şükela:  tümü | bugün
  • 2007'nin yazında, üniversite sınavına girdikten sonra evimize yakın bir otelde komi olarak çalışmıştım. bir ay dayanabildim sabah sekiz akşam on it gibi çalıştırılmaya.
    günüm dolduğu anda çıktım işten. elimde maaşım olan 500 lira ve topladığım bahşişler vardı. onları da bozdurunca toplamda 682 lira yaptı.

    annemi yemeğe götürdüm ilk maaşımla. hesap gelince, annem aldı önümden. ''hayır, yemek benden. burdan çıkınca bir yere gideriz, içecekleri sen alırsın.'' dedi. ne kadar ısrar etsem de, ödememe izin vermedi.
    sonra gittik bir cafeye. ben meyve suyu söyledim. annem istemediğini söyledi. ben bi şey iç çay iç şeklinde ısrar edince, kahve aldı.
    altı lira verdim orda. ''gerisini üniversite için sakla, canının istediği şeyleri alırsın. gerekli olanları ben hallederim.'' dedi annem.

    kendi alın terim olan 676 liraya bir süre hiç dokunmadım. cüzdanın diğer bölmesinde, keyfim için harcayacağım bir para olarak yerini aldı. ama keyfim için harcayamadım ne yazık ki.

    devlet yurduna yerleştim. tek çocuk olmanın verdiği bir şey mi bilmiyorum ama bir odada dört kişi olunca uyuyamadım. iki hafta boyunca uykusuz şekilde dolandım. duşlarda perde olmadığından, sadece bir kere gecenin dördünde herkes uyurken, o saatte sıcak suyun olmaması sebebiyle buz gibi suyla duş alabildim. yemeklerinin tümü vıcık vıcık yağ olan yemekhanede sadece ekmek ve meyve yiyebiliyordum. beslenmemi tamamen merkeze gidip, bu yemekleri insan yiyecek diye düşünebilenlerin yaptığı restoranlardan sağladım o süre içinde. yurtta bir çift ayakkabımı ve üzerime zimmetli olan kyk'nın battaniyesini çaldırdım. iki haftanın sonunda, o battaniyeyi yurttan çıkarken -haliyle- teslim edemediğim için, depozitomu geri vermediler.
    ama sorun değildi, nasıl olsa ev bulmuştuk bir sınıf arkadaşımla ve yurt çilesi bitmişti.

    bu kızla beraber bulduğumuz ev, o zamanlar şehri tanımıyor oluşumuz sebebiyle hayli tuzlu oldu. 500 lira kira, 50 lira ortak gider, dört aya bölünmüş yakıt parası da aylık hiç unutmam 269 dolardı. doları da türk parasına çevirince, aylık toplamda 880 lira civarı ediyordu.
    eve çıkmamızın ertesi günü kızın annesi geldi. on adımda çirkefliğin püf noktaları adlı bir kitap yazsa, milyonlar satabilirdi.
    bir de salak gibi sevindim kadın gelince. hani anne ya. anneler melek olur ya...
    ortak alışverişe çıktığımız gün anlamalıydım aslında kadının ne mal olduğunu. (isim vermek yanlış olur, sallıyorum kızın ismini) sürekli bir ay ebru onu yemez ay ebru bunu yemez. ebru nerde derseniz, ebru evde ders çalışıyor. vizeler başlayacak birkaç ay sonra.
    neyse bütün yiyecek alışverişi ebru'nun yemeyi sevdiği şeylere göre yapıldı. hayatımda hiç üç kuruşun lafını eden bir insan olmadım. kendimi övmek için söylemiyorum ama tamamen zıt insanları görünce, insan kendi duruşuyla arasındaki uçurumu çok net kavrayabiliyor.
    benim asla ağzıma koymayacağım şeyler de alınıyor o alışverişte. o yüklü miktar ikiye bölünüyor. ben kendi sevdiklerimi ayrı ödüyorum.

