şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: original sin)
  • pink flamingos filminde adam kadına şöyle der;

    - seni ilk günah fikri kadar çok seviyorum.
  • on sekizinci yüzyılda yayımlanan temel biyoloji kitabının içinde yar alan ilk derste şöyle söyleniyor: “adem’in baştan çıkması hepimizi günahkâr kıldı.” ama artık yirmi birinci yüzyılda baştan çıkmak için cennet bahçesi’ndeki adem olmaya hiç gerek yok! çünkü günümüzde cennet bahçesi siberuzay kavramına dönüşmüş, adem imgesi ise global network şebekesine bağlanabilen tüm kullanıcıları kapsayacak biçimde genişlemiştir. kutsal kitap’ta bilgi ağacı’nın meyvesini yiyen adem, belki de her şeyi bilmek isteyen insanoğlunun bu en masum arzusunun günahkârlığına bulanmıştır ve cezası da dünya gezegeninde bir tür sürgün hayatı yaşamaya mahkum edilişidir. oysa, her şey olmak isteyen yeniçağ insanının cenneti siberuzayda ne bir sürgün ne de günaha girme tehditi vardır. sadece, internet servis sağlayıcıya ödenecek küçük bir bağlantı ücreti karşılığında, siberuzay’da dileyen herkes dilediği her şey olabilir!
  • genesis (yaratılış) kitabının 2. ve 3. bölümlerinde anlatılan, yılanın havva'yı yemeye, havva'nın da adem'i dalından koparmaya ikna ettiği, yiyenlere doğru ve yanlışı bilme yeteneğini kazandırdığı için yenmesi yasak meyveleri olan "vicdan agaci"nın meyvesinin koparılması hikayesidir. bu yüzden acılı doğumla lanetlenmiş insanoğlu, kitaba göre...
  • rousseau'nun reddettiği, hiristiyanlığın insanın şeytani ve kirlenmiş bir eğilimle doğduğunu varsayan kavram.
  • (bkz: düşünmek)
  • sevgili jean jacques,

    değerli abicim, bu mektubu sana tatlı bir sitemle yazıyorum. sen neden ilk günahı değerlendirirken böyle celallendin be üstadım? şu meseleye kavramsal düzlemde bir baksaydın ya. ne de olsa sen de "doğal durum" derken benzer bir hipotetik durumdan bahsediyordun. yoksa diğer konularda söylediklerin gibi bu da mı çarpıtıldı?

    şimdi abicim, o kavramsal düzlemde insan doğayla dolayımsız birlik içindeyken, arzularıyla da birdi. ama sen de biliyorsun ki orada duramadı. mesela arzuları arasında bir seçim yapabileceğini fark etti. bu farkındalık kendinde sonsuz ancak boş bir potansiyel olsa bile, onu doğaya geriye dönülmez bir biçimde yabancılaştırmıştı. insan yaşamını sürdürmek için seçim yapmalıydı. ama seçim yapınca önce bütün o arzuları içinde barındıran kendi evrenselliğini yadsımalı, ardından o sonsuz olanaklılıklardan biri hariç hepsini daha doğmadan öldürüp sonra da o seçtiği ama ona hâlâ dışsal olanı kendindeliğinden sökerek özümlemeliydi. bu insan bu günahı işledi, ama işlemese insan olamayacaktı. aksinin mümkün olduğunu söyleyen hippilere nostaljiklere güldüğünü ikimiz de biliyoruz. bu günahı işlemeden, en boktan, en ucuz haliyle bile özgürlüğün ne olduğunu anlayamazdık. bir de abijim, bu orijinal günah olmadan bu din bu kadar tutar mıydı be?* hâlâ niye bu kadar tutuyor, onu bana sorma. sen de az değilsin, güya dogmatik hıristiyanlara karşı duracağım diye emile'de "herkes yetiştirildiği dinde kalsın bence" falan demiştin. halt etmişsin. bak işte, sadece hıristiyanlar değil, ilk günahtan beslenen diğerleri de aynı yerde kaldılar, iyi mi oldu? hâlâ ahlakın nedeni ilk günahın yükünü sırtlamak zorunda olmak, dolayısıyla temeli de ödev bilinci olarak görülüyor.

    bu arada emile demişken abi, müjdemi isterim, haberler iyi. senin şu "her şeyin başı eğitim" motton bir tuttu ki sorma. herkesin ağzına yapıştı. gerçi sakallının teki çıkıp "lan iyi de eğitimcileri kim eğitecek" diye sorunca biraz söndü senin hava ama, merak etme, fazla yayılmadı bu soru.

    sadık köleniz,
    conatus
  • ingilizcesi "original sin" olduğu için, daha güzeldir. orjinaldir.

    zira, ondan sonraki bütün günahlar "kopya"dır. en original olanı, ilk günah'tır.
  • anaksimandros varlığın kökenini sonsuz, belirsiz, dolayımsız bir ilkeyle tanımlar.* her şey bu evrensel ve soyut ilkenin tikelleşmesiyle varlık bulmuştur. şey, somut bir yaşam uğruna tikelliği ve belirlenimi seçer. bunun sonucu olarak da sonluluğa ve "bir gün her faninin tadacağı" ölüme katlanmak zorundadır. william desmond, ilk günah fikrinin ta buralardan türetildiğini ve bunun aslında* ontolojik bir günah olduğunu öne sürer*. heidegger de bu konuda bir şeyler söylemiş ama, yoğuşamıyorum ki yazayım...