şükela:  tümü | bugün sorunsallar (2)
588 entry daha
  • sabahları sınıfa ilk gelen kişi olmam. tek başıma oturup alfabeyi çalışmam. temizlikçi satı teyze’nin gülerek beni dinlemesi. bir gün ondan ismini yazmasını istemem ve benimkinden farklı olmayan yazısı.
  • 25 yaşındaki sınıf öğretmenimiz suna soyadı ne yazık ki bir türlü aklıma gelmiyor.
    okulu onunla sevmiştim kahkası pratiği konuşması haraketleri okuma yazma öğrendiğimde sol tarafıma kırmızı kurdele takmıştı.

    hani çoçukluk psikolojisimidir yoksa bilinç altımıdır ya da geçmişten kalan iz midir bilmiyorum ama ben çoçukluğumdan beri kafamdaki kadın profili onun aynısı...

    kısa küt saç, arada kahkül, sırf bu saç şekli yüzünden saç fetişi oldum.
    karamel rengi saçı ve zeytin siyahı gözleri hala gözlerimin önünde, canım öğretmenim, ilk arzuladığım kadın!
    birinci sınıf öğretmenimdi ikinci sene elveda demeden kayboldu, bir daha gören eden olmadı...

    bugün yaşın kuvvetle muhtemel 43, umarım aynı güzelliğini ve o sıcak muhabbetini aynı şekilde koruyorsundur...
  • annemin yerli mallar haftasına geç getirdiği poğaça.
    (bkz: çok ağlamıştım)
  • 96 kişi aynı sınıfta olmak.
  • okulun ilk günü okula kendim gitmiştim herkesin annesi babası yanındaydı hiç yabancılık çekmemiştim yinede herkes ağlıyordu sınıfta ben saf saf etrafıma bakım neden ağlıyorlar diye düşünüyordum. ilk gün olduğu için okul çantamda defter kitap yoktu boş çantayla gitmiştim. herkesin defteri kalemi vardı nedendir bilmem çok utanmıştım öğretmenin kulağına söylemiştim kimse duymasın diye defterimin olmadığını.. okumayı herkesten geç öğrenmiştim sebebini daha sonra öğrenmiştik tabi öğretmenin okulda öğrettiği ile evde annem ve babamın çalıştırdığı arasında sıkışıp kalmışım öğretmenim bizimkilere karışmamalarını söylemişti ondan sonra sökebilmiştim okumayı.birkeresin de o harfini saat yönünde çizdiğim için öğretmen kulağımı kopartacaktı meğer saat yönünün tersi yönünde çizmem gerekiyormuş ne fark ederdi bilmiyorum ama o an hep aklıma gelir.. haa birde okul numaram 111 di...
  • ikinci dersin tenefüsünde yapılan beslenme saati.
  • çok talihsiz anılarım kalmıştır aklımda ama şimdi düşününce bugün geldiğim noktada bana faydaları da olduğunu görüyorum. neyse başlayalım;
    'çünkü sen şişmansın'
    uzun yıllar geçmiş sonunda, beni ne zaman görseler bitmek tükenmez bilmeyen bir ısrarla "-ne zaman başlayacaksın sen okula" diye soranların karın ağrıları dinmiş ve nihayet okula başlamıştım. okuldaki arkadaşlıkların da aynı mahalledekiler gibi olacağını düşünüyordum. mahallede arkadaş dediğin ilk kim bulursa onun olurdu. okuldaki arkadaşlıkları da öyle olacak sanıyordum. bu sebeple ilk bulduğum arkadaşa "karışmayın lan bu benim diyerek" yapıştım. adı cihettin idi. o zamanlar kelime bilgim çok gelişmediğinden cihettin ismi üzerine sosyolojik çıkarımlar yapamamıştım. onu ilk ben bulmuştum ve ailelerimiz arasındaki hayat görüşünün tamamıyla zıt olması beni hiç mi hiç ilgilendirmiyordu. gel zaman git zaman tam 3 gün geçmişti okulda. yeri geldi güldük yeri geldi ağladık cihettinimle beraber. büyük sınıfta okuyanların işkencelerine beraber göğüs gerdik. okul bahçesinde oturan ve bir zaman sonra oradan ayrıldıklarında salya sümük ağlayan çocuklara sahip annelerin biz ağlamayan çocuklara saygı duyduklarından mıdır nedir; kıymalı köftelerinden, yapraklı sarmalarından, elmalı pastalarından oluşan onore edici ikramlarını birlikte yuvarladık midelerimize. sonra haftanın son günü olan cuma geldi çattı ve biz ilk defa haftasonunun gelmesinin ne menem mükemmel bir şey olduğu duygusunu hissettik iliklerimize kadar. bu zaman zarfı içerisinde