şükela:  tümü | bugün
  • sevilen ya da en azından sevileceği zannedilen yeni işin ilk gününde yaşanan terslikler silsilesinin genel kapsamlı özet cümlesidir. gün heyecanlı bir pazartesi olarak başlar, traş olunur, güzel giyinilir, külüstür ama emektar arabaya atlanıp, köprü trafiğine çıkılmasıyla devam eden gün o ana kadar sıradan gibi gözükmektedir. hız ile pek alakası olmayan emektar külüstür ansızın hızlanmaya başlar, hızlandıkça hızlanır, ayak gaz pedalından çekilir ama artık bir gaz pedalı yoktur, arabanın gaz pedalı basılı halde kalmıştır. boşa alınır ama motor patlamak üzeredir, zar zor sağ şeride geçilip motor kapatılır. ilkiş günü olacak iş mi bu diye düşünülürken imdat meleği bir tamirci yanda belirir. aracı tamir eder. ancak şanşsız taze işli azınlık, pantolonları karıştırdığını ve yanında para olmadığını hatırlar. zar zor ikna edilen tamirciye borç takılır. bu esnada mesai başlayalı 1 saat olmuştur. hemen ardından 1.5 saat gecikme ile tanışma toplantısına gelinir. rahat tavırlar sergilemeye çalışan taze işli bir bardak su almaya çalıştığı damacanayı ölesiye pompalar. neye uğradığını şaşıran damacana iki litre su fışkırtır. bardak dolduktan takribi bir dakika sonra halen akması münasebetiyle, gelecekte yeni mesai arkadaşları olacak tüm arkadaşların ayakları göl içinde kalmıştır. bu andan akıllarda "siz de su alacaksanız acele edin bakın akıyor" cümlesi kalır.

    tanışma toplantısının ardından ertesi gün işe başlamak üzere eve yollanır tüm taze işliler. bu yarım gün boşluğu taksimde değerlendirmek isteyen şanşsız genç istiklalde yürümeye başlar. ansızın bir gürültü duyar ve koşan biri dikkatini çeker. günün şanşızlığını atmak ve kahraman olmak için ani bir refleksle koşan adamı yakalayıverir. kapkaçcı, hırsız, gaspçı yakaladığını düşünen genç adam korku dolu gözlerle kendine bakan acelesi olan akranını görünce yaptığı büyük hatayı anlar. istiklal hep kalabalıktır, istiklalde hep birileri bir başkasına bağırır ve istiklalde hep birileri koşar. özür dileyip adamın koşmasına izin veren şanşsız genç günün hiç bitmeyeceğine inanmaktadır. ama bitmiştir.
  • size verilen vaatlerin yerine getirilmesinde şüphe uyandıracak hareketlerle karşılaştğınızda zaten sıkıntılı olan ilk gün iyice canınızın sıkılmasına sebep olur ve içinizden hep aynı soruyu tekrarlarsınız "nerden düştüm ben buraya" ve "ama bana böyle denmemişti".
  • sürekli yüzünüzde aptal bir gülümseyişle herkese şirinlik yapmanızla, vuku bulan durum
  • koca kapının pervazıyla birlikte elinde kalmasıdır. artık nasıl bir öküzsem...
  • lodos fırtınasından dolayı ada vapurlarının çalışmaması suretiyle adada mahsur kalıp işe gidememek.

    (bkz: dakka bir gol bir)
  • size abilik/ablalık yapmak isterken abartan tiplerle "nerden düştün buraya" tipliler arasında çıkan tartışma, 2 stajyerin ağır yaralanmasıyla son bulur.
  • öncelikle bu facialar bütünü müdürünüzle başlar, müdürünüzüm iş başvurunuzda ve yarın gel başla cümlesini kurarken takındığı o şeker tavrı ilerleyen günlerde bulamazsınız.
    eğer kurum sahibi yani işletmeci de aranızda dolaşmaktaysa ondan korkmayın, o sizle arasını hep iyi tutacaktır çünkü müdür işletmeciyle personel arasındaki köprüdür. neyse konumuz bu değildi.

    bu facialar bütününü müdür ve personel olarak sıralamaya kalkarsak ömür boyu bi liste olur yani bitmez. en iyisi ben size ete kemiğe bürünmüş bir facia hikayesi anlatayım:

    "r." down sendromunlu 14 yaşında kendini erkek zanneden bir kız çocuğudur. 6 ay başka bir kurumda eğitim görmüş ve tekrar ilk başladığı kuruma dönmüştür. bugün de benim ilk iş günüm olması münasebetiyle ve kurumda tek okul öncesi öğretmeni ben olduğum için "r." bana derse geldi..
    ders ki ne ders ! *