    akşam yemeği zamanında, kadının iki kişilik yemek yapmış olduğunu görüyorum. kendisi ve ebru için. sorun değil diyorum, onlar yemeklerini yerken ben kendi yemeğimi yapıyorum. ben yemeğimi yerken kadın çay demliyor. ayrı ayrı demlenmesin, sen de burdan iç diyor.
    bulaşığımı yıkayıp, ders çalışmak üzere odama gidecekken, kadın biraz konuşalım diyor. tamam diyorum. oturuyoruz masaya. ebru kendi odasında ders çalışırken, biz annesiyle kim hangi eşyayı alacak diye konuşuyoruz.
    sonunda, buzdolabını ben, çamaşır makinasını onlar alacak şeklinde kararlaştırıyoruz. anneme telefon açıp söylüyorum. tamam, gidin beğenin ben parasını yollayayım diyor. beğendiğimiz dolap 740 lira. iki gün sonra annem parayı gönderecek.

    ertesi gün eve geliyorum, kadın çamaşır makinasını aldığını söylüyor. arçelik'in merdaneli çamaşır makinalarından gördünüz mü hiç dostlar? ben de ilk o gün görmüştüm. ev sahibinin kullanmadığı şeyleri yığdığı deposundan alıp getirmiş. suyunu falan kendin ekliyorsun böyle, sonra sıkma işini de kendin yapıyorsun. o durumu eşitlemek için, alıp getireceğim tek şey tel dolap olurdu.

    + teyze hani çamaşır makinası alacaktınız?
    - e aldım işte?
    + hmm
    - sen yarın alıyorsun değil mi buzdolabını?
    + (iç ses: bi siktir git) siz çamaşır makinası aldığınızda, tabi ki.
    - ne demek o?
    + iyi akşamlar size.

    annemi arayıp durumu anlattım. gönderme dolap parası falan, almıyoruz dedim. tamam sen nasıl istersen dedi.

    sonraki haftalar, kadının yaptığı ufak hesaplara içimden sinir krizi geçirmemle geçti. kendi paramla aldığım şeyleri pişirirken bile, mutfağa gelip ''aa yine mi yemek yiyorsun? tüp bitecek.'' demeler, bu tavırlar yüzünden evde yemek yemeyi kestiğim halde, kapıdan içeri girdiğimde ''işte ben de bugün iki ekmek aldım...'' diyerek, yemediğim ekmeğin dahi parasının peşine düşmeler... çok geldi içimden ama diyemedim ulan orospu -böyle anaya denir, hiç kusura bakmayın- sen tüm gün çay demliyorsun, yemek yapıyorsun tüp bitmiyor mu? sen de bu evde yaşıyorsun su kullanıyorsun elektrik harcıyorsun, barınıyorsun da neden her şeyi ikiye böleceğiz? demedim. lan denir mi bunlar? bu kadar ufak hesabın peşine düşülür mü? bu neyin terbiyesi? kim yetiştirdi seni çirkef?

    en son, bir gün okuldan geldiğimde, biraz sessiz hareket ettim sanırım, kadını odamda eşyalarımı karıştırırken yakaladım.

    + ne yapıyorsun sen teyze?
    - (çifkef modu) ay bakıyorum. niye bakmayayım? ebru'yla aynı evde kalıyorsun sonuçta. ne bileyim senin hap falan kullanmadığını ben?
    + üç gün sonra bir ay doluyor. siz mi taşınırsınız ben mi taşınayım düşünüp karar verin. çıkın odamdan.

    ertesi gün okuldan geldiğimde, görüyorum ki kadınla ebru eşyalarını toplayıp gitmişler. ve bana hiç ödeme yapmadan, bir ay boyunca kaldıkları evin ortağı olan bana...
    gidip ev sahibiyle konuştum. kadının adama bıraktığı para; 100 lira kira, 10 lira faturalar için ve 20 dolar yakıt.
    gelen faturalar 60 lira civarıydı.
    yani şöyle söyleyeyim; evin bir aydaki her şeyiyle toplam ödemesi 940 lira. kadının bıraktığı 135 lira.
    470 lira bırakması gerekirken bıraktığı para sadece ve sadece 135 lira. kalan 335 lirayı bana kitleyip gittiler yani anlayacağın. ölür müsün öldürür müsün hadi bakalım...(ebru'yla o kadar tartışmamıza rağmen, o parayı alamadım.)

