şükela:  tümü | bugün sorunsallar (2)
  • önlüklerin neden siyah olduğuna anlam veremediğim için renkli olmak adına üzerine giydiğim sapsarı bir montum vardı.
    minyon bi çitlembik olduğum için bana civciv diyorlardı *
  • öğretmenin “ç” harfinin okunuşunu gostermek için çıra yakıp tek tek sıraları dolaştırması ve bize çıranın sesini dinletmesi.

    gorunus olarak bu kızın ilkokula başlayacak yaşta olduguna emin miyiz? soruları sorduran ama ruhu cok gormus gecirmis teyze olan bana o zaman da saçma gelmişti. içimden “ç dediğinde anlamıştık zaten nasıl ses çıktığını, ne gerek var boyle gereksiz ve tehlikeli aksiyonlara” diye gecirdigimi hatırlıyorum.

    dusunuyorum da her ses için doğadan bir karşılığını getireyim diye iyi ki “s” için yılan falan getirmeye kalkmamış, ufak çaplı bir ateş teklikesi ile yetinmiş. neyse ki çıralı demonstrasyon sınıfta kimsenin bir yeri yanmadan başarıyla tamamlandı ve biz de aksi halde ogrenemeyecegimiz “ç”yi ogrendik. buna deger.
  • yerli mali haftasinda (bkz: amasya elmasi) olusum.
    (bkz: travma)
  • daha o yaşta bariz bir biçimde eşcinsel olan erkek bir sınıf arkadaşımızın öğretmenler odasında oryantal oynatılması ve öğretmenlerin kahkahaları. bir de sadist öğretmenimiz 4. sınıfta bu arkadaşı kulaklarından havaya kaldırıp kafasını tahtaya vurmuştu ve çocuğun burnundan kan fışkırmıştı. çok travmatik günlerdi.
  • benimki tam travma. okul eve uzaktı. ben de epey ufak tefek bir çocuktum. ilk zamanlar hevesle gidiyordum. sonra beni bir kızın yanına oturttu öğretmen. kız beni sırada sıkıştırıyor, saçımı çekiyor, arada dirseği ile dürtüyor vs yetmezmiş gibi silgi çöplerini biriktirip kafama döküyordu. kimseye de söyleyemiyorum.

    tutturdum "ben okula gitmeyeceğim" diye. hazırlanıyorum, kaşla göz arası üniforma ile yorganın altına saklanıyorum. annemden bazen azar, bazen dayak yiyerek her sabah ağlaya ağlaya gidiyorum okula.

    en son annem dayanamadı okula geldi. öğretmene sormuş "bir sorun mu var, ilk başlarda güle eğlene gelen çocuk her sabah zorla geliyor okula". öğretmen de "yok aslında, ama bu ara mutsuz. ben de evde bir sorun var" diye düşündüm cevabını vermiş.

    neyse o gün okuldan eve geldim. annem bir sıktı kolumu "niye okula gitmek istemiyorsun, anlatmazsan gebertirim" diye. ağlaya ağlaya anlattım derdimi. sonra beni o kızın yanından ayırıp başka bir yere oturttular.

    annemden yediğim dayakların işe yaramadığı tek bir anım yok sözlük:)
  • yıldızlı gülen adam :)
  • ilk gün sırf heves ettiğim için boş beslenme çantasını da okula götürmem. 2. sıraya oturmam ve sıra arkadaşım selçuk.

    ilk gün çantasını kaybeden aslı. ve evet aslı, unutamam.

    bir ara "hayriye mi yoksa?" diye düşünüp "yok yok aslı" diye karar kılmam.

    aslı konusunda rakibim diğer selçuk. ispanya ile bağı olan, ispanyolca bilen ve hatta arada ispanyolca şarkı söyleyen selçuk.

    ilk okuyabildiğim fişin "leyla bal al" olması. kapağında mickey mause olan fiş defterim vardı.

    öğretmenimin kokusu, gülümsemesi.
  • 1. tahta boyundan fazla öğretmen
    2. beleş dağıtılan çikolata
    3. 4 kişi oturduğumuz tekli uzun sıra
    4. kapıda bekleyen anneler
    5. altına işiyen kankiler
  • ilk gün sınıfta içeri girdim acaba tanıdık var mı diye bakınırken üst sokaktan normalde 2 veya 3.cü sınıfta olması gerekirken 1 de kalan ( o zamanlar kalma vardı geçemiyodunuz öyle bedavadan) onu görüp en arkaya yanına geçip oturmam ve beni himayesi altına alması :)
  • ilkokul ama kaçıncı sınıf bilmiyorum. öğretmenimiz el yazısı için pembe çizgili bir defter vardı. onun düz çizgili halini istemişti. canım annem pazar a gider benim için defter arardı, alıp getirirdi çok sevinirdim işte bu diye. derse gittiğimde öğretmenim bu değil oğlum derdi kareli bu derdi. çok üzülmüştüm, o yoksullukla anneme yanlış deftermis anne demek beni üzmüştü çok. çünkü tekrar gidecek tekrar alacaktı tekrar masrafti. o seneler bir defter parası bile sıkıntı yaratıyordu. böyle de üzücü bir anı.