şükela:  tümü | bugün
  • kopartici anlardandir. salakca konusulur oradan buradan. hatta gider ayak, vedalasirken 'gorusuruz' bile denilir anlamin ici doldurulmadan. bu nezih olay, taraflardan en az birinin ayrildiktan* 5 dakika sonra, olayin bilincine varmasi ve basini duvarlara vurup, bir hafta boyunca da "keske sunu da deseydim, bunu da sorsaydim, onu da yapsaydim.." seklindeki regretlerinden sonra basariyla tamamlanir.
  • kalbinizin gercekten hangi hizla aya yol alabildigini* test ettiginiz andir. her kalp, her goz, her kulak dayanamayabilir bu sevinc yumagina. yillarin getirdigi aska olan inancini kaybetmekten sonra reenkarnasyon gibidir bu karsilasma. elbette unutulmamalidir ki tum keyif verici maddeler gibi bu karsilasma da yarattigi tum pozitif enerji patlamalarinin hemen ardindan, vucuttaki depo seratonini bir anda yaratip harcadigindan, hassas bunyeyi yorgun dusurecek ve gecici depresyona yol acacaktir.
  • masumiyeti yeniden anımsamaktır; bazen bir jestten, mimikten hatırlarsınız, bazen bir gamzeden. sonra eskiden yazdığınız birkaç cümleyi yeniden okursunuz, belki yeniden yazarsınız. ne var ki cümleleriniz eskisi kadar güzel değildir; kırık, dökük birkaç şey düşer kağıda:

    hayat onsuz akıp gitti sonra; bir tek gamzelerini anımsıyorum şimdi ve ne zaman aşık olsam o gamzelerin çukuruna düştüğümü biliyorum bir de. yıllar sonra gittiğimde, bir kız çocuğunun annesininkilerin içinde kaybolan minik elleri ne kadar büyüdüyse, bir o kadar küçülmüş buldum okulumun koridorlarını. şimdi hayatın gri koridorlarında yürürken ne zaman masumiyeti düşünsem, bilincimdeki 'mağaranın' duvarına hep o ilk ayrılığın gölgesi düştü. masumiyet "söylenmemiş aşkın güzelliğiyleydi" öyleydi.
  • seneler sonra tekrar görünce belki de büyük hayal kırıklığı yaşatan bi olay olabilir. aradan geçen zaman ilk aşkın vücudunda +20 kilo gibi bi etki bırakmış olduğunda mesela..
  • ilk askla bir hande yener klibinde* karsilasmak varmis kaderde. bir yandan "masallah hala tas gibi" denir, bir yandan da "bu ne hal be oglum, bu hallere de mi dusecektin?" denir, sonra da "vay be, ilk askim nerede ben neredeyim" diye dusunulur, bir noktada kesisen hayatlarin simdi biribirinden bu kadar uzak ve farkli olmasina sasirilir. tatli-buruk tebessum edilir, hayata devam edilir.
  • hayat senfonisinin ilk notasını hatırlama sonrası ara nağmelerin hepsinin unutulduğu andır
  • cok etkileyici bi an olmasını beklerken tam zıttıyla karşılaştığım an.ilk askımı o orman perisi halinden eser kalmamıs,bilakis belgrad ormanının yarısını yemis gibi bi hale burunmus vaziyette gorunce,''ey yıllar nelere kadirsin.''demekten kendimi alamadıgım durumdur aynı zamanda.bir zamanlar beraber eve yürüyebilmek icin türlü numaralar türettigim kızın*,sonraki gorusmemizde bana asılmak istemesi de ayrı bir yıkımdır*
  • büyümüşüm artık, koca adamların dünyasındayım... sanki çocukken dinlediğim cinli, büyülü hikayelerin birinde korku içindeyim. bir adım daha atıp, giremiyorum kapısından içeri lanetli evin. biri yanıma gelip arkasını dönüyor ve dayanamayıp dalıyoruz içeri gözlerimiz sımsıkı kapalı. hiç açmadan çığlık çığlığa koşuyoruz... vardığımızda arka kapıya etraf aydınlanmış. dönüp bakıyorum yanımdakine; gülüyor.. "ben seni tanıyorum ama nerden?" diye sorup peşinden gidiyorum... daracık, taştan, şıngır mıngır bir sokağa girdiğimiz vakit hatırlıyorum kim olduğunu. sonra yine bastırıyor ağırdan karanlık... tam sönmeden lambalar, düşük voltajlı, cızır cızır lambanın altında yanına gidip kulağına fısıldıyorum: "arada bir hatırlayıp zihninde aydınlat beni*.. bak yine kararıyorum!!"
  • zamaninda soyleyemediyseniz, ya ben var ya sana...

    diyebilme firsati yaratir.