    anneme durumu anlatmaya çalıştım, baktım sinirleniyor, söyleyemedim bu kadar borç taktılar diye. o 335 lirayı kendi alın terimle kazandığım paradan ödedim. nerdeyse 18 gün boyunca it gibi çalışıp kazandığım paraya denk geliyor otelden aldığım.
    ve bu ebru'nun annesi olan orospu, arazi zengini bir kadındı. kendisi emekli öğretmen, kocası okul müdürüydü. kirada dört evleri vardı. kendisi anlatmıştı. bana ise, babam olmadığı için, günde saatlerce ayakta dikilip kazandığı parayı yollayan tek kişi vardı o da annemdi.

    ilk maaşımla kendime keyfim için aldığım tek şey, yatağımdı. diğer ev eşyalarımı annem almıştı.
    bir arkadaşımla apar topar, ucuzundan bir ev bulduk. o gün taşındım hemen. yeni girdiğimiz evin sahibi, kirayı peşin istiyordu.
    2 lira ayırdım cebime. geri kalanını arkadaşa verip, annem para gönderince verebileceğim gerisini kusura bakma dedim. hiç sorun yapmadı.

    ilk maaşımdan bana kalan o son 2 lirayla, açlıktan artık başım dönene kadar dayandıktan sonra, gidip tavuk döner ve ayran aldım.
    o döneri yerken sinirden, onca çalışmamın böyle saçma sapan yerlere gitmiş olmasının, kazıklanmanın verdiği üzüntüden, hıçkıra hıçkıra ağladım.
    senin adaletini s.keyim dünya, böyle işin .mına koyayım laflarının ağzımdan ilk çıktığı gün olarak not düşüldü tarihe.
  • anneme alyans almak. beni ankara'da okutmak için alyansına kadar satmak zorunda kalmışlardı ailem maalesef, okulu bitirip stajyer avukat olarak ilk kazandığım maaşımla yaptığım ilk iş annemin alyansını almak oldu.
  • yaş 21, ekim 2007, 450 tl maaş aldım. anneme, babama, kız kardeşime 50'şer lira verdim ve eve gelmeden önce 100tllik erzak aldım. sonra babamın kredi kartını alıp kendime 6 taksitle nokia n73 telefon aldım. 100 tl daha babama verdim. 100 tl param kalmıştı 2 gün içinde o ilk maaşım bitti. o zaman anladım işte 1 ayın ne kadar uzun bir süre olduğunu, emeğin ise ne kadar değersiz...
  • tuttuğum evin iki aylık kirası ve depozitosunu vermiştim. kalanıyla da 12 aylık senet yaparak bi çamaşır makinası bir de yatak almak istemiştim. yatağa para yetmeyince halı aldım. ilk gece o halının üstünde uyudum. sonra belim tutuldu. hangi akla hizmet çamaşır makinası aldım, niye önce yatak almadım onu halen çözebilmiş değilim.
  • ben benimkini çaldırmıştım. 8 yıl olmuş vay be. evet. ilk maaşımla yapılanlar bir başkasına ait! hiç bilemeyeceğim. ne yaptı hakaten acaba? umarım çok eğlenmemiştir göt.
  • anneme bulaşık makinası almıştım ahdım vardı, sonra pek bişi kalmamıştı maaştan, ama olsun, sevinçten ağlatmıştım ya o yeter, 12 senedir hala kullanıyor.
  • ilk maaşımı istanbul'da aldım. hemen atlayıp ankara'ya geldim ve hepsini babama verdim. ama hepsini. hani sorsalar istanbul'a nası dönecen diye -ki babam sormuştu- şov peşindeydim, ekmek kazanıyordum ve sekiz köşe kasketiyle babam bunu görmeliydi. takribi 10 dk. sonra paranın yarısını geri aldım. zaten babam da kasket takmazdı.
  • en küçük dayım üniversiteyi bizde kalarak okumuştu. hayatımın bütününün şekillenmesine etki eden çok güzel bir dört yıldı. mesleğe ilk atandığından evlenene kadar da bizde kalmıştı. öğretmenliğe atandıktan sonra aldığı ilk maaşla da eve yaş pasta alıp gelmişti. bizim ev için olağanüstü bir gündü. çünkü evimize ilk yaş pasta o gün girmişti. hem de damla çikolatalı. sevinçten havalara uçtuğumu hatırlıyorum. sonra yer sofrasına oturup o mutlu anı bekliyorduk. yaş pastanın dilimlenip tabağımıza koyulması gerektiğini de o gün öğrenmiştim. yıllar geçti. mesleğim gereği taşınmak zorunda kaldığım şehirde, bu sefer en büyük dayımın yanında kalmaya başlamıştım. ilk maaşımın yatacağı günü sabırsızlıkla beklemiştim. o ilk maaşla ne alacağımı aslında çok iyi biliyordum. işten çıktım, heyecanla pastaneye gidip yaş pasta aldım. hem de damla çikolatalı. maaşımla yaptığım ilk icraat bu oldu. insanlık için küçük ama benim için çok büyük bir şeydi.
  • sanırım 15-16 yaşındaydım. yazın stajımsı birşey yapmış, ilk ayın sonunda bugünün parasıyla 300 tl civarı birşey kazanmıştım.

