şükela:  tümü | bugün
  • aslında "bir ilişkide yaşanan kaybetme korkusu şüphe ve güvensizlik üçlüsü" şeklinde olacağıdı başlığımız amma ve lakin karakter sınırına takılmış bulunmaktayız... neyse gelelim konumuza;

    bir ilişkinin başına gelebilecek en berbat üçlüdür. güzelim ilişkinizi alıp three some yapa yapa mahveder bunlar.
    üstüne üstlük ne kadar çok severseniz sevin, ki zaten aşırı derece çok seven insanların başına gelecek en önemli belalardan birisi kaybetme korkusudur. kaybetme korkusu ile başlayan tükenme sürecimiz, bu korkunun vermiş olduğu şüpheye ve kısa bir süre sonrada şüphe duymanın en önemli sonucu olarak güvensizliğe kadar gider. güvenini kaybeden kızımız/erkeğimiz daha da çok şüphe duyar ve bu pozitif feed-back mekanizmasıyla kaybetme korkusunun başlattığı sürecimiz şüphe ve güvensizliğin en üst seviyeye ulaşmasıyla son bulur. son bulan bu süreç sonucunda ister leyla ile mecnun olun ister dağları delmiş ferhat ve onun şirini olun karşınızdaki insana(sevdiceyinize) artık her şey vız gelir tırıs gider... geçmiş olsun mükemmel olan ilişkiniz çok sevmenizden mütevellit duyduğunuz kaybetme korkunuzdan dolayı bitivermiştir...
    sonuç olarak size önerim çok sevmeyin çok sevecekseniz de kaybetmekten korkmayın aminum!ha son olarak bi şey daha söyliyim boşverin la kızı mızı size bi şey olmasın!

    son olarak toplumsal mesajımı da vereyim; "hükümet uyuma gençlere sahip çık! bonzaiye hayır"
  • ölüm grubudur; üçlü ötenazidir. geriye dönüp baktığımda şu an yaşadığım güvensizliklerin ana kaynağını oluşturduğu görülen üçlüdür. aslında kaybetme korkusu çok sıradışı bir durum değil, sadece ilişkilere has bir durum da değil. hayatın her safhasında karşımıza çıkabilen, zaman zaman da olumlu etkileri olabilen bir korku. fakat şüphe ve güvensizlik çok yaşandığı takdirde gerçekten insanın mizacına kötü etkilerde bulunabiliyor.

    benim hayatımın bir dönemi var, bundan baya uzun zaman öncesine denk geliyor. işte o zamanlar aslında çoğu şeyi bilmediğim naif zamanlardı. karşımdaki benimle aslında aynı yaşlarda olan insanlar ise nedense benden çok daha gelişmiş ilişki mekanizmalarına sahipti. özellikle de iki kişi şu an yaşadığım müzmin bekarlığımın baş mimarlarıdır.

    birincisini üniversitede tanıdım. kendisiyle alakalı uzun uzadıya yazmak istemiyorum. kendisi benim ilk sevgilim olur. bütün arkadaşlarını devreye sokarak beni ikna etmişti. ben kendimi biliyorum, hiç girmek istemiyordum aşk meşk olaylarına. direniyordum ama sonunda dur bakalım nolcak deyip ikna oldum. pişman da oldum. kafama telefon fırlatan, iki kere kaza geçirip senin ettiğin beddua -ki beddua falan etmedim- yüzünden ölümden döndüm diyen, beni en sonunda sair kişiyle aldatan insandır. en büyük hobisi de benden sürekli ayrılıp her sene bana geri dönmekti. ben o zamanlar insanın geri dönenlere kapısını açması gerektiğine inanıyordum. şimdiki aklım olsa onunla hiç konuşmazdım, yüzüne bile bakmazdım. işte günlerden bir gün yine beni ikna edip geri geldiği bir dönemde "bu sefer düzgün olacak her şey, seni yarın güzel bir yere götüreceğim, benden telefon bekle" dedi. benim o zamanlar telefonum yoktu, istemiyordum kullanmak. bana bir telefon verdi, "seni bundan arayacağım," dedi.

    bir pazar günüydü, ben de oturup bekledim. bekledim bekledim bekledim o telefon hiç çalmadı. kendim aramıyorum, çünkü biliyorum ki o telefon açılmayacak ve ben daha da kötü hissedeceğim. zaten aramızda yeterince güvensizlik oluşmuş. o telefon çalmadı, aradan bir hafta geçti. en sonunda hiç bir şey olmamış gibi aradı. sordum neden öyle yaptığını, "ya senin biraz acı çekmeni, korkmanı, beklemeni istedim," dedi. zevk alıyordu bundan, ben ne zaman biraz paniğe kapılsam o zevk alıyordu, bu dört sene boyunca değişmedi, en sonunda ben pes ettim.

    insanın ilk sevgilisi sürekli kaybolur mu, sürekli kayboluyordu. tam yeter artık denilen anda zorla çıkıp geri geliyordu. o kadar çok oyun oynadı ki ben herkes böyle yaşıyor zannettim bir süre.