    "canım yeni öğretmenim tralalalaaay" nidalarıyla birlikte sınıfa girdik. "r." ile ufak bi kaç çizgi çalışması yaptık, ne düzeyde olduğunu görmek için. sonra şarkı söyletmek niyetindeydim ki bir de baktım kız yok !
    baktım çıkmış gitmiş bi bisiklet bulmuş 3 tekerli "i want to play a game" diyerek dolaşıyo boş koridorda. psikolog arkadaşla bi süre peşinden koştuk zar zor sınıfa soktular sağolsunlar sonra bi baktım yine yok kız. bu defa bahçeye kaçmış park halindeki arabaları yumrukluyo maganda. onu kovalarken bi baktım arabaların etrafında köşe kapmacaya döndü iş, dedim gel buraya kızıyorum ! yok yemedi. lütfen gel dedim, yine olmadı hatta ters tepti arabaya tırmandı king kong gibi. onu indireyim derken jet li edasıyla bana bi tekme savurdu kerata, dizden yedim darbeyi şerefsizim. ben dizimi okşarken baktım hanım yan bahçeye kaçıyo. gittim peşinden mecbur. girdi garaja. çı dersin yok gel dersin yok. üstüne yürüdüm. garajda yeni yapılan 2metrekarelik ufak bi yer vardı oraya girdi. orda asıkıştırdım hanımefendiyi. çeke çeke çıkaramadım. çalışan başka birilerine bağırdım da gelip çıkardılar. canım cicim hiç fayda etmedi..

    neyse efendim bu da böyle bi fiyasko, bir facia, bir anımdı.. ilk iş günü anım..
    yaşasın özel eğitim merkezleri. yaşasın kaçan göçen öğrenciler.
    hepsini seviyorum.
  • tam olarak ilk iş günü sayılmasa da ilk para kazanma aktivitem olduğu için buraya yazmaya karar verdim bu entry'i (girizgah yapma zorurnluluğu hissettim.)

    öhöm.

    sıkıntıdan dert yandığım bi günde gelen bi telefonla en azından zamanım dolar diye (parayı hiç düşünmem.) anket işine girdik bi arkadaşla. anket yapmadan üniversite hayatını bitirenlerden olmayalım dedik ; dedik de iyi mi ettik orasını bilemiyorum.

    bi süpermarketin müşteri memnuniyeti anketleri , anlattılar şöyle yapacaksınız, bunu soracaksınız diye. aldık anketleri elimize çıktık kasaların önüne bekliyoruz.

    gözüme bir kadın kestirdim aldığı votkayı çantasına koyuyordu. içimden bu yapmaz ama bi şansımı deneyeyim dedim. denememeliydim!

    wayyyyy ilk sorduğum kişi kabul etti dedim içimden , ballı mıyım neyim …hayır, ballı falan değildim.

    kadın rus çıktı.

    türkçesi yarım yamalak yarı türkçe yarı ingilizce götürüyoruz işi. başlamışız bi kez anketi bırakamadım da. neyse biz aramızda anlaşmaya çalışırken kadının telefonu çaldı. arayan kocasına ne yaptığını açıklayamadı telefonu bana uzattı. ben şaşkın aynı zamanda dumur!!!

    adama anket yapıyoruz sadece , merak etmeyin tarzı şeyler söylüyorum.

    devam ediyoruz ankete, kadın bu sefer sigara içicem dışarı çıkalım diyor. tamam diyorum çıkalım. çıkıyoruz dışarı ,bu sefer de ağlamaya başlıyor karşımda . “allah’ım” diyor iç sesim “allah’ım; neden ben?”
    meğer kadın bir önceki gün kız kardeşini kaybetmiş. “vakit geçirmek için yapıyorum bu anketi” diyor. “bi önemi yok benim için.” geçmiş olsun gibi şeyler zırvalıyorum . ama aynı duyarsızlıkla “şarküteri ürünlerinden memnun musunuz “ diye sormaya devam ediyorum. o an anlıyorum bu iş hayatının hiç duyarlı olmadığını. (ya da duyarsız olan bende olabilirim.)

    iş hayatına "merhaba" diyorum kendimce.

    daha sonraki günlerde biri koreli olmak üzere 4 yabancı daha buldum mimaroba’da. güldüm geçtim kendime. ilk günün tecrübesi ile hiç anket yapmaya başlamadım onlarla. teşekkürümü ettim yollarından çekildim.

    sonradan da güldüğüm çok olay oldu. “mimaroba’nın haramidere’den ne eksiği var!!! demek ki burayı küçümsüyorlar” diye bana bağıran teyzeyi de hiç unutmadım.

    ucundan kenarından da olsa böyle adım atmıştım iş hayatına, ilk günden nasıl adapte olduğumun hikayesidir.
  • 2 hafta önce yasadığım durumdur.

    son derece özenerek okula yeni başlayan çocuk gibi bir gün öncesinden giyeceğim keten elbiseyi ütülemiş, evde olanlar içime sinmediğinden yeni bir ayakkabı ve çanta almış ilk gün için hazırlıklarımı tamamlamıştım. malumunuz istanbul çok sıcak, bir de ilk iş günü stresi falan derken vücudum ne kadar su barındırıyorsa dışarı atmaya karar vermiş olacak ki, iş yerine gidebilmek için yürüdüğüm 15 dakika mesafede o güzelim keten elbisem ter içinde kalmış ve kumaşın üstünde su birikintileri olarak kendini afişe etmişti. iş yerine geldiğimde biraz dışarıda oyalanayım da kurusun üstüm diye düşünürken fark ettim ki elbisemin hali her geçen dakika daha vahim bir hal almakta. hamama giren terler düsturuyla yola çıkıp göte giren şemsiye açılmaz felsefesiyle klimalı ofise girdiğimde ilk izlenim önemlidir klişesinin doğru olmaması için içimden tüm duaları ediyordum.

    klima altında serinledim, elbisem kurudu ve kendi kendime dedim ki: 'cimrilik yapmasaydın da taksiye binseydin amk!'