*

şükela:  tümü | bugün
  • kendisi aslinda profesor degildir. bir universitede calismamaktadir. akademik literaturde ataturk ile ilgili herhangibir arastirmasi da yoktur (hatta herhangibir yayini da yoktur), sadece son aylarda ataturk'un hayati ile ilgili cesitli kurumlarda verdigi bir konusma vardir. konusmanin da icerigi "1919'da amerikan dolarinin olmadigi gibi iddialar, ataturk'un bir igde agacinin onunden her gecisinde selam cakmasi" gibi ayrintilarla doludur. artik nasil algilarsaniz.
  • internet üzerindeki kaynaklarda kendisinin profesör, atatürk kültür dil ve tarih yüksek kurumu üyesi ve başbakanlık atatürk araştırmacısı olduğu yazmaktadır, ancak herhangi bir akademik yayınına ya da bir üniversite bünyesinde çalışmış olduğuna dair bir ibareye rastlanmamaktadır. hacettepe ve ege üniversiteleri de dahil olmak üzere çeşitli etkinliklerde konferanslar vermiş olduğu belirtilmektedir.
    ne var ki kendisine atfedilen tek metin sözlükte de kendine yer bulmuş kötü gramerli ve isabetliliğinden oldukça şüpheli olduğum verilere dayanan konuşma metnidir. tanıyanların hakkında bilgi vermesi önemle rica olunur.
  • uludağ üniversitesi rektörlüğü tarafından çıkarılmış her yönüyle insan atatürk kitabının yazarı. aynı kitabın arkasında şu yazıyor: "1996'da t.c. atatürk kültür dil ve tarih yüksek kurumu atatürk araştırma başkanlığı haberleşme üyeliğine seçilmiştir. 17 senedir yaptığı araştırmaları, yurtiçi ve yurtdışı pek çok merkezde uyguladığı ilginç bir metodla konferanslar halinde sunmaktadır. pek çok ödül sahibi olan kalıpçı'nın "atatürk ve türk kadını", "atatürk ve eğitim", "atatürk ve politika", "atatürk basın ve bursa" konulu kitapları bulunmaktadır."

    akademisyen değildir kendisi anladığım kadarıyla çünkü kitapta herhangi bir teori, analiz yoktur; anılardan ibarettir. bak atatürk şuna ne kadar değer veriyomuş bir de şimdiki yöneticilere bak tarzı köşe yazısı tadında aralara serpiştirdiği yorumların akademik değere sahip olmadığını varsayıyorum tabi.
  • ilknur güntürkün kalıpçı(1953-istanbul- ) 1953 yılında istanbul’da doğan kalıpçı; 1974 yılında a.ü.d.t.c.f felsefe tarihi bölümü’nü bitirerek aynı bölümde asistanlığa başladı. daha sonra meslek hayatına lisede felsefe grubu öğretmeni olarak devam eden kalıpçı,1985 yılında milli eğitim bakanlığı’nın düzenlediği atatürkçülük ile ilgili eğitimini tamamlamış ve yaptığı çalışmalar nedeniyle 1996 yılında t.c atatürk kültür dil ve tarih yüksek kurumu atatürk araştırma başkanlığı haberleşme üyeliğine seçilmiştir. 17 senedir yaptığı araştırmaları, yurtiçi ve yurtdışı pek çok merkezde uyguladığı ilginç bir metodla konferanslar halinde sunmaktadır. pek çok ödül sahibi olan kalıpçı’nın ‘atatürk ve türk kadını’, ‘atatürk ve eğitim’, ‘atatürk ve politika’, ‘atatürk basın ve bursa’ konulu kitapları bulunmaktadır. kalıpçı evli ve iki çocuk annesidir.
    (bkz:http://tr.wikipedia.org/…i/İlknur_güntürkün_kalıpçı)
  • "özlemden eyleme doğru atatürk" adlı kitabı epsilon yayıncılıktan iki bin altıda çıkmıştır.
  • kendisini ilk ve son dinleyişim üzerinden (böyle de kesin konuşurum) 2 seneden fazla geçti. bütün rütbeli personelin katılmasının zorunlu olduğu bir konuşma yaptı kendisi. ben de dahil olmak üzere kimse beni rütbeliden saymazdı, ortamın geyikçisiydim ama neylersin ki asteğmen de subaydan sayılıyor. inan bana, kaçmayı da denedim ama olmadı. ilk kez nöbetçi olmadığım için kahrettim kendime. nöbetçi personel katılmıyordu zira.

