şükela:  tümü | bugün
  • açılış müziğini kemal sunal'dan "dırınınını dırınınını dırınınırınınırı eşşoleşşek" yapmak.

    http://www.youtube.com/watch?v=vb_1iekvtug
  • ilk bilgisayar ile olmasada eve geren ilk modemle internete 146 dan girmek bunlardan birisidir, sonra fatura da bana girmişti ya neyse.
  • masaüstündeki winzip ve winamp kısayollarını diskete kopyalayıp programı kopyaladığını sanmak. (yaş 10, bilemedin 11)
  • monitörden ekran kartına bağlanan d-sub kablosunun vidalarını sıkmamak, kasayı öne doğru hareket ettirince kablonun çıkmasını sağlamak ve bir süreliğine ağlak gözler ile monitörden görüntü gelmesini beklemek. sanırım girilen en mal entry'di bu başlığa.
  • kuzenlerimle bulduğumuz gta-2 oyununu heyecanla kurup oynayamamak.crack diye birşey olduğunu bilmediğimizden sinirle oyunu 20 kere filan kurup kaldırdık ama beceremedik açmayı hala hatırlarım o hayal kırıklığını.
    birde fifa 98 i iki kişi oynardık o yıllarda gamepad filan olmadığından ,birisi klavyeden ,biride mouse kullanarak oynardı oyunu.o zamanlar öyle gelmiyordu gerçi,ama şimdi düşününce tam bir ilk bilgisayarla yapılan mallıkmış,mouse ile fifa oynamak ya sevgili sözlük,şimdi çok utanıyorum.
    (bkz: mouse ile fifa 98 oynamak)
  • autoexec.bat ve config.sys dosyalarını silmem. daha sonra dosyaları geri getirmeye çalışırken şimdi hatırlamadığım bir prompt'a y demem sonucu yutoexec.bat diye nur topu gibi bir dosyaya sahip olmam. yine aynı bilgisayarda yaptığım bu mallıklar sonucu system disketinin üzerine yüklediğim sensible soccer'ın bilgisayarı açmak için tek yol olması.
  • çoğu yazar "en büyük mallık benimki" diye belirtmiş ama arkadaş, en büyük mallık budur;

    ilkokul 2 bitmişti bilgisayar aldı babam. tam 14 sene geçmiş üstünden. arkadaş çevremde tek bilgisayarı olan çocuk benim. var mı böyle bir hava aman allahım nasıl götüm kalkık dışarda gezerken.

    neyse işte, bilgisayarı aldığımız yerde de bi fevzi abimiz var. ailesi bizim köydenmiş falan, cüzi bi ücrete gelip bana bilgisayar dersi verecek. saati de 5 liraydı hatta çok iyi hatırlıyorum, haftada 4 kez gelirdi. anlatırdı klasör nasıl açılır, programlar nasıl silinir, yazılar nerden yazılır falan filan ama benim aklım oyundaydı haliyle, hiç dinlemezdim.

    tek bilgisayarın bende olmasının vermiş olduğu götü kalkıklığın yanında, bilgisayarı bozarım diye de feci bi korku vardı içimde. dışı seni yakar içi beni durumu tam olarak. bozulacak diye korkudan 3-4 gün açamadığımı bilirim o bilgisayarı. hatta annem oğlum oynasana o kadar para verdik falan derdi o derece. şimdi başından kalkamıyoruz.

    neyse bi gün babam geldi, şunları yaz, çıktısını al iş yerinde lazım diye. tamam dedim ancak büyük bir sorun var. yazmamı istediği yazıda rakamlar bulunuyor. evet rakamlar. o kadar korkuyorum ki bozarım diye, klavyenin sağındaki rakamları görmüyorum, harflerin üstündeki rakamları görmüyorum. şaka gibi amk. düşündükçe moralim bozuluyor. hal böyle olunca aradım fevzi abiyi, "fevzi abi yazı yazıcam da rakamları bulamıyorum onlar nerde ya" diye sormuştum, o da "klavyede sağ tarafta" diyip bi "hıh" sesi atmıştı aşağılarcasına. telefonu kapattım, içimden "ulan hakkaten rakamlar orda ya, niye arayıp sordum" diye içim içimi yemişti.

    bu olaydan sonra da babama bilgisayar dersi almak istemediğimi söyleyip iptal etmiştik o olayı.

    2. aptallığım iste, gene o yıllarda geçti. küçük bi şehirde oturduğumuzdan oyun satan yerler falan hak getire. ankara'ya halayı ziyarete gelmişiz. bi tane oyun satan yer gördüm, babamın kolunu çekiştire çekiştire zorla soktum oraya. adam oyunları anlatıyor işte bana. bi tane oyun gösterdi, "o kadar iyi oyun ki tarladaki ürünlerin rüzgarda sallandığını bile görebiliyorsun" dedi ve kalbimi fethetti amk. o günün parasıyla 45 lira ödettim babama. vay aklımı sikim.

    neyse geldik eve, oynuyorum oyunu ama nasıl keyif alıyorum anlatamam. arkadaşlar gelip izliyor (o ara korkumu yenmiştim) hava atıyorum çocuklara falan filan, bebeyiz işte.

