*

şükela:  tümü | bugün
  • ilkyaz sikayetçileri (12 parça), iki düs arasinda beklenti (9 siir) ve armalar (16 parça) baslikli bölümlerden olusan 1984 tarihli edip cansever kitabi. toplu siirlerinin ikinci cildi olan sairin seyir defteri adli toplamin içinde yer alir.
  • ilkyazdan biri mayıs'ın ikinci yarısıysa diğeri haziran'ın ilk yarısıdır. böylece "ilkyazlar" olup çoğalırlar. saklanmaya teşne zatlar sevmez örneğin ilkyazları.. güneş kuvvetini arttırıverir, ceketler inatla bir süre daha elde taşınır. ta ki beklenen yağmur yalnız bir bulut olup geçinceye, çıplak bacakları görünceye, bahar renklerini üzerinde taşıyanların ağırlığı altında ezilinceye dek.
    ne idiği belirsiz, tüm yaz bir daha asla tekrarlanmayacak hazırlıksız ter kokularını, acaba aşık olma havası mı yanılsamalarını, hala nasıl gülüyoruz'a şaşırmaları da içerir ilkyazlar.
    ilkyaz şikayetçileri diyemez de sevmiyorum arkadaş paltonun altındaki göbeğin penyeyle buluşmasını, güneşin ha babam gözümü almasını.. durup durup sıkılır, oflar poflar dışarı sadece.
    ilkyaz şikayetçileri bunları diyemez şiir söyler.
    birbirlerini tanır ve selamlaşırlar arada.
  • (bkz: muleta)
  • içerisinde aşağıdaki şiirleri bulunduran edip cansever'in ilkyaz şikayetçileri kitabının aynı adlı bölümü:

    (bkz: kaçışına uğrayan çiçek/#2916082)
    "ya yaşam
    bir başka yaşamla, bir başka, bir başka, bir başka
    oysa bütün yaşamlar bitti
    ilkyazlar ve bütün başlangıçlar
    sular
    insanlar gibi duruyor aklımda."

    (bkz: hiç, öyle)
    ''yağmayan bir yağmurdu ablam
    ne geçmişteydi ne gelecekte
    iki düş parçasının kesiştiği yerde
    kollarını açmış duruyordu
    hiç, öyle'
    sevimsiz bir kış günüydü kadınsa
    -belki de bir düş tamircisi-
    evet doğrusu bu

    kolladım yıllar yılı -düşler düşü-
    bir avcı gibi ablamı
    ölmedi ki. konuşuyor gölgesinin ardından
    yaşıyor gerisinde kendisinin
    bütün ayrıntılarından sıyrılmış ağır ağır konuşan
    kadife bir örtü gibi.''

    (bkz: yuvarlanıyor ilkyaz/#21781849)
    "duvarda sönmüş bir balon asılı
    bir çocuk ceseti
    yanmış bir adam ceseti asılı
    dışarısı asılı pencerede
    damlar, bir gitar kutusu, bir balık kafası
    bırakılmış bir bisiklet kenarda
    bir yolcu gemisi, güvercin
    bir istiridye - içinde bir denizkızı -
    ne varsa
    yan yana, üst üste hepsi"

    (bkz: çarliston günleriydi/#21781839)
    "çarlisyon günleriydi -yıllardan neydi-
    üst üste duran masalar
    üst üste duran iskemleler
    üst üste duran mevsimler ve her şey
    indirilip serpiştirildi"

    (bkz: düşgillerden bir geçit töreni/#9383441)
    "duydum duydum
    yağmurgillerden bir boğuntu bu
    ilkyazı dışta bırakmazsam
    soruyorum kendime
    sıkıntıgillerden biri olarak
    bu dünya kaç boğumlu."

    (bkz: anlamıyorum/#3032349)
    "anlamıyorum, hiç anlamıyorum
    nisandan hazirandan
    iki oğlu olmuş bir kadın gibi."

    (bkz: eriyen kar tadında/#80347468)
    "vurdu bir parmağını bükerek
    boşluğun tahtasına usulca
    üç kez yineledi bunu
    seslendi sonra
    bana yalnızlık tadı ver
    kar tadı, yağmur tadı
    gökgürültüsü tadı ver"

    (bkz: fotoğrafta çıkmak/#4475525)
    "bir fotoğrafta çıkmak gibi oluyor her şey
    anlamadığı bu
    - ve anladığı –
    ben ki bir boy fotoğrafıyım – diyor –
    yaşarken yaşamazken
    ikisi de aynı şey
    aynı
    yani bir fotoğrafta çıkmak
    - ah bu kımıltısız akşamüstleri! –"

    (bkz: muleta/#2906408)
    "nedense durgunlaşıverdindi bir ara
    çok değil, en fazla birkaç dakika
    ve dedindi, mutluyken de boğulabilir insan. "

    (bkz: caz mevsimiydi/#34886957)
    "pazar mı dediniz
    farketmez pazartesiydi
    ilkyaz mı
    ne çıkar, sonbahar da denebilirdi
    çünkü bir elmayı kaygısız
    dişlemekti her soru
    yanıt mı
    sorulardan başka bir şey değildi
    anlaşmak, o da
    bir dulla bir din görevlisinin
    arasındaki kutsal betikti"

    (bkz: tangolar kendisiymiş/#9352816)
    tangolar kendisiymiş, kim kime ne deseymiş
    her yer tanrı gibiymiş, bir sonsuz pistmiş.

    (bkz: yakasında kağıttan bir gül/#9352853)
    "sıkıcı bir kış ikindisi dışarda
    kirli kar bulutları, rüzgar
    üzünçlü bir tiyatro afişi gibi lokanta
    -ah bu yalnızlık ikindileri!-
    kısacık eteğini sürekli çekiştirmekte
    ve işte
    yoksulluğuna eklenmiş bir yoksulluk daha
    beni süzüyor bir yandan da. öyleyse
    neden olmasın, uzatsam da ona bir sigara
    ya da
    bir içki mi göndersem masasına daha önce
    -ah bu uzaklık ikindileri!-"