    2 seneden fazla geçti demem, bu gereksiz bilgiyi vermem; herşeyi hatırlayamadığımdandır. keşke not alsaymışım dinlerken ama akıl edemedim o zaman.

    bize de mor elbisesiyle geldi, geldiği gibi de hemen konuşmaya başladı. şimdi yalan yok, inan ben de böyle heyecanlı heyecanlı konuşabilmek, topluluğa kendimi dinletebilmek isterdim. ben dahil 3 kişinin olduğu bir ortamda diğer ikisinin dinleyince eşşek gibi anıracakları bir hikayeyi anlatacakken bile en az 3 kez "adamın biri", "ya geçen gün nooldu biliyo musunuz", "susun lan amına koduklarım laf anlatıyoz şurda" demek zorunda kalan bir insanım. böyle takılmadan, heyecanla birşeyler anlatan ve anlattığını dinletebilen insanları görünce özeniyorum.

    ben hikayemi birkaç girişimden sonra anlatabilince, geri beslemeyi de alıyorum fakat. gülünüyor, üzülünüyor, şaşırılıyor falan. konuya göre artık. ama ilknur hanımı dinliyorum... bir noktada kopuyor insan. duyuyorum sadece. anlatı, dinleti atatürkle ilgili, başka beklentimiz de yok, zaten mecburen katılmışız. zevk almak istiyorum. inan ki istiyorum çünkü saçma sapan işlerle uğraşmaktansa 2 saat orada oturacağım. güzel gelen bir yanı da var hani, ne kadar kaçmaya çalışsam da ama olmuyor. olamıyor bir türlü. iler tutar yanı yok bir çok anlattığının. aklımda kalanları sıralıyorum ve inan bana, aklımda kalan gerçekten de çok azı anlatılanların:

    atatürk türkiyenin ilk biyoloğudur, ilk mühendisidir, ilk raylı sistem kurup bir köşkü yerinden oynatanıdır, ilk denizcisidir, ilk toprak araştırmacısıdır, ilk çiçek yetiştiricisidir, ilk ilk ilk...

    anlatılan insan atatürk. kendisinin gerçek, gerçeğe yakın ya da uydurma hiçbir payeye ihtiyacı yok. ben kendisini bir ağaç kesilmesin diye, köşkü raylı sistem kurdurup yerinden oynatmadan da seviyordum. öğrenince bir yokladım kendimi, baktım değişmemiş sevgi, saygı miktarım.

    yine de o gün kendisi arkasında gözü yaşlı bir komutan, komutanı görüp ağlamaya çalışan ama beceremeyen bir harekat komutanı ve bunları yazacağı o günden belli dalyarak bir asteğmen bırakmıştır. neden bu kadar geç yazdın dersen, adını hatırlayamadım. anca buldum.

    edi: 4 kere inan bana demişim. şarkı da vardı sanki böyle ama şarkı söylemeyip entiri yazınca itici oluyo biraz, evet.
  • eat
    -----
    bu aralar yillik turkiye tatilindeyim. gerci tatil dedigim, biz yabanci menseili aydin kesim olarak gunumuzu gecemizi bu ulkeyi nasil yikacagimizi, nasil hem abd/ab emperyalizminin, hem siyonizmin, hem ilimli islamin pencesine atacagimizi planlayarak geciriyoruz. zor bir is tabii, o yuzden dincilerle ittifak yaptik. konu allah, noel baba, zeus gibi goklerde dolasan sakalli dedeler olunca sasiriyorlar biraz ama para, guc, iktidar olunca bunlardan kurnazi yok. tuccar kafali adamlar. muhammed de tuccardi tabii. halbuki isa'ya bak, marangoz, bir halta yaramaz o meslek, adam anca 300 senede tamamladi devrimini, bizim o kadar zamanimiz yok, daha bolunecek cok ulke var.

