şükela:  tümü | bugün
  • daha onceki deneyimlerini bizlerle payla$an yazarlardan dustur almak babinda;
    (bkz: opusmeyi ogreniyorum)
    (bkz: on adimda iyi opusmek)
    (bkz: iyi opusmek icin yapilmasi gerekenler)
  • ilk öpüşmenin hazırlık evresi başlı başına bir olaydır aslında. hey girl ve muadili dergilerdeki tavsiyeler okunur, aynayla, yumruk haline getirilen ellerle alıştırmalar yapılır, inanılmaz yakışıklı karizmatik bir genç hayal edilir. çocukluktur, komiktir, ne güzeldir be...
  • "huop delikanli hist holeloleluen" seklinde babalanan versiyonlari daha da bir unutulmaz olur. her halukarda, bunu unutan essektir.
  • ilkokul çaglarinda, genelde evde oyun oynarken (evcilik, saklambaç vs.) gerçeklesen hadise.
    mesela evcilik oynarkene erkek kizin sevgilisi rolündedir ve rol icabi öpüsürler..
    saklambaç oynarken erkek ve kiz küvete birlikte saklanir, bu yakinlasma esnasinda öpüsüverirler..
  • ilk etapta el ayak karisir, dizler titrer, dergilerde falan okunan hersey kafanin içinde uçusmaktadir. "ya burunlarimiz çarpisirsa? ya dislerimiz çarpisirsa? ay simdi dilimi mi sokucam çocugun agzina?" gibi acayip düsünceler isik hiziyla birbirini kovalar. sonuç her tarafin islandigi bir felakettir. sonrasinda kisilerin acemiligine bagli olarak garip, ne söyleneceginin bilinmedigi anlar yasanir. sonradan dönülüp bakildiginda öpücükten hiçbisey anlasilmadigi farkedilir. gerçekten ikincisi daha iyidir.
  • sonunda tekrar öpüşmek veya ağızı kezzapla temizlemek gibi iki sonuç ortaya çıkabilir. bu yüzden partner, partnerin dudakları, dili, dişleri ve kişiliği önemlidir.
  • asla sonuncusu değildir. ilk öpücüğü ikincisi izler, üçüncüsü, dördüncüsü... dokuz kere öptü beni. birincisi karaca kadar çekingen bir öpücüktü. usulca, sonuçlarını bilmeden öpüştük. gözlerimizin buluştuğu ilk an bir ormandı, dudaklarımız çağlayan.

    dokuz kere öptü beni. ikincisi ağaçtan düşmek gibiydi. bir an boşlukta hissettik kendimizi. uçarken bir öpüşün en tatlı dokunuşuyla, dudaklarımız ayrıldığında yere çarptık sanki. dalgalı yeşilden sert kahverengiye düştük.

    dokuz kere öptü beni. üçüncüsü çölde kalmış adama verilen su gibiydi. hayat veren, sabırsızca beklenen, ama usul usul yaşanan bir öpüştü. dans eder gibi yavaşça kenetlendi dudaklarımız; ne kısa ne uzun; yeteri kadar birbirine değdi. gözlerimiz diğerinin gözündeydi
    dokuz kere öptü beni, dördüncüsü tanıdık bir fotoğraftı. gülümseyen, ışıldayan, hafifçe havalanan, yine ustaca konan bir öpüştü. önce ellerimiz buluştu, kalplerimiz sevişti.

    dokuz kere öptü beni. beşincisi bir battaniyeydi. sıcacık sokuldu, ısıtmak için sardı. o an soğuktan gelmiş bir yolcuydum ben, dışarısı rüzgârdı, kardı. bir öpücükle sığındım ona, sinemde büyük bir aşk vardı.

    dokuz kere öptü beni. altıncısı ağaç kadar sağlamdı. gözlerinde portakal ağaçları gördüm, ellerinde vişne bahçeleri. “en sevdiğim sendin” dedim. güldü, “senin olsun,” dedi bana “kestanelerin açan ilk çiçekleri.”

