şükela:  tümü | bugün
  • lise yıllarımdan başladı bende asabiyet. sorunlu yıllarımdı, ailesel hikayelerden dolayı ve ben hemen parlayan, patlamaya hazır bomba gibiydim her daim...nasıl olduysa futbola verdim kendimi...iyi geliyordu bana futbol, iyi geliyordu topu tekmelemek, yoksa şiddete başvurur kavga ederdim onla bunla, gerçi onu da yapıyordum ya, yine de top oynamak rahatlatıyordu asi ruhumu...futbol bahane oldu aslında, o da bir kız yüzünden...habire erkeklerin maçlarını acayip bir zevkle izleyen havalı bir kız vardı. güzel ama soğuk nevale türünden bir kızdı, oğlanları elinde oynatırdı iştahla, sinir olurdum hallerine...bigün dedim ki içimden; "yahu bu kız oğlan görmemiş hayatında, üç kuruşluk veletlerle oynuyor, dur ben şunun bir havasını alayım"...gülmeyesiniz, valla ben de bilemiyorum şimdi nerden verdim o gazı kendi kendime, kaynağı neydi falan...öyle düşündüm işte,çocuğuz o zaman. dedim ya ruhum paramparça zaten, asabiyet dizboyu, uğraşacak şey arıyorum. neyse ben bu kız yüzünden futbola asıldım bir güzel. harbi iyi oynardım ben; çok tekniktim, yaratıcı bir de...işte okul takımıydı, yerel mahalle turnuvalarıydı falan derken, hemen bütün maçlara gelen bu kıza iyice gösterdim kendimi...bir gün geldi yanıma. ter içinde saha kenarındayım..."naber ukala şey?" diye seslendi bana. alla allaaa...ne ukalalığımı görmüş ki?...bunu dedim ben...hiç bakmıyor muşum ona, ilgilenmiyormuşum, selam bile vermiyor muşum, yani benim derdim neymiş falan..."sana niye bakacak mışım?" dedim sırıtarak..."sence niye bakmalısın?" diye bu sefer de o sordu. fazla güveniyor kendine, napalım yani güzelse güzel, bizim post da o kadar ucuz mu?...herkesin yaptığını ben niye yapayım?...insanın sevdiğidir güzel olan,her güzel olan sevdiği olmayabilir. nasıl da alışmış bu ilgiye yahu?...yani sana tonlarca yalakalık, sululuk, yağdanlık yapılıyorsa ve sen de buna kanıp kendini bişey sanıyorsan güzelliğin beş para etmez ki bende?...herkes senin için bişey yapmak zorunda mı?..."baktım işte,noldu yani şimdi?" dedim ve dik dik baktım gözlerine....kudurdu,çözüldü; "offf yaaa,off yaa ne biçim şeysin sen yaa, nasıl konuşuyorsun benle yaaa, git şurdaaan!" deyip tepindi sinirden..."her maça geliyorsun,hayırdır? asıl sen ne biçim şeysin be!" dedim ben de...çok mutluydum çooook... söylene söylene gitti kız...vallahi adını bile hatırlamıyorum şimdi...ama o gitti ve düşünmeye başladım; ulan dedim kendi kendime....amma oyuncusun ha...kızda gözün vardı, sırf onun yüzünden futbola başladın, şimdi yanına gelmiş de neler diyorsun ona sen. derdin ne oğlum seniiiin diye düşündüm işte. kızı sevmiyordum ben aslında, hiç sevmemiştim de. nesini seveceğim ki? ne bir sıcaklık var, ne bir başkalık var, süslü laflara çabucak kanan bir kafadan ne olur ki?...ama kız dehşet güzeldi işte, herkesin ilgi odağı, dikkatler hep onda ve sen ergenlik çağındasın, inatçısın ve sınıyorsun kendini. insanda salak bir gurur oluyor işte o yaşta. ben bu duyguyu tatmin için yapmıştım, hem de korka korka, paçalarımdan sıvılar aka aka...ya başkalarıyla aynı kefeye konsaydım?...ya da o kızın durumunda ben olsaydım?...işte bunu sınamak içindi her şey. korkuyu yenmeliydim, o kızın sayesinde yenmiştim işte...

