çakıl taşı bile yok.
    bütün değerlerin hiçlendiği zannıyla ulusal bayramların da coşkusunu tümden silmek isteyenler cumhuriyetin yok edilmez ruhuyla yüzleşecek.
    tepkisizlik kıpırdanınca kimyaları bozulacak.
    çünkü, onlara sonsuz hareket imkanı veren güç, ülkenin atmosferindeki boyun eğmiş sessizliktir.
    hüzün ve coşku sarmalındaki yurtseverlerin çığlığının ötesinde, kirli hava gibi siyah… ağır sessizlik.
    cehaletin çağ ile hesaplaşmasının değişim sanıldığı bir karadelikten geçiliyor.
    duvar olmuş vicdanların kulakları sağır eden suskunluğu…
    geçmiş, gün, gelecek, vefa, umut, sevgi, hepsi uçmuş…
    kapağı kapatılmış bir cadı kazanında mutlulukla yaşayanlar, boğaz kıyılarında, lazerli havayi fişeklerle bayram kutlayacak… sonra bir çoğu yine ölü toprağına gömülüp suskun hayatlarına geri dönecek.
    seslenişler sessiz kalabalıklara…
    herşey olağanmış gibi yaşıyor, düşler aleminde pembe tebessümlerle uyuyorsunuz.
    ülkenin aydınlık yürekleri çığlık çığlığa anlatacak, çağıracak sizi, yine duymayacaksınız.
    suçlarını bilmeyen insanların ömürlerinden çalan tutsaklığa susacaksınız…
    sahte deliller, tertipler, domino taşı gibi devrilecek, susacaksınız…
    binlerce mahkumun hayati sınırları aşan ölüm oruçlarına susacaksınız…
    bir şeriat kreasyonu, ona böyle konuşabilme özgürlüğü veren insana nefret kusacak, susacaksınız…
    şeyhler, şıhlar, meczuplar ve yobazlar ortalığa saçılacak…
    kimi “7 yaşındaki kız el öpemez” diyecek… kimi anıtkabir’in tepesine kubbe yapmaktan söz edecek…
    kimi de islam peygamberine parti logolu kimlik bastırıp, başbakanı oğlu gösterecek…
    siz yine susacaksınız…
    dünyanın gözbebeği sanatçımız, bir şiir paylaştı diye mahkemeye çıkarılacak, susacaksınız…
    vicdanlar iflas edecek… tutsak babalar oğullarının cenazesine bile gidemeyecek, susacaksınız…
    akşam kürtlere çiçek atanlar, sabah oy kaygısıyla milliyetçi oluverecekler, susacaksınız….
    parti içindekiler bile virajlara yetişemeyip ters köşeye yatacaklar, ama siz yine susacaksınız…
    ‘yurtta barış, dünyada barış’ esenliğinden ‘kindar ve dindar nesiller” curcunasına geçilecek…
    küresel rüzgarların önünde savrulanlar ülkenin bütün komşularını düşman edecek, susacaksınız…
    emperyalistlerin dünya paylaşımı uğruna savaş şarkıları söyleyecekler, susacaksınız…
    bu çığırtkanlar, askerleri kurşun, bebekleri porselen zannediyorlar… ama susmak en iyisi… siz susun!
    “inşallah şam’a gideceğiz ve emevi camisi’nde namaz kılacağız.!” diyenlerin ikinci valizlerinde ‘oslo’ yazacak, siz tabii ki susacaksınız…

    insanlara türkü söylemeyi yasaklayacaklar, susacaksınız…
    yola, suya, uçan kuşa vergi konulacak, susacaksınız…
    rekor faizlerle dünyaya tahvil satan ülkemizin ekonomisi büyüyecek(!) aman ses etmeyin, büyüsün.
    ülkeyi işgal edenleri değil, bağımsızlık isteyenleri işgalci gösteren işporta filmlere gidin, eğlenin…
    diziler ‘hayat’, düzenin eteklerine yapışmış yaldızlı boşluklar ‘sanatçı’ olacak, alkışlayacaksınız…
    tarihi simge olmuş meydanlar kimbilir hangi korkularla insanlara kapatılmak istenecek, susacaksınız…
    devrimci çocuklarını anmak, mezarlarına çiçek koymak, ailelerine bile yasaklanacak, susacaksınız…
    dağlar, ormanlar, kıyılar, madenler, çokuluslu devlerin rantı için yağmalanacak, susacaksınız…
    terör kangreni “şehit haberleri yazmayın” fermanıyla çözülmeye çalışılacak, susacaksınız…
    nerdeyse, hilesiz hiçbir sınav yapılmayacak, çocuklarınızın hakları, yarınları çalınacak, susacaksınız…
    devletin resmi televizyon kanalında iktidar renginde yayın yapılacak, ulusal havayolllarına ait uçaklara bazı gazeteler giremeyecek… konuşmaya değmez, susun! hele ki, olan bitenden hoşnutsanız…

    ülkenin yarısı diğer yarısını yok sayacak, “yazıktır, yapmayın” bile demeyeceksiniz… susacaksınız.
    konuşmayın… susmaya devam edin. sessiz bir eski zaman filminde hızlı çekimde koşuşturun…
    ya hiçbir şeyin farkında değilsiniz… ya hayatınızdan memnunsunuz… ya da korkuyorsunuz…
    sonuç olarak duvar gibisiniz kardeşim.
    ama 364 gün susuyorsanız, 365.nci gün haketmediğiniz bayramları kutlamayın.
    elbirliğiyle yarattığınız bu mor günler, ‘suskunların utanç çağı’ olarak tarihe geçti bile.
    ama korkmayan, susmayan, asla pes etmeyen, aydınlık yürekli cumhuriyet çocukları da var…
    ve bütün gücü ellerinde bulunduranlar, onların coşkusundan, dirençli umutlarından çok korkuyor.
    o kadar korkuyorlar ki, bitiremeyecekleri cumhuriyet sevgisini biber gazı ile kucaklıyorlar.
    karanlığa teslim olmayan aydınlık yüreklerin cumhuriyet bayramı kutlu olsun.

    ışık ve sevgiyle…

    ilhan irem"