şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: in bed with bush).. diye de` geçer : anladın sen`!
  • sivil hayatın askerileşmesine yol açan bir girişim. vicdani ret'in antitezi.
  • amerikalilarin sadece onlarin gormemizi istedigi haberleri vermeleri icin ordularina ilistirdigi gazeteciler tarafindan yapilan habercilik. bunlarin verdigi haberler dogal olarak tek yanlidir cunku onlar da artik askerin bir parcasi olur, savasin bir tarafi haline gelirler. karsilarindaki tarafa objektif olarak bakamazlar cunku artik onlar da can derdindedir, karsi taraf onlar icin de dusmandir, olme olasiligidir. daha cok goruntu alma, askerler tarafindan daha kolay ve cabuk bilgilendirilme olanagina sahiptirler ve boylece savas goruntulerine susamis kanallarina daha cok malzeme saglayabilirler. gariptir ki, reklamcilikta bilincaltina seslenen gizli mesajlara da embed adi verilmektedir.
  • verebileceğim ilk örnek olarak oktay ekşi geliyor aklıma sözlük, sorduğun buysa.. gömülü gazetecilik olarak da çevrilebilirmiş ama hedef gösteriyor derler mi, derler..
  • zıddını aramak da bihude.. birine embedded değilse yekdiğerine embeddeddir aslında.. daha kötüsü için:
    (bkz: çağdaş)
    (ara: sınır tanımayan)
  • gazetecilik bir meslekse aslında halihazırda iliştirilmiş yönlendirme yapan köşe tutucular bu kapsamda değerlendirilmemeli, şimdi buldum.. daha uygunu; erke döndürgeci yahut erge neokon manipülatörü olur..
  • sanirim sikikla yanlis anlasilan gazetecilik bicimi. embedded journalism in turkceye en bi guzel cevirisi ayni zamanda.
    yanlis anlasildigini dusunuyorum cunku gazetecinin ideolojisiyle, yazmadiklariyla, soylemedikleriyle degil 'soyleyemedikleriyle', 'ogrenemedikleriyle' ilgili bir gazetecilik terimi. sana verilen bilgiden fazlasina ulasmanin engellendigi, daha fazlasini istersen sana saglanan korumanin ya da bilgi akisinin kesildigi gazetecilik. ornegin amerikan ordusuna ilistirilmisseniz ve ordu hakkinda ordunun istemedigi bir haber yaparsaniz 'ilisikliginiz' sonlanir. bir anda kendinizi 'green zone' dan 'red zone' a gecis yapmis bulursunuz. ilistirilmis gazeteciligin elestirilen yani 'laik' olmalari 'cagdas' olmalari 'islamci' olmalari zart olmalari zurt olmalari degil haber alma kanallarinin ilistikleri kurumdan ibaret olmasidir. zaten gazetecilik dedigimiz seyin ideali, esasi, mumkun oldugunca kendi ideoljinden arinmis sekilde haber yapmaktir. senin dusuncelerin 'yorum' kisminda aciga cikar, 'haber' kisminda degil. o nedenle de turkiye'de adam gibi haberci de pek azdir bu anlamda.

    super tercumedir cunku guzel turkcemizde zavalli bir hissiyat yaratan 'ben sole koseeye ilisirim hic sesim cikmaz' cumlesindeki gibi bir kullanimi da vardir ilismek kelimesinin. hem bak 'ilistirilmis', ilismemis. kendiliginden bir ilsime yok, ilistirilme var, sen surada duracaksin falan yani. tamamen ilisilenin kontrolunde bir orada olma durumu var. sessiz olmak da isin raconundan.