    dokuz kere öptü beni. yedincisi süt gibi beyazdı. en arı biçimde buluştu dudaklarımız, yalansız, hilesiz. gökyüzüydüm ben, öpüşü bulut beyazıydı; denizdim, o beyaz köpüktü; en derin geceydim, parlayan yıldız oldu.

    dokuz kere öptü beni, sekizincisi eski bir şarap kadar tatlıydı. sersemletici, sarhoş edici bir dünyanın öyküsünü anlattı. sisler indi yeryüzüne bir öpücükle, melekler kanat taktı. bir öpücükle dünya yeni bir ad kazandı.

    dokuz kere öptü beni. dokuzuncu bu dünyanın dışındandı. koyu gece göğünün ötesinden, gülmeyi bilen yıldızlardan geldi. ilk kez öpermiş gibi saf, coşkuluydu. ilk öpüştü bu, dokuz öpüşün ilkiydi; bir karaca kadar çekingendi.
  • ilk öpüşmem o kadar mühim değildi ama ilk öpüşemediğim zamanı hiç unutmam... her seneki gibi yazlığa gitmiş idik. şansım yaz sonuna doğru yaver gitmiş bir adet sevgili edinmiş, o zamanlar 14-15 yaşındaki her çocuk gibi ona dondurma ısmarlamış sahilde dondurmaları yemiş sonra bidaha dondurma ısmalarmıştım. zaman su gibi akıp gider iken gideceği gün yaklaşmaya başlamıştı. dost sohbetlerinde bahsi geçen öpüşme eylemini benim de gerçekleştirme zamanımın geldiğinden gayet emindim. ne de olsa bi dolu dondurma ısmarlamıştım.

    sevgili cumartesi günü öğleden sonra yola çıkacağını söyledğinde günlerden çarşamba idi. zaman daralırken ben nasıl öperim ne ederim planları içerisindeydim. en iyisi akşam onu evine bırakırken öpmekti. ve bunu cuma akşamı yapmak en uygunuydu.

    cuma akşamı yine ona dondurma ısmarlamış beraber sahilde yemiştik. gittiği iyi oluyordu para da suyunu çekmişti zaten. dondurma alamazsam sevgili başka ne işe yarardı. onun eve çıkma zamanı gelmişti yavaş yavaş evlerine doğru yürüdük. evlerinin bulunduğu bloğun önüne geldik tam onu öpecekken dudaklarına milim kalmışken kendini çekip bana baktı. "o kadar dondurma boşa giti" diye düşünüyordum ki "yarına kalsın" dedi yanağıma bir öpücük kondurup gitti.

    o gün hiç uyuyamadım. bi o yana döndüm bi bu yana. hayalini kurduğum şey gerçek olmamıştı... ama olsundu en azından beni terslememişti. yarın öpücektim sevgiliyi ve hayatımdaki mühim anlardan birini yaşayacaktım.

    sabah erkenden havuza indim sevgili de geldi. sonra havuzdan çıkıp yine onun evine doğru yürüdük. her daim iki dakikada biten yol bu defa uzadıkça uzadı gözümde. ama en sonunda yine oraya geldik sonra beraber bloğun içine girdik. "benimle yukarı çıksana inersin sonra" dedi. demek ki asansörde öpüşecektik hem kimse de görmezdi. bindik asansöre kalbim hiç böyle çarpmamıştı. asansör yukarı çıkmaya başladı. biz birbirimize gülümsedik yavaş yavaş yaklaşmaya başlamıştık film gibiydi. slow motion yaşıyordum o anı asansör çıkmaya devam ediyordu 5. kat yazısını gördüm 6. kattaydı evleri çabuk olmalıydım...

    sonra biz öpüşemeden asansör durdu hep gözgöze idik. asansör durunca gözlerimiz kapıya çevrildi. o anda kapı açıldı ama açan biz değildik. babası eşyaları taşımak için eşyaları dışarı çıkartmış. kalbim ne hızla atıyorsa 10 katı hızla ama bu sefer "yusuf yusuf" sesleri eşliğinde atmaya başladı. babasına merhaba deme cesaretini gösterip asansörü bırakıp koşarak aşağı indim...
  • kalbimin yerinden çıkacak sekilde carpmasına neden olmustur*