şükela:  tümü | bugün
  • ilkokul birinci sınıftı.

    ışıl diye bir kız vardı ona aşıktım. fakat sorun şu ki en yakın 2 arkadaşım da ona aşıktı.

    yani ilkokul 1. sınıftasın, ağzında diş yok, okuma yazma bilmeyen cahilsin ama aşık oluyorsun işte. ahahahah

    neyse gel zaman git zaman ışıl ile böyle derste uzun uzun bakışıyorduk.
    bu durum öğretmenin de, dikkatini falan mı çekti ne bok oldu bilmiyorum ama yerimizi değiştirdi ve bizi yanyana oturttu.

    sonra ben salak ne yaptım biliyor musunuz?
    aramıza çantamı koydum amk. ve bunu da sırf deba aşık demesinler diye yaptım.
    sonra da eski yerime geçtim.

    buradan çıkan sonuç, mallık sonradan değil, doğuştan gelen bir özelliktir.
  • tuğçe. o da bana karşı boş değildi. birlikte, tuvalete gidiyoruz bahanesiyle sınıftan çıkıp koridorda nöbet tutuyorduk. acaba ne yapıyor şuan :)
  • esin. simdilerde doktor.
  • şirin.
  • benim adım da var buraya yazılmasa da unutulmamış o binlerce isim arasında.

    bu hikayenin sonu 25 sene sonrası için yazılmış, ilkokul bitip de başka bir şehre taşındığımızda unutulup gitmeliydi aslında. fakat kaderi yazan kalem benim elimde değil.

    3.sınıftaydık o bizim okula geldiğinde. herkes bilirdi onun beni sevdiğini. özgüveni yüksek bir çocuktum ve de aşkın ne olduğunu hiç bilmiyordum. belki de bu yüzden hiç rahatsız olmadım ondan, herhangi bir sınıf arkadaşım gibiydi. herkesi sevdiğim gibi severdim onu da.

    sınıfın en esmeri, el yazısı oldukça kötü, efendi ve terbiyeli. üstelik beşiktaşlı; benim gibi.

    kuzeni yakın bir aile dostumuz olunca, yıllar geçse de habersiz kalmadım kendisinden. ne zaman karşılaşsak onu da sordum, lâf olsun diye değil, tüm samimiyetimle.

    geçen sonbaharda, işte aradan 25 sene geçmişken...

    görüştüğüm erkekler oldu; sevgili adayları, eş adayları vs.. kısa süreli ilişkim olsa da hiç kimse adaylıktan bir üst seviyeye çıkmadı. ve benim elim hiç tutulmadı. o hayatıma girdiğinde; demek bunca zamandır onu bekliyormuşum, dedim ve yalnız geçen yıllara hiç üzülmedim.

    hâlâ esmer, el yazısını düzeltmiş, yakışıklı bir beyefendi.fakat beşiktaşlılığı mâzide kalmış.

    "ikimizli" hayaller kurarken ben, o hiçbir sebep söylemeden mesajlaşmayı/görüşmeyi kesti. bir şey söyleseydi, geriye bir neden bıraksaydı, o nedene tutunsaydım da bu kadar üzülmeseydim...bâzen diyorum kendi kendime; adam koskoca beşiktaşı bile bırakmış, beni mi bırakmayacak....

    hâlâ sormak istiyorum, hâlâ bilmek istiyorum; beni neden üzdün?
  • senem ve tuğba. hiç unutmam.

    tuğba favorimdi o ayrı.
  • sabah sabah aklıma gelince kahkaha attım yine.
    ilkokul 1. sınıf , aklım başımdan gidiyor onu görünce.
    yakın arkadaşlarıyla falan haber yolluyorum hatuna, pcb senden hoşlanıyormuş diye.
    baktım ki 3. kişilerden hayır gelmeyecek bu aşka.
    kendim açılmaya karar verdim.
    şansıma o akşam babam anneme çiçek almıştı.
    demetten bir tane kırmızı gül alıp koydum çantama.
    heyecandan uyuyamadım o gece.
    çiçeği nasıl vereceğime dair binbir türlü plan proje dönüyor kafamda.
    sabah oldu gittik okula, kalbim pırpır atıyor.
    ilk tenefüse kadar zor bekledim.
    hatun arkadaşıyla bahçeye çıktı, onlar çıktıktan sonra çıkardım çiçeği çantadan bahçenin yolunu tuttum.
    binanın koridorundan geçerken millet bana tip tip bakıyor elinde çiçekle napıyor bu mal diye.
    yüzüm kıpkırmızı oldu, heyecandan ayaklarım titriyor.
    çıktım bahçeye, 20 saniye sonra buldum hatunu.
    arkadaşıyla kol kola girmiş (modaydı o zamanlar yakın arkadaşla kol kola girip yürümek) yürüyorlar.
    elimde çiçekle onlara doğru yürüdüğümü görünce, ikisi birden arkalarına dönüp ters istikamette koşup kaçmaya başladılar.
    nedendir bilmiyorum ben de onları kovalamaya başladım arkalarından.
    bir süre sonra benim hatunun arkadaşı yoruldu, durdu ve arkasını döndü.
    ben de napacağımı bilemedim, ani bir refleksle çiçeği ona verip kaçtım.
    kız da şoka girdi tabii, ben ne alaka amk diye.

    ulan zeynep, bir daha kimseyi o saf ve temiz duygularla sevemedim senden sonra *
  • seda. ah seda. anlamadın şu deli yüreği, göremedin naif kalbimi.

    seda ile sınıfın en kısaları olduğumuz için en önde birlikte otururduk. okul numarası 20'ydi. defterime 20 yazardım büyük büyük görür mü diye görmezdi. yerli malı haftasında getirdiği çekirdekten 20 tane yiyip, ben yirmi tane yedim yeaa dedim duymadı. beden eğitimi dersinde okulun etrafında 20 tur koşacağımı iddia ettim siklemedi. 20. turda şarjım bitti yere yığıldım, dönüp bakmadı. ulan çocukluk nasıl büyülü bir dönemdir be. bir kızı okul numarasına gösterdiğin tutkuyla tavlayabileceğine inanmak... ve yaşamak delicesine. tabi, okul aile birliğinin zengin başkanının oğlu dururken kim siker ineği. bırak yar olmayı, insanlar yakıştırıp dedikodumuzu bile çıkarmadı. 20 kere yapmadığım şey kalmadı. senin de amınakoyayım 20.
  • asiye.

    ilk okul 3. sınıfta sanırım aşık olmuştum. teneffüslerde aptal aptal izlerdim, o sene okuldan ayrıldı ailesi ile başka bir şehire gittiler. yüzünü çoktan unuttum ama adı hala aklımdadır.
  • özellikle 4. sınıftan sonra bana günaydın diyen, 0.5 ucuna paylaşan, esprilerime gülen, çıkışta yarın görüşürüz diyen, kopya veren tüm kızlara aşık olduğum için sayıları bi 50yi bulur.

    aklıma gelenleri sıralayayım.

    başak
    bahar
    yıldız
    ırmak
    merve
    yağmur
    kemal
    tuğçe
    elif
    eda
    esra
    cennet
    laura
    amanda
    britney
    duygu
    ming shen
    zeynep
    aslı
    sinem

    ve daha niceleri. beni bugünlere getiren ve karakterimi şekillendiren nadide kadınlar. hepsinin ellerinden öpüyorum.