    o günden sonra kızla ne zaman karşılaşsam süzüyordu beni ince ince. birisiyle konuşurken dönüp dönüp bakıyordu, hep gözü üstümdeydi. ama bakışları sanki haşin değildi artık, dertli dertliydi...belli ki aklındayım ve yoklamakta beni...bir gün benim sınıftan bir kızla çarpıştım, daha doğrusu o bana çarptı. yanaklarımız birbirine değdi, saçlarından birkaç tel benim gözlüğüme takıldı, gözlük yere düştü falan...tuhaf bir andı...ilk önce o toparlandı ve eğilip gözlüğümü bana verdi. aynı sınıftayız ama pek bir konuşmuşluğumuz yoktu, sessiz bir kızdı zaten. kızardı,utandı, yanakları al al oldu, bir de mahcup mahcup gülmesin mi?...ah fena oldum ben iyi mi...nasıl da güzel bakıyor, yani bakışı güzel...işte güzellik buuu...özür diledi çekinerek, bu arada sınıfa doğru beraber yürümeye başladık..." o gün ordaydım ben " dedi kısık bir sesle...bana bakmadan,önüne bakarak konuşmaya devam etti yürürken ; " o kız çok şımarmıştı, sinir ediyordu beni, ben de diyordum ki şu oğlanların içinde hiç mi bi tane aklıbaşında biri yok, hepsi mi salak diye düşünürken sen ona dersini verdin işte " dedi gülümseyerek, yandan bir baktı şöyle bana ve hemen gözlerini kaçırdı...ben de gülümsedim gevrek gevrek..."al bir gurur daha sana oğlum" dedim içimden...omuzlarım şişti, şöyle az gerindim...o gülüyor, ben gülüyorum,yan yana yürüyoruz bu arada...derkeeeen...şırrrak diye acayip bir tokat sesi duyduk arka tarafımızdan...döndük baktık; benim futbol hastası kız...bir oğlanı tokatlamış ama nasıl, çocuğun yanağında parmaklarının izi çıktı hemen. bir de bağırıyor ; "allah senin cezası versiiin, yıkıl karşımdaaan salaaaak" diye. ihtimal ki kızla yanyana gülerek gidişimizi gördü (görmemesine imkan yok, arkamızdaydı hemen) ve hırsından ilk gördüğü oğlana tokatı yapıştırdı bu deli... belli ki beni tokatlıyor hayalinde...ama acımadı kiiii...

    ergenlik işte...insan böyle büyüyor. acımasız ve herşeyin de farkında olamayabiliyor. işte bana çarpıp, sonra da mahcup ve tatlı tatlı gülümseyen o kız, benim ilkgözağrımdı. sonra ben onu da üzdüm ya bi şekilde...istanbul'a ve müzik sevdasına kapılınca geride kaldı o da...neyse...ayrı bir hikaye o, ayrı bir yara...mazi kalbimizde güzel bir şarkıdır ama buruk bir şarkıdır işte...
  • ilk aşk aynı zamanda son aşktır bir daha öyle aşık olmazsınız. bir daha aşık olsanız bile siz artık o eski siz değilsinizdir.
  • bu duyguyu hissettiğim insan benden yaklaşık 17 yaş büyüktü (hala da o kadar büyüktür). ismi şebnemdi. komşumuzun kızıydı. bu entry bana çektirdiklerini anlatıyor.

    dediğim gibi komşumuzun kızıydı. tabii o zamanlar böyle yonjaymış, xuqaymış, şuymuş, buymuş gibi siteler yok. e küçüğüz haliyle okulda yok ortam yapamamaşız. evdesin sürekli. anne işte. baba işte. mecbur anaanneyle takılıoduk. binada o kapı senin, bu kapı benim gezioduk. sürekli komşulardayız, onlar bizde. bu ritüel devam ederken şebnemi keşfettim işte bir gün. çocukluğumun üzerinde bir hercai menekşe gibi açtı.

    ilkin o bana ilgili davranıyordu. gözümden kaçmıyordur. ama kim olsa farkederdi zaten. hatun sürekli canım diyor, bir tanem diyor, geliyor herkesin ortasında oramızdan buramızdan öpüyor. zalim bir de güzel mi güzel. bizi kendine tav etti. seni kendime alacam diyor bir de anasının babasının önünde. aşk arsızı olmuş. ben utanıyorum böyle yerlerde söylenmez diyorum, dinlemiyor. bak diyorum "bizimkisi biraz imkansız bir aşk. ben yeni üçe bastım gerçi dördümden gün alıyorum diye kendimi yırtıyorum ama dinletemiyorum kimseye. sen gelmişsin 20'sine. baban kabul etmez böyle. atak yapamayız. önce savunma yapıp seni birisine vermesini engelleyeceğiz." desem de dinlemiyor aşk arsızı.