    neyse, dincilerle is bolumu yaptik, dediler ki "siz beyaz turkler ataturke saldirin". hay hay, zaten hobi olarak yaptigim sey; "peki siz ne yapacaksiniz" dedim. "biz de ataturke saldiricaz tabii, bu memlekette baska sey mi var? yanliz siz daha entelektuel saldirin, biz rasyonel varliklar olmadigimiz icin biraz daha okuz gibi saldiririz, alttan ustten yikariz".

    hemen bizim orgutteki "bassomurucu" lakapli aethewulf'a gittim. gerci aethewulf da lakabi ama orgutun degerlerini yansitan, icimizden bir lakap degil. reis gibi amele birsey. neyse, bir senedir gormemisim ustadi muhteremi (herif lakapla dolu), loncamizin gizli el sikismasini hatirlamaya calisiyorum kapida beklerken. acti, yuzunde muzir bir ifade. merhaba bile demeden bir sigara yakti, antrede zincirlenmis bir turk cocugunun suratina dumanini uzunca ufledikten sonra icerde ekranlarla dolu bir odaya beni yonlendirdi. burasi orgutumuzun, dunyadaki yuzlerce komuta merkezinden birisiydi. cogunda odak noktasi turkiyedir, an be an manipule ettigimiz borsa endeksleri, at yarislari, referandum sonuclari, tahil subvansiyonlari, elektrik zam oranlari takip edilir. oysa bunda tum ekranlar bir konusmaciyi gosteriyor, o konustukca da aethewulf hocaefendi hazretleri sevincten agliyordu. simdiye kadar duydugumuz en fantastik ataturk anektodlarini anlatan bu kisinin adi ilknur güntürkün kalıpçı idi. zayif halkayi bulmustuk, ataturke ilknur hanim uzerinden saldiracaktik. hocaefendi gozyaslarinin arasindan fisildadi: boku yediler!*

    *orada vatanini seven, bagimsiz, caliskan, namuslu turkleri kastediyordu

    pray
    -------
    kadin buyuk bir sevkle ataturku ovuyor. "hadi gelin, bir de 1919 anafartalara gidelim, ne dersiniz, ivet" diye bir bir anektodlari siraladikca, bizim buyuk ortadogu projesi daha da buyuyordu. hemen alintilarla zevzeklik ederek saldiriya basladim:

    --"yıl 1938, general mcarthur’un en zor, en problemli, en buhranlı dönemi. birden çok sıkılır ve yanında duran yüz yirmiden fazla kişiye döner ve aynen şöyle der: şu anda hiçbirinizi değil, büyük istidadı ile mustafa kemal’i görmek için neler vermezdim”

    zaten general macarthur oyle biri ki dunya savaslarina katilmis, great depressioni yasamis olmasina ragmen en problemli donemi 1938 yili. niye? cocugu dogmus o yil, tek kayda deger olay bu. adam nasil buhranlara gark olmussa artik bebenin aglamalari yuzunden. sonra bir anda sikilip yanindaki 120 kisiye donmesi. kim saymis 120'yi, neden not etme ihtiyaci hissetmis bilmem de ekurisi bu adamin. genelkurmay buna kadro acmis, "bu herif arada akilalmaz buhranlara gark olup sacmasapan beyanatlar verme istegi duyar, orada onu dinleyen ve asagilanmayi kaldiracak bir kalabalik olmasi lazim, sizin goreviniz bu". topyekun asagilanir da adamlar. yani o kadar dava arkadasi, askerlik dostu, komuta ettikleri, baskani, kendi tarihindeki askeri dehalar dururken "mazlumu getirin banaaa" edasiyla ataturk'u istemek ne demek. ben de bir problemi cozemedigim zaman hemen komsularin kapisini calar, uc besini topladiktan sonra "keske sizin gibi hiyarlar yerine yanimda haydn olsaydi, calardi bir oyun havasi nesemiz yerine gelirdi" derim.