    ikinci kişi ondan da beterdi. o zamanlar tek iletişim aracı telefondu. ve bu güvensizliklerin çoğu o telefon denen icat yüzünden oluyordu. bana dedi ki şuraya git ben de geleceğim. gittim, bekliyorum bekliyorum bekliyorum gelmiyor. biraz akıllanmışım artık arıyorum, açmıyor, meşgule veriyor. kalbim yine hızlı hızlı atmaya başladı. gittim başka birinin numarasından aradım açtı, ben olduğumu anlayınca yine kapattı. delireceğim sanki, ne olduğunu anlamıyorum. ben onun çalıştığı yerde staj yapıyordum, gittim bari işten çıkacak mı diye bakayım. uzakta dikildim, baktım karşıdan arkadaşlarıya sırıtarak geliyor, beni teğet geçti. o gün öyle kapandı gitti, sonra güya açıklıyor. "ya millet anlamasın istiyorum, böyle işine gelirse," olur. tabii bitti.

    böyle saçma insanları nasıl buldum bilmiyorum ama genel olarak ne zaman birini kaybetme korkusu yaşasam bunu hissetmiş olacaklar ki sonuna kadar yaşattılar. geleceğim deyip gelmemeler, ararım deyip aramamalar, ben onlarla artık konuşmazken de zorla konuşmaya çalışmalar. sürekli ayrılık içerikli dram dolu hareketler. bravo bana, kendime zorla zehir ettirdim her şeyi. bir gün belki sözünde duran, birlikte olmak ne demek bilen, güvenilecek bir insan tanır mıyım, tanımam herhalde...
  • en büyük ilacı threesome dir süper üçlü, şaka bi yana zaten ilişkide üçü birden varsa o ilişkiden bi bok beklenmemesi gerekir.
  • bir ilişkide bu üç etkenden bahsediliyorsa, artık bunun bir ilişki olmadığını gösteren durumdur.
  • genelde bütün kızlarda görülebilir az çok ama babasız büyüyen kızlarda dadından yinmess.
  • hepsi en kötü ihtimali düşünmekten ortaya çıkan olumsuz ama gayet insani duygulardır.

    ben de bu konu hakkında
    "o ilişki bitmiştir"
    "o ilişkiden hayır gelmez"
    "bu bir ilişki değildir"
    gibi yorumlar yapanları anlamıyorum.
    siz var ya, bu üç olumsuz hisse sahip çiftlerden 1500 kat daha korkak, daha şüpheci, daha güvensizsiniz.

    sevdiğiniz, değer verdiğiniz kişide güvensizlik varsa onu anlamaya ve onu bu olumsuz düşüncelerden arındırmaya çalışmak yerine "bo ölöşkö bötmöştör" diye boş boş konuşursunuz.

    bu duygular bazen çocuklarda da anne ve babaya karşı olur. çocuk, annesi tarafından terk edilme korkusu yaşar. ilahi güç korusun, çocuğunuz böyle olsa onu da bırakırsınız. ne de olsa o ilişki bitmiştir.

    biraz idare etmeyi, iyileştirmeyi öğrenin; hemen öldürmeyin.

    ünlü düşünür vega'nın sözleriyle konuşmamı bitiriyorum:
    "biraz sev, sakinleştir. sevdiğinim ben işte."
  • allah başa vermesin dediğim kombodur. kaybetme korkusu az ya da çok, kıymet verdiğiniz her insana karşı hissettiğiniz bir olgudur çoğu zaman. her şeyin fazlası nasıl zararsa bu korkunun da fazlası zarar. hem karşı tarafı bogarsiniz hem de siz paranoyak olursunuz. ıste o aşamadan sonra nurtopu gibi bir güvensizlik ve şüphe hissiniz olur.

    ben sadece sevdiğim kişiyi kaybetmekten korkarım; allahın almasından, bana saygisinin ve sevgisinin azalmasından korkarım. bu korku eser miktarda, karsi tarafa yansimadan devam eder ve kendime hep ceki duzen verebilmemi saglar.
    mesela eskiden ilişkinin bitmesinden de korkardim ama artık biliyorum ki bazı iliskilerin bitmesi her iki taraf için de iyi oluyor.
  • ilişkiyi sona yaklaştıran duyguların en kötüsüdür. insanın kendini dinlemeye devam etmesi, kendini ifade edememesi sonucunda daha da artar ve bir daha toparlanamaz hale getirir, bu arada kendini de yer bitirirsin, sinirlerin harap olur, daha da paronayak olursun. yavaş yavaş sona hazırlarsın kendini, sonra da tak eder, kaybetme korkun olmaz ve dökülürsün. aynı zamanda sorunların zamanında halledilmesiyle ortaya çıkmayacak duygulardır. en iyisi oturup konuşmak ama seni dinlediğini hissedersen tabi.