    bir müddet bu şekilde kendisiyle flörtümüz devam etti. sonra bir gün anaanneme dedim zeliha teyzeleri bize çağır diye. çağırdı kadıncağız. geldiler. şebnemde geldi. bunu çektim odama. dedim "bak şebnem, bana karşı duygularını biliyorum. hem de uzun bir süredir. bu kadar zaman sen açılmadın. büyüğümsün diye açılmanı bekledim fakat artık burama geldi. ben de sana karşı boş değilim sevgilim. şimdi ver elini bana." arkadaş bu bir gülmeye başladı. ben bir bozuldum hayır küçüklüğün verdiği bir eziklik de var üzerimizde. "ahahahau. canım benim çok tatlısın." "geç onları şimdi şebnem niye gülüyorsun?" "ben seni çok seviyorum yaa. söz sen büyü ben senile evleneceğim ama şimdi annemler çağırıyor içeri gidelim. öpeyim seni."

    öptü. hatta içeri de gittik. sonra onlar gitti. sonra da şebnem bir okulu kazanmış istanbulda okumaya gitti. sonra geldi. ama az geldi. hem az geliyordu. hem az kalıyordu. çocukluğumun üzerinde açan hercai menekşe sonra soldu. ben büyüdüm. o evlendi. ama benimle değil başka biriyle evlendi. kızı oldu. adı ayşe. evet evet benden 17 yaş küçük. intikam ateşi sarmıştı bir gün ruhumu. kızını kendime aşık etmeye çalıştım. o da olmadı. sevmedi beni. yüzümü falan çimdikledi. ananda kalbimi yaralamıştı dedim gittim. gidişim çok karizmatikti.
  • 5 yaşındaki oğlumun şu anda yaşadığı duyguya verdiği isim.

    ege: biliyor musun, biz ılgınla birbirimize aşık olduk.
    romica: öyle mi?
    ege: evet, birbirimize söyledik zaten.
    romica: aşk nedir ege?
    ege: işte birini çok seversin, hep onu düşünürsün, hep yanında olmak istersin.

    dünyanın en güzel ve en büyük aşkı karşısında gözlerim dolu dolu eğilmekten başka ne yapabilirim.
  • ilk aşk tek aşk olduğunda güzel olur
  • seni öyle uzak tutacağım ki herşeyden, öyle çok içimde olacaksın ki, ölünce mezarımın duvarına yazacağım sadece adını, melekler** bilecek sadece seni.
    ilk aşk değil ilk hayattın sen bana...

    asla dalga geçilmemesi gereken nadir konulardan birisi.
  • çocukken, okulda montunun onun montunun üstüne asmak.
  • yaşayacağınız bütün aşkların önsözüdür...

    sokaklarda oyun oynanabilen bir zamanın, aşkıdır. o zamanlar annemin galiba çok uğraşmamak için saçlarımı, erkek gibi kestirdiği zamanlar, içimdeki kız çocuğunu, yetiştirmeye başlayacağım o "aşık kadın"ı keşfettiğim andı o muhtemelen. erkek gibi bir annem var. şovalye yüzüğü takar. o erkek gibi kadının nasıl aşık olduğunu, rahmetli babacım, anlatır dururdu. şöyle göz altından da annemi süzerdi. annemin ilk aşkı da babamdı galiba.

    babamın işi gereği, bütün abilerim, ablalarım başka başka yerlerde doğmuşlar. ben tekne kazıntısıyım, istanbul hatırası... daha önce oturduğumuz havalı mahalleden, taşınmak zorunda kalıyoruz. babam, majör depresif ablam yüzünden, erken emekli oluyor. büyük abim, babamla aralarındaki siyasi ve kişisel çekişmeler yüzünden, alıp başını gidiyor. 10 sene görmedim abimi. küçük abim, hayalperest. şiirler yazıyor, bir işin ucundan tutmayacağı o kadar belli ki. küçük ablam, küçücükken evleniyor. büyük ablam, gerçek ve kendi kurguları arasında gidip geliyor. ara ara iyileşiyor, evde bir bayram havası...