    --"yıl 1976, unesco üyelerine bir öneriyle gelir: doğumunun yüzüncü yılında, 152 üyesi vardı unesco’nun 152 ülkenin devletleri aynı anda kutlasın önerisidir. birden isveç delegesi ayağa kalkar ve şöyle söyler: "ne yani dünyada bu kadar devlet adamı var hepsinin doğum gününü böyle kutlayacak mıyız?” şeklindeki kinayeli sözlerine, rus delegesi ayağa fırlar yumruğunu masaya vurur ve 152 ülkenin delegelerine aynen şöyle söyler; ”genç delege arkadaşım hatırlatmak isterim ki atatürk öyle dünyadaki herhangi bir lider değildir, bırakın onu bir yıl anmayı her ülke her problemimizde çare olarak aramalıyız”. isveç delegesi bu imzanın atıldığı gün mikrofona gelir ve aynen şunları söyler; ”ben atatürk’ü inceledim bütün ülkelerden özür diliyor ilk imzayı ben atıyorum”

    sahne etkileyici. isvec delegesi boyle nasil yilisik, nasil kustah anlatamam. rus delegesi ise agirligiyla meshur. oyle ota boka yorum yapmaz. ama buna dayanamamis, kalkmis, yumrugunu masaya vurmus. bunun icin boynuna asili bir masa var, nerede olursa olsun surekli yumruk vurup teror estiriyor, illa son lafi o edecek, cani pahasina her durumda ataturku savunacak. cani pahasina tabii. soyvet rejiminde lenin, stalin dururken, "her ulke her probleminde ataturku care olarak aramalidir" diyecek adam elbet boynuna da masa taktirir, babasi yasindaki isvec delegesine de "genc arkadasim" diye hitap eder. isvecli de bu manyakla ugrasilmaz diyerek uzatmiyor, "hee tamam okudum okudum iyiymis" diyor.

    --"sonra ne mi olur? unesco tarihinde ilk ve tekdir hiç negatif oy yok, hiç çekimser oy yok 152 ülke şu metne imza atar: “atatürk kimdir; atatürk ululararasi anlayiş, işbirliği, bariş yolunda çaba göstermiş üstün kişi, olağanüstü devrimler gerçekleştirmiş bir inkilapçi, sömürgecilik ve yayilmaciliğa karşi savaşan ilk önder, insan haklarina saygili, dünya barişinin öncüsü, bütün yaşami boyunca insanlar arasinda renk, dil, din, irk ayirimi göstermeyen, eşi olmayan devlet adami, türkiye cumhuriyetinin kurucusu”

    var mı böyle bir metin!"

    yok oyle bir metin. yani olmasi mumkun mu ulan, "esi olmayan devlet adami", "dunya tarihinde emperyalizme karsi verilmis ilk mucadele" diye unesco metni mi olur? biz emperyalist genel database'ine sorduk, oyle bir tarih belli degil, olsa da ataturk daha dogmadan verilmis savaslar var. hiyarin teki turgut ozakman'in kitabinin arkayuzundeki bu yalandan esinlenmis, wikipedia'ya entry girmis. http://en.wikipedia.org/wiki/atatürk_centennial
    kaynak olarak verdigi de su: http://unesdoc.unesco.org/…04_3_214&gp=1&lin=1&ll=1

    baktim buna, alakasiz birseyden bahsediyor. zaten 1976 yilinda birsey yok 1981'de ataturk centennial var. unesco tarihinde ilk ve tek oybirligi de bu degil tabii. yani ne guzel hayat, kendine arastirmaci de, sonra salla bin tane sey hic cekinmeden ve aksam rahat rahat uyu. ulan biz eli kanli emperyalistler bile biraz tedirgin oluyoruz yalan soyledigimizde, bu ne rahatlik?