    irak'ta ilistirilmis gazeteci olmayi kabul etmeyen gazetecilerin analarindan emdigi sut burunlarindan getirilmis, ya ilis ya terk et mottosu uyarinca gazetecilik yapilacaksa onu da bizim kontorulumuzde yaparsiniz denmisti. amerika'ya ozgu bir durum bu ama ya. turkcesine gerek yoktu. bizde ilismez kimse kimseye.
  • teknik anlam olarak bilebildiğim kadarıyla şöyledir efendim
    her hangi bir yerde "görev" yapmakta olan bir askeri birliğin yanında çalışan gazeteci demektir.
    özellikle askeri birliğin yanında çalışan denmesinin sebebi abd de körfez savaşından beri,
    halka kahramanlık duygularının aşılanmaya çalışılmasıdır.
    hatta son ırak işgali sırasında iş biraz abartılmış,
    gazeteciler canlı yayın araçlarıyla işgal kuvvetlerinin en ön saflarında yer almıştır.
    görevleri cepheden her türlü haberi geçmektir ama sadece amerikan yanlısı olup,
    us soldier ların kahramanlıklarını anlatanlar yayınlanır tabiki.

    ayrıca literatürde( en azından bizim literatürde) "embedded" terimi, iliştirilmiş gibi değil, daha çok sulandırılmış manasına da gelmektedir.
    örnek olarak "embeded liberalism" (ki liberalism kullanımı yanlış derler neyse fazla dallandı konu)
  • bu tip habercilik, şiddetin estetize edilmesi konusunda, mide bulandırıcılığın en son noktasını teşkil etmekte sınır tanımayan bir gazetecilik türüdür ve zaten gazetecilik ahlakı diye bir şey yoktur, olsa da pek bilinmez çünkü kitlelere ulaşması pek zordur, derhal ayağınızı kaydıracaklardır.

    işin televizyon ayağına gelince, merhum aktivist feylesof pierre félix bourdieu’den öğrendiğimiz şeylerden [televizyon üzerine] bir miktar aklımda kalanlar üzerinden bir düşünme biçimini belirtmek isterim:

    son derece ışıltılı ve parıltılı ve yapılması gerçekten zor profesyonel efektlerle; son derece hareketli ya da durgun müziklerle süslenen bu tip habercilik anlayışında önemli olan, 2 kere nalına 8 kere mıhına vurmaktır. bu ne demektir? şimdi siz diyelim ki amerikan askerlerinin bu civarda gezinmesinden hiç hoşnut değilsiniz. işte bunun böyle olduğunu iyi bilen modern zamanların trend avcıları, birkaç karede de olsa, sizin kalbinizi 2 birimlik hoş tutacak ve diğer 8 birimlik kısımda da, görsel şenlik eşliğinde fikirlerini sunacaktır. ama bu sunuş tarzı, öyle bir şekilde yapılacak ve sorular öyle özenli seçilip cevaplar öyle özenli yerleştirilecektir ki, yani bir anlık gafletle “abi aslında amerikalıların da hakkı var bazı konularda” gibi bir iç geçirme yaşanacaktır. minumum istenen de budur.

    karşı-enformasyon” tekniklerinin en güzel kullanıldığı yer burasıdır, televizyon. ancak, bununla birlikte, zeminin değiştiği ama içerikteki puştluğun aynı kaldığı internette de işler aynı şekilde devam etmekte. bu ne demektir? evet. mesela hürriyet gazetesinin internet şubesi, bu konuda en iyi örnektir. hürriyet internet ortaya sansasyonel olmasını istediği, tartışılmasını istediği kolpa bir haber atar ortaya ya da bir karşı-enformasyon üretir. bu sayede tıklanma sayısınca reklam gelirleri tavan yapar.

    bununla birlikte, yine böyle zamanlarda amerikan ordusundaki muhtelif teknolojik canavarların teknik özellikleri, atış menziller, radarlardan kaçışları, kaç ton bomba taşıdıkları da öyle şahane bir görsellikte verilir ki, zannedersin adam ölüm makinalarından değil de insanlığa faydalı (ne bileyim sel baskınları engellemek için kullanılacak bir insani teknolojiden) şeylerden bahsediyor. misket bombasının, zamanında atv ana haber’de yansıtılışını hatırlamanızı dilerim ya da hiç olmazsa cüneyt efendi’nin 5 n 1 k’da yaptığı savaş programlarını.