    ve annesi uğraşmasın diye saçlarını kısacık kestirdiği o kız, bir gün mahalleye yeni taşınan bir çocukla tanışıyor. istanbul'a aslında istanbul'a çok ait olmayan geleceğini, aramaya, bulmaya gelmiş bu ailenin, biricik oğlu. ve galiba benim dışımdaki, saçları kısacık kesilmemiş diğer kızların da ilk aşkı oydu. hani biz kızlar severiz ya böyle, çok konuşmayan, sanki çok konuşmadığı için, bir derinliği olduğunu düşündüğümüz tipleri, işte öyle. o sustukça, delilik derecemiz yükseliyor. ben yine kendimi en şanslıları buluyorum. arada sırada benimle konuşuyor. ne söylediğini dinlemiyorum bile. kimsenin açmayı beceremeyeceği bir kilidi açmış gibi böbürleniyorum. tabi diğerleri, saçları uzun kızlar, beni parçalara ayırmak istiyorlar:) çok keyifliyim, daha ilkokula gidiyorum, saçlarım kısacık.

    gel zaman, git zaman, büyüyoruz. büyüdükçe uzaklaşıyoruz, aslında "büyüdükçe yakınlaşacağız" hayalleri ile hem de. en kararlı ben çıkıyorum. herkes vazgeçiyor, ben hariç. biliyorum, umuyorum, bir gün diyorum, bir gün anlayacak... anlıyor...

    aramıza yollar, şehirler giriyor, bekliyorum. hiç vazgeçmiyorum, hep umut ediyorum. annesinin uğraşmamak için saçlarını kısacık kestirdiği kız, çocukken savura savura dolaşamadığı günlere inat, beline kadar uzatıyor saçlarını, savura savura dolaşıyor artık.

    sonra... sonrası yok.

    ne zaman aşık olsa, saçları kısacık kesilmiş kız çocuğuna dönüyor, vazgeçmiyor, umudediyor...

    rüya görmüyor nicedir. rüya gördüğü zamanlarda, onu görüyor. teşekkür ediyor... kendini keşfinde, ona kılavuzluk ettiği için...

    kılavuzudur ilk aşk kadının, erkeğin, insanın...
  • masumdur.

    inanılmaz şıpsevdi bir çocuktum. babamı beğenirdim ama "aşık değildim." ilk aşkım kuzenimdi. 4 yaşındaydım ben, o ise 5. fakat bir öğrendim ki benden küçük olan kuzenimle aynı erkeği seviyormuşuz. çok bozuldum. sonra taşındık o şehirden, unuttum gitti.

    sonra kreşe verdiler beni. orada da "aşık" oldum. ama bu da kuzenimle yaşadığım gibi platonik bir aşk hikayesiydi. ayrıca kuzenime beslediğim duyguların aşk olmadığına, gerçek aşkımı kreşte bulduğuma ve ilk aşkımın bu çocuk olduğuna inanmıştım. bu arada geceleri de phil collins kasetiyle uyuyordum, zira onu da çok beğeniyordum, ne alakaysa.

    sonra ilkokula başladım. orada da bir başka çocuğa "aşık" oldum. bu arada diğerlerini unutmuştum. anneme söylediğime göre, diğerlerinin bir önemi yoktu, benim ilk aşkım kesinlikle karşımda duran sarı saçlı, mavi gözlü çocuktu.
    o değil miydi benimle evin önünde yığılmış toprağın üzerinden kayan, evcilik eşyalarımı taşıyan, benimle 3 tekerlekli bisiklet turnuvası yapan... aşıktım işte o kadar. hem de ilk defa aşık olmuştum, bana ne.
    ilkokul 1'in daha ilk döneminde, sıra arkadaşıma söyledim o çocuğa aşık olduğumu. sonra sıra arkadaşım bana hayatımda yediğim ilk kazığı attı. bağıra bağıra x y'yi seviyooo diyerek beni ağlattı. neredeyse bütün okul en büyük sırrımı duymuştu, o hariç. çünkü o sırada tuvaletteydi. ne çok çişi geliyordu zaten. oyun oynarken de hep çişe gidiyordu. oyun yarım kalıyordu işte.
    tuvaletten döndü. öğrendi sınıfta dolaşan dedikoduyu. ertesi teneffüs geldi yanıma, ben hala ağlıyorken. "ağlama" dedi bana, şeker verdi.
    sonra okul bahçesinde el ele dolaştık.
    ilk aşkımdı işte o. hem ne kadar hızlı koşuyordu, çok güzel misketleri vardı. evet kesinlikle, seviyordum onu.
    sonra yine taşındık. bir daha da görmedim o çocuğu. zaten görsem de tanımam. o da beni tanımaz, hiç bir şey de hissedemem.
    aşk değildi ki o... ilk aşk denen şey, hiç bir zaman aşk değildir ki zaten.