    --"iki üç gün önce yabancı gazeteyi okuyorum. sürmanşet büyük puntolarla şu başlığı atmış “bu gün ortadoğu’ya düzinelerle atatürk lazım”. dedim yazara atatürk’ü hiç tanımıyor herhalde. düzineye hiç gerek yok tek bir tanesi de yeterdi aslında"

    bop'u gerceklestirmek icin genetigi modifiye edilmis, bizim emirlerimizi dinleyecek ataturk klonluyorduk, masrafli oluyordu duzinelercesi, soyleyelim de bir tanesi yetiyormus bunlardan.

    --"2005’de her ülkeden, her cinsten, her statüden insanın özlemle, sevgiyle, saygıyla aradığı ama bizim olan bir mustafa kemal’den bahsediyoruz"
    epey bir arastirdim bunu yanlislayip ataturku saldirabilmek icin ama tek bulabildigim ornek tanzanya proleteryasindaki sakat kadinlardir. onlar da ozlemle ve sevgiyle ariyorlar ama saygi yok pek.

    --"bahçıvan derki; “paşam çınar ağacının kökleri köşkün temelini kaldırdı, yaprakları da köşkün pencerelerine müdahale ediyor. ya köşkü kaybedeceğiz ya ağacı keseceğiz. onun için de kusura bakmayın ama biz ağacı kesiyoruz”. bir an düşünür; “hayır gerekirse köşkü ağaçtan uzaklaştırırız” der. derler ki bu gün mustafa kemal bir hoş. ama inanır mısınız mühendis değil, mimar değil, ziraatçı değil ama ne yapar biliyor musunuz? istanbul’daki köprü altındaki tramvay raylarını yalova’ya taşıtır ve köşkün altına tramvay raylarını döşeyerek köşkü ağaçtan 4 metre 80 santim kenara çekerek hala cumhuriyetimiz gibi ayakta durmakta olan çınar ağacının kurtuluşunu temin eder. yıl 1930. dünya çevre lafını ne zaman etmeye başladı? 1980 den sonra. 1980 den önce, 1930 yılında dünyaya somut bir çevre dersi vermektedir mustafa kemal aslında."

    yil 2010. dunya mantikli getiri goturu hesaplarinin lafini ne zaman etmeye basladi? 2008'de falan. ondan once yok. ataturk de bilmezdi. o yuzden gitti bir agaci kurtarayim diye dunyayi yerinden oynatti. o raylarin istanbuldan gelmesinin, dosenmesinin, iscilerin o kadar calisip raylari geri sokup goturmelerinin cevreye maliyeti nedir, kamuya maliyeti nedir bunlar daha yeni yeni hesaplanabiliyor bilimadamlarinca. bir de olayin boyutunun buyuyup "dunyaya ders verme" raddesine gelmesi nasil oluyor? 152 ulkeden basin temsilcilerini mi cagirip soylesiler vermis, rus delegesi yumrugunu vurup "genc arkadasim hatirlamaz ama bizim zamanimizda cevre mevre yoktu, ben de daha yeni ataturkten duyuyorum zaten" mi demis? 1930'dan once kimse dogayi korumak icin bir caba sarfetmemisler mi?

    --"liderleri çok sıkı eleştiren bir eleştirmen diyorki atatürk için “liderler içerisinde eleştiri acizliği yaşadığım tek lider mustafa kemal’dir. çünkü bütün rönesans, bütün reform, bütün aydınlanma çağı etkinlikleri bir adamın kafasında toplanmış, bir çağa sıran etkinlikler on yılda başarılmış, bu büyük bir mucizedir en büyük radikal mustafa kemal’dir”. bunu biz demiyoruz dünyanın en büyük lider eleştirmeni diyor."

    liderleri cok feci, cok pis elestiren bu elestiri duayeninin adini bahsetseydi keske. boyle liderlerin bir imdb'si, bir rottentomatoes'u mu var, ratingleri, skorlari mi var orada degisik elestirmenlerden gelen? yani dunyayi biz yonetiyoruz diye geciniyoruz surada masonik neo-liberal yeni dunya duzeni calisanlari olarak, ama boyle sistemlerden habersiziz, bu sosyal medya aldi basini yurudu zaten.