    o aralar benim kuzen de internet cafelere feci sarmış. beni de götürdü bi defa. gider gitmez oyunlara baktım tabi, aradım taradım benim aldığım oyun yok burda. hemen ticari zekamı(!) konuşturdum, internet cafenin sahibine gidip, "abi bende böyle böyle bir oyun var, tarladaki ürünlerin rüzgarda sallandığını bile görebiliyorsun" dedim. mekanın sahibi de tav oldu bu cümleye amk. nasıl büyülü bi cümleymiş böyle. tamam sen getir, her kurduğumuz masa başına 5 lira veririm dedi. 10 masası ya vardı ya yoktu, ama her türlü zararı karşılarım diye düşündüm, tamam dedim.

    geldim eve cd'yi almaya ama adama orjinal cd'yi vermek istemiyorum. malıma çok sahip çıkardım o zamanlar aferin bana. kuzen dedi ki gidelim bunu fevzi abide kopyalatalım. hay amını siktiğimin fevzisi. gittik fevzi'ye, kopyalattık cd'yi. zafer edasıyla cafe'nin yolunu tuttuk. cafe'ye gittik cd çalışmıyor haliyle. adam başından savdı tabi bizi hemen. üzgün üzgün evin yolunu tuttuk, moraller bozuk, oyunu oynayıp kendimize gelelim dedik. dedik ama orjinal cd'yi kopyalamaya çalıştığımız için o da bozulmuş amk. yaptığım aptallıktan hiç bahsetmemiştim babama ama hala içimdedir acısı...
  • bilgisayar sayılmaz pek, ama zamanında babamın işyerindeyken yalvararak kullanılmayan bir klavyeyi aldırıp eve getirtmiştim. sadece klavye var önümde, monitör vs. yok. f16 ismi de haberlerde falan sürekli duyduğum bir şeydi. neyse klavyenin üstündeki f ile başlayan tuşların her birini bir uçak zannedip pilotçuluk oynuyordum. pilot olarak kuleye uçağımın modelini söylüyordum, kule f4'e basarak bana izin veriyordu. bu arada söylememe gerek var mı bilmiyorum ama kule de bendim. evet baya maldım.
  • kuzenin bilgisayardan anlaması ve ilk bilgisayarı onun toplaması. buna uygun kaliteli bir kasa seçiyor ve kasanın baya işlevsel özellikleri var. ben tabi mevzuya pek hakim olmadığım için önceden gördüğüm ve bildiğim gibi hareket ediyorum. usb girişleri için sürekli kasanın arkasını kullanıyorum. kasanın özel tasarımında ön tarafında açılan bir kısım var. bu kısım içinde duran 4 tane usb girişini 1 sene sonra tesadüfen farkettim.
  • çoğunlukla komik mallıklardır.

    internet kafeye gidip fifa 99 oynayıp tutkunu olduktan sonra "acaba bu oyun nasıl yükleniyordur?" diye sordum kendime. sonra düşündüm, sonuçta masaüstündeki ikona çift tıklayınca oyun çalışıyordu. evde de disketim vardı bir tane.

    disketi aldım, heyecanla internet kafeye gittim. sonuçta internet kafeye ait bir oyunu izinsiz kopyalayacaktım. korkuyordum başıma bir şey gelecek diye. en sote bilgisayarı seçtim. disketi cebimden yavaşça çıkarttım. bilgisayarın disket sürücüsüne soktum. operasyonun ilk adımı başarılıydı. sonra masaüstündeki ikona sağ tıklayıp kopyala sekmesini işaretledim. disketi açtım, sağ tıklayıp yapıştır dedim. çok kısa bir sürede aktardı oyunu. "iyiymiş." diye düşündüm. sonuçta teknoloji gelişti. oyunu çok kısa sürede kopyalayabiliyorum.

    disketi yavaşça çıkarttım. masadaki adamın yanına gidip internet kafe parasını verdim. "işte bu." dedim kendi kendime. operasyonun ikinci adımı da başarılı.

    heyecanla internet kafeden çıkıp eve doğru yürümeye başladım. o 10 dakikalık yolculuğu anlatamam. içim kıpır kıpır. delisi olduğum oyunu evimde oynayacaktım. kapıyı heyecanla çaldım. annem kapıyı açıp beni görünce, "ne oluyor öyle alacaklı gibi girdin içeri!" dedi. ben de " bir dur anne, işim var şimdi, anlatamam." dedim.

    bilgisayarımın düğmesine bastım, heyecanla açılışını bekledim. sonrasında disketi taktım. ikonu kopyalayıp masaüstüne yapıştırdım. heyecanla ikona çift tıkladım. bir uyarı ekranı çıktı. bir şeyler bir şeyler yazıyordu. anlayamadım ne yazdığını. bir daha tıkladım, olmadı. bir daha, olmadı.

    sinirle internet kafeye geri döndüm. internet kafeci abiye "bu oyunu kopyalayıp eve götürdüm ama çalışmıyor, neden olabilir?" dedim. adam nasıl kopyaladığımı sorunca anlattım. adam gülmeye başladı. rahat bir 5 dakika güldü. sonra oyunun kurulum dosyalarının ancak cd'den yükleneceğini, oyunun diskete sığmayacak kadar büyük olduğunu söyledi.

    halen hatırlar ve gülerim. oyunun fiyatını soruşturmuştum, korsanı 10 milyon lira gibi bir şeydi o zamanlar. tam fakirlik belirten hareketlere örnekti. korsanını alacak paramız yoktu, bilgisayarı bile almanyadaki akrabamın gönderdiği parayla almıştık.

    şimdilerde o çocukluk günlerimi çok özlüyorum.
hesabın var mı? giriş yap