başkalarıyla da kaynaşmıştık. tabi onlar bizim için başkalarıydı. herkesten önce biz vardık. ama başkaları futbol da -ki bu futbolun kutu teneke futbolu olduğunu belirtmeliyim- çok daha başarılıydılar. cihettin de bu başarılı başkalarını oldukça takdir ediyor, yavaş yavaş onlara doğru meylediyordu. her ne kadar cihettin'e aslında topla oynuyor olsak çok kıvrak tekniklerimi rahatlıkla sergileyebileceğimi söylesem de o adeta ölümüne oynanan kutu teneke futbolunu ve yöntemlerini konformist bir bakış açısıyla benimsemiş ve ne yazık ki kabullenmek istemediğim kopuş sürecimizi başlatmış olmuştu. haftasonundan önceki cuma günü cihettinle oturup konuşmaya karar verdim. neden böyle olmuştu, neden benden uzaklaşıyordu öğrenmenin zamanı gelmişti. gittim direkt olgun bir şekilde sordum. ve bana bugün bile hala gayet rasyonel gelen o efsane cevabı verdi "çünkü sen şişmansın" dedi. evet çünkü , veya, ile, ama, de, ancak, belki, eğer, hâlbuki, hiç değilse, ise, ki, lâkin, meğer, nasıl ki, öyle, sanki, şu var ki, üstelik ben gayet net bir biçimde şişman idim. tamam şişmandım ama bir o kadar da onurluydum. terkettim cihettin'i ve yıllarca farklı şubelerde de olsaaynı okulda olsak dahi yüzüne bile bakmadım. gel zaman git zaman biz önlükleri çıkarıp ceket giyilen sınıflara geçtik. kader ille de cilvelenecek ya cihettin'le aynı sınıfa düşürdü bizi. ben biraz popüler olmayı başarmış bir çocuk olarak geçirmiştim lacivert ceketi üzerime. belki hala şişmandım ama iriliğin oldukça prim yaptığı gerçeğini keşfetmiştim. geniş omuzlarım, irice göbeğim ve diğerlerine oranla önde olduğum boy avantajımla oluşturduğum otoritem bu popülerliğimi gün geçtikçe artırıyordu. üstelik kutu teneke futbol ligi de artık çok geride kalmış meşin yuvarlak terimi hayatımıza girmişti. dediğim gibi garip bir yeteneğe sahiptim meşin ve meşhur yuvarlak mevzubahis olunca. cihettin ise başkaları ve bizler için yavaş yavaş oluşan sosyal edinimler yüzünden dalga geçilen bir isim sahibi, tıfıl ve kutu teneke futbolundan kalma ilkel futbol mantalitesiyle gittikçe dibe doğru sürükleniyordu. ve bir gün tesadüf o ya bir cuma günü benimle konuşmaya karar vermişti. eski günlerden dem vurdu. okulda ilk birbirimizle tanıştığımızdan bahsetti. hatta bir ara o kadar alçaldı ki kutu teneke futbolunda ne kadar eğlendiğimiz üzerine yalanlar söyledi. ben hiç taviz vermedim cihettin'e.. o da anladı ve bu sefer kendisine hiç ama hiç yakışmayan olgun bir tavırla neden böyle olduğumuzu sordu.. bana bugün bile hala gayet rasyonel gelen o efsane cevabı verdim ben de : "çünkü sen zayıfsın" dedim. neyse çok çok uzun yıllar geçti aradan. ara sıra, hatta epey, bayağı bayağı, oldukça nadiren dahi olsa düşünürüm cihettin ne yaptı acaba diye? acaba anladı mı "zayıfsın sen" derken aslında ne demek istediğimi...
  • çöp kutusunun yanına giderek, kalemtıraş eşliğinde sohbet etmek
  • siyah önlük beyaz yaka..

    şimdilerde evrak çantası-laptop çantası olarak bilinen basmalı kilitli çantalar(sırt çantası yoktu o zamanlar)

    12 eylül darbesinin oluştuğu yılları görmek, sınıftayken dışarıdaki silah seslerini duymak.

    yerli malı haftalarında evden fındık, ceviz üzüm vs. neyimiz vcarsa bütçe neye yettiyse götürmek. öğretmen de herkesin getirdiğini sınıfta paylaştırır böylece herkes her şeyin tadına bakardı.

    plastik değil gerçek kuru fasulyeleri dizerek harf yapmak.

    kaybolmasın diye ortasından ip geçirilerek boyuna asılan silgi... tabi koştururken yine kaybolurdu.

    79-80 ler.
  • okulun ilk bir kaç haftası sınıfta bulunan yaşça bizden büyük agresif bir kaç tipten dolayı korkudan tenefüste bile yerimden kalkmamam.
73 entry daha