    --"1929 da çok büyük ama çok büyük bir şey var. ekonomik kriz var. bütün dünyayı sarsmış ekonomik kriz. peki soruyorum size sarsılmayan bir ülke söyleyin. türkiye tabîi ki. peki 1929’da bütün dünya buhran yaşıyor en gelişmiş ülkeler bile. hadi etkilenmedin de, rakamlara bakın kişi başına düşen milli gelir %51,2 artıyor. eksilmeye alışmışız da artma kelimesi garip geliyor bize. enflasyon ne kadar? % -1.2, bunlar resmi rakamlar"

    biz egemen elitler olarak ekonomik verilere cok hakimiz. yani bunlara yon veren biziz. ben ve birkac maskeli kotu adam daha. o yuzden "turkiye buyuk buhrandan etkilenmedi", hatta "etkilenmeyen tek ulke biziz" demenin ne kadar fantastik bir yorum oldugunu biliyoruz. en basit ithal mallarin karsiligini veremeyen, ekonomisi buyuk olcude tarima bagli oldugundan buhranda dusen fiyatlar yuzunden halki buyuk oranda fakirlesip borca muhtac kalan, lakin tum kredi isteminin ancak ceyregini karsilayabilen, parasi uluslararasi piyasalarda istenmeyen, kooperatif borclanma faizlerinin yuzde 150 oldugu, ithalatin ve ihracatin buyuk oranda kuculdugu bir ulke krizden etkilenmistir. feci bir bicimde hem de. yani bu yercekimi kadar somut bir olgu. serbest cumhuriyet firkasi da halktaki bu hosnutsuzlugun gazini alsin diye o sene kurdurulmustur. buyume de 51 degil 20 civaridir, onceki senenin dususu keynesian politikalarla (esek yukuyle borclanip devletin harcama yapmasiyla) geri sekmistir. bu kadar yalan yanlis icinde akil sagligimi korumak icin dua etmeye basliyorum

    love
    -------
    baska seyler de var. ataturk iyi siirler yazmis, tiyatro oyunlarini bildiginden yabancidan senaryoyu aparan birini yakalayip sorusturma actirmis, cok okurmus, cok yazarmis, her arkeoloji kazisinda bu varmis, hatta bir kazi yerine gidip "orayi degil burayi kazin" demis, gosterdigi yerden cikmis butun bulgular, o yuzden de kultur antropologu olmus, agaclar dikmis, ankara sehir planlarini bizzat yapmis falan fismekan. biz zamaninda kim jong il icin uydurduk "4 opera yazdi" diye ki dalgasi gecilsin, karizmasi cizilsin, ise yaradi. kalipci hanim bizim maasini vererek, basinin icine sizmak gibi onca zahmete girerek yaptiracagimiz isleri gonulluce yapmis zaten. dunya emperyalistler kongresinde bu konusmayi izledik, sampanyalar esliginde kutladik bu tatli ve beklenmeyen zaferi.

    bir bonus da bu konusma metinlerini alip, aynen bizim yesil kusak askerlerinin beyin yikama islemlerinde kullanabilecek olmamiz. acrobata soyledik, replace ataturk with bilmem ne dedik, fistik gibi oldu, hadisler kitabi gibi durdu. sizdeki bu cilginca ataturk sevgisi olmasa, bu cocuklarimiz da allah sevgisini kolayca taniyamaz, onlarin efendileri yani bizim taseronlar para sevgisinden, biz de guc sevgisinden mahrum kalirdik (ilkokul uc seviyesinde hiyerarsi kurarak guzelim yaziyi bok ettim. dur ulan son cumle sevgili birseyler olacakti, bozmayalim formati)

hesabın var mı? giriş yap