şükela:  tümü | bugün
  • ya$ama formlarına aksetmi$ bir olu$-olu$um biçimidir.

    sosyal bir canlı olan insan,kendi türünden birinin tahakküm alanlarına istemdı$ı ya da iradi olarak müdahale ettiğinde bu formasyon ileti$imde vücud bulur ve mevcud olu$umu bulunduğu konumdan geriye sürükler. öyleki iki beyindeki veri akı$ında vukuu bulan gayrı paralel tepecikler büyür ve ur olur. çözümü ileti$imde daha seçici olmaya çabalamak olabilir.. (bkz: elitizm)

    (bkz: alakasız tiplemelerin ileti$im sekansı)
  • ilkel olma durumudur*

    *(bkz: bunun gibi)
  • küfür, şiddet, seks, hazlar ve daha bunlara benzer bir çok şey. bunları hayatında ön plana attığında ilkelliğin başlar. düşüncelerin geriler, evrimin yavaşlar ve belki de geriler. başladığın yola doğru çok yavaş ama etkili adımlar atarsın. bu etki sizi şaşırtmasın, etkisi hayatınıza olur. mahvolabilirsiniz, özgüveniniz kaybolabilir, dönüştüğünüz şey sizi yansıtmamaya başlar. böyle böyle körelirsiniz. aklınız fikriniz seks olabilir, sürekli öfke kusabilirsiniz. nefret içinizdedir ama sebepsizdir, istersiniz sadece.

    vazgeçin gençler, ilkelleşmeyin.

    edit: ? 16 yaşındasın piç
  • romantizm ile bir yerlerden bağının olduğunu düşündüğüm şey.çünkü o kadar gelişmiş teknolojiye rağmen elektrikle çalışan lambalar değil mum ışığı, son model arabalar değil fayton, bilgisayarda yazılmış bir mail değil kağıda elle yazılmış bir mektup hep daha romantik geliyor insanlara.
  • ta yıllar öncesine dönüp ulaşmak istediğim üstün durum.

    evet medeniyetsizlikten, milletsizlikten, devletsizlikten teknolojisizlikten, betonsuz yaşamdan söz ediyorum. teknoloji. her şeyin akıllısını bizden iyi bilenini en doğrusunu üretiyor. bunlar bizi neye sürüklüyor. daha az düşünüyor daha az iletişiyor daha az konuşuyoruz. gidin cihazlar satın alın daha pahalı daha güzel giyinin beğenilin, büyük adam olun seviliceksiniz bunları yapmazsanız bir hiçsiniz diyorlar bize. bizse başımız önde boyun eğiyoruz kandırılıyoruz beynimiz yıkanıyor. bunları bilmekten, yapış yapış samimiyetsizlik akan yollardan, duvarlardan, evlerden, insanlardan ve tüm bunları yazmaktan iğreniyorum.

    şüphesiz ilkel toplumlar her şeyi bırakma, önemsememe hususunda daha başarılılardı. biz ise vazgeçemedik. her şeye sahip olmak isteyen hiçbir şeyden vazgeçemeyen yaratıklar olduk. çok bencildik. üşüdük. çift katlı pvclerimizin arkasına geçip etrafa baktık. çift.
    etrafımızı saran yüksek betonlar ördük. kaybolduk aralarında. neyse çarpa çarpa bulduk yolumuzu. kesmedi artan betonu bacaklarımıza ördük döndük durduk aynı yerde günlerce saatlerce. insanların yoğun olduğu bölgelere gittik alışveriş yaptık, yemek yedik, fiyakalıydık.

    mızrak yapmak istiyorum. yemyeşil vadiler yüksek dağ etekleri arasından geçen ırmaklarda yüzmek istiyorum. avlanmak istiyorum. ormanlarda yaşamak istiyorum. güneşi tanrı sanmak istiyorum. bilmemek istiyorum. unutmak istiyorum. çıplak olmak istiyorum.

    neyse sonra döndük yıllar önce geriye güldük dalga geçtik kendimizle övündük 'az zeki' dedik onlara. kendimizi bilmiyorduk daha doğrusu hiçbir şey bilmiyorduk. televizyon izliyorduk.

    lütfen hemen şuraya biri ateş yaksa da toplanıp etrafında ısınsak dans etsek. benim içim çok soğudu da. dondum.
  • azgelişmişliğin yanında kendini iyi hissetmek. asıl ilkellik buydu... (aeden s.368)
  • mıknatıs gibidir. dev bir mıknatıs... biz istemesek de vücudumuzdaki demir ona doğru gider. beynimize işlenmiş bir ilkel insan dövmesiyle doğarız. yemek, uyumak, bağırsaklarımızın içindekileri çıkarmak dışında yaptığımız her şey fazladandır, üremek dahil. geriye kalan her şey uydurulmuştur. dünya uydurulmuştur! caddeler, evler, giysiler, her şey... o üç eylem dışındaki her şey; aşk, siyaset, tıp, savaş... bunların hepsi insanoğlunun boynuna astığı aksesuarlardır. teker teker hepsinden kurtulunur ve üç ana eyleme dönülürse insanlık kendini hatırlayacaktır. bunların yerine getirildiği dev bir yatakhane olmalıydı dünya! insandan ve bütün canlılardan iğreniyorum, bedenimdense nefret etmekten yoruldum ve bu konuda hiçbir şey hissetmiyorum. oksijenle alış-verişi olan her yaratık midemi bulandırıyor. göz kapaklarımı derime kaynak makinesiyle yapıştırmak istiyorum bir canlı daha görmemek için! ellerimden ayaklarımdan korkuyorum. kalabalıklardan korkuyorum! tek isteğim; bütün düşündüklerimi içinde barındıran beynimi bedenimden yırtıp uzay boşluğuna fırlatmak. bedenim olmadan sadece ve sadece var olduğumu bana hatırlatacak olan zihnimin uçmasını istiyorum! buna ruh diyenler de var. ilgilenmiyorum isimlerle. sadece hiçliğin içinde bedensiz bir zihin olmak istiyorum. sadece bir düşünce olarak var olmak...
    ilkellik mıknatıs gibidir. bu mıknatısı yadırgamıyor, sorgulamıyorum. o kadar... belki de yadırgamak ve sorgulamak mutsuz ettiği için bedenimden nefret ediyor, hiçbir şey yapamıyorum. bu paradoksun içinde dönüp duruyorum. nasıl kurtulacağımı bilmiyor, kurtulmanın gerekliliğine de inanmıyorum.