    en güzel ebelemece oynayan o diye, bana ağlama diyerek şeker verdi diye... bisiklet turnuvasında bana 15 saniye öncelik tanıdığı için... seviyorum sandım onu.

    evet, masum değiliz hiç birimiz. ama bir zamanlar öyleydik.
  • aşk mıdır takıntı mıdır bilemeyeceğim ama daha bebeyken en ağır travmalarla yaşadığım durum.

    efendim ben bu çocuğu anasınıfında sevmeye başladım. anasınıfı ney lan, o yaşta sevgi mi olur demeyin. çok sevdim... safinaz gibi bir şeydim ben. sıska, çiroz, oğlan çocuğu gibi amerikan traşı saçlarımla, kırmızı önlüğümle çocuğu her gördüğümde kalbim binbir çeşit taklalar atardı. çok popülerdi, bütün kızlar buna aşıktı. bu da şımarık bir bebeydi. o yaşlarda birçok kız çocuğunda olduğu gibi 2 tane çok yakın kız arkadaşım vardı. 3 kız takılırdık hep. neyse efendim ben aradan 3-4 sene geçmesine rağmen sevgimi büyüttüm hep. ulan ya ahaha. hep atışırdık sınıfta, bu bir şey derdi ben cevap verirdim falan. "allaaaam kesin beni seviyooo" diye düşünürdüm. hatırlamadığım bir sebepten bahsettiğim 3 kişilik grubumuzun arası bozuldu ve bir gün benim kulağıma çocuğun o kızlardan birini sevdiğine dair bir dedikodu geldi. ve ben ne kadar safinaz, çirozsam kız da o kadar balık etli, yanakları al al bir kızdı. o zamanlarda da hep öyle kızlar revaçtaydı. bütün erkekler onları severdi. ama ben itimat etmedim onu sevebileceğine. biz her gün sınıfta atışıyorduk nasıl başkasını sevebilirdi ki?

    bir gün günübirlik geziye gittik. millet kahvaltılık poğaça falan alsın diye otobüs bi pastanenin önünde durdu gitmeden önce. ben de indim değişik bir şey gördüm orda, sordum kadına "ne bu?" dedim. "beze" dedi. "ver bakalım 1 tane" dedim. paket yaptırdım, otobüste bi ısırdım bayıldım tadına. dur dedim bu çok güzelmiş ben bunu paketine geri koyayım, gezinin ilerleyen dakikalarında tadını çıkara çıkara yerim, sabahın köründe bitirmeyeyim. neyse gittik; ben bir şapka takmışım, tişört, şort falan giymiş gelmişim. arkadaşım olan kız da şapka takmış, beyaz elbise giymiş gelmiş. yalnız şapkalarımız da şu şekilde.

    http://www.ozdilekteyim.com/…erkek_sapka_92790.jpeg benimki

    http://www.meleklermekani.com/…ting/sapka6-8059.jpg onunki

    içimden "geziye elbiseyle mi gelinir yaa" diyorum. ama erkek kısmısı öyle düşünmüyor tabii. neyse ben pek mutluyum, dağa taşa çıkıyoruz, elime bi sopa almışım ona dayanarak çoban gibi önden önden gidiyorum falan. arkadaşım da ay ben çıkamam, düşerim diyor. ben de içten içe keyifleniyorum tabii "ehehe ne var çıkamicak yaa gel bak şuraya basacaksın" falan diye akıllar veriyorum, hava atıyorum. öyle oldukça iyice coşuyorum keçi gibi önden önden gidiyorum falan. bi baktım arayı açmışım grupla. dur diyorum beklerken şu bezenin kalanını yiyeyim. çıkarıyorum paketten, bir ısırık alıyorum. arkamı dönünce ne göreyim. kızla çocuk el ele tutuşmuş gülüşe gülüşe geliyorlar. beze boğazımda, yaşlar gözümde... ahaha yıkılmıştım yaa yutamadım o bezeyi boğazımda kaldı resmen. sonra ne mi oldu? bunlar 4. sınıf olduklarına bakmadan çıkmaya başladılar. ne çıkması lan o yaşta çıkma mı olur? çıktılar. ardından o eski 3 kişilik grubumuzdaki diğer kızla da çıktı. sonra sınıfımızdaki diğer 4-5 kızla daha çıktı. çıkıyodu durduramıyoduk. işte ben bu elim olaylardan sonra kalbimi aşka kapadım... bir daha asla sevmeyeceğime yemin ettim...... şaka lan şaka, evet sonra hiç aşık olmadım ama bu olayla ilgisi yok yani.