    parayı sımsıkı tutup eve giderken hayaller kuruyordum. gitar alırım. belki cd player. (o yaşta b tipi likit fonu düşünen varsa kafasını skeyim zaten.)

    eve gittim. ev halkı pişmiş kelle gibi sırıtıyor. hepsi bana bakıyor; rosemary'nin bebeğindeki son sahne gibi herkes kesecek gibi bakıp pis pis gülüyor.

    selam verip içeri, odama geçerken babam:

    -hoop hop hop hop... dur bakalım kwisatz.
    +ne vardı? çok yorgunum.
    -olmaz öyle yorgunum. ilk maaşını almadın mı?
    +evet?
    -tamam. gidip tatlı alacaksın hepimize.

    oha!! oha be! ulan 300 lira altı üstü. sen, kwisatz'ın babası bey... milyonlar sahibi... git kendin al be!!

    +ya baba tamam da, 300 liracık.. ben gitar falan alacaktım...

    tartışmaya anne de dahil oldu:
    -olur mu oğlum, ilk maaş bu!

    abla:
    -evet kwisatz yane.

    9 yaşındaki eşşolueşşek kardeş:
    -evet abi bence de almalısın. (piçe bak piçe... "bence de almalısın". )

    +off ya tamam yeter... gidiyorum!

    koşuyolu işbankası'nın yanındaki pastanede pasta, ekler vs yaptırdım. içimde ateşler yanıyor, volkanlar püskürüyor... nasıl bozulmuşum. en az 25-30 lira buraya gidecek. baba! sen maaşının %10'unu verir misin tatlıya?? zaten teenager'ım. hormonlar deli oynuyor. kerhaneye bile giderim lan o parayla! aile yaşamına koyyiim.. geleneklere koyyiim! fuck the system... fuck'em all... dur şunlara tavır yapayım.

    eve geldim, kapıyı açtım, hepsi salonda. pastaların olduğu torbayı masanın üstüne fırlattım. sert bir sesle:

    -alın size tatlı!, dedim.

    sonra eyvah dedim. naptım lan ben. peder bey öyle tavra gelmez. anne de kızar... bırak onları, dokuz yaşındaki piçkurusu bile laf sokuyor olum. "evet abi bence de yapmalısın".

    tir tir titriyorum, erkekliğe de zeval vermiyorum... bakalım hangisi fırça kayacak.

    sonra hepsi birden masadaki poşete saldırıyor:

    -allaaaah, tatlı!!!
    -koşu koşun!!
    -oleeeyy!!
    -ne almış? ekler var mı?

    dayanamıyorum, gülüyorum. tatlıya bağlanıyoruz.
  • ağustos 1997, kaç lira aldığımı hatırlamıyorum ama bilgisayarımın belleğini 16 mb'den -o zamanlar ev bilgisayarlarında pek bulunmayan bir miktar olan- 64 mb'a çıkarmış, sonra da onlarca internet explorer penceresi açıp windows'un hâlâ düzgün çalıştığını görerek zevke gelmiştim (maldım evet).