*

şükela:  tümü | bugün
  • dore malum muazzam bir illüstratör. la divina commedia, paradise lost, orlando furioso, rime of the ancient mariner, the bible, la fontaine masalları, perrault's fairy tales ve tabi don quixote gibi eserlerin illüstrasyonlarını çizmekte. şahsım adına ufkumu kat kat katlamış olsa da öğrenildiğinde ufku iki katına çıkaran şeyler başlığına yazmadım çünkü çoğu kişiye sacma gelebilirdi.

    poe'nun muazzam kuzgun şiiri'ni, gelin bir de gustave dore'nin illüstrasyonları ile okuyalım.

    the raven

    anatkh
    ortasında bir gecenin, düşünürken yorgun, bitkin
    o acayip kitapları, gün geçtikçe unutulan,
    neredeyse uyuklarken, bir tıkırtı geldi birden,
    çekingen biriydi sanki usulca kapıyı çalan;
    "bir ziyaretçidir" dedim, "oda kapısını çalan,
    başka kim gelir bu zaman?"
    dreary

    bleak
    ah, hatırlıyorum şimdi, bir aralık gecesiydi,
    örüyordu döşemeye hayalini kül ve duman,
    ışısın istedim şafak çaresini arayarak
    bana kalan o acının kaybolup gitmiş lenore'dan,
    meleklerin çağırdığı eşsiz, sevgili lenore'dan,
    adı artık anılmayan.
    nevermore

    ipekli, kararsız, hazin hışırtısı mor perdenin
    korkulara saldı beni, daha önce duyulmayan;
    yatışsın diye yüreğim ayağa kalkarak dedim:
    "bir ziyaretçidir mutlak usulca kapıyı çalan,
    gecikmiş bir ziyaretçi usulca kapıyı çalan;
    başka kim olur bu zaman?"
    vainly

    kan geldi yüzüme birden daha fazla çekinmeden
    "özür diliyorum" dedim, "kimseniz, bay ya da bayan
    dalmış, rüyadaydım sanki, öyle yavaş vurdunuz ki,
    öyle yavaş çaldınız ki kalıverdim anlamadan."
    yalnız karanlığı gördüm uzanıp da anlamadan
    kapıyı açtığım zaman.
    nameless

    lenore
    gözlerimi karanlığa dikip başladım bakmaya,
    şaşkınlık ve korku yüklü rüyalar geçti aklımdan;
    sessizlik durgundu ama, kıpırtı yoktu havada,
    fısıltıyla bir kelime, "lenore" geldi uzaklardan,
    sonra yankıdı fısıltım, geri döndü uzaklardan;
    yalnız bu sözdü duyulan.
    somevisitor

    duydum vuruşu yeniden, daha hızlı eskisinden,
    içimde yanan ruhumla odama döndüğüm zaman.
    irkilip dedim: "muhakkak pancurda bir şey olacak;
    gidip bakmalı bir kere, nedir hızlı hızlı vuran;
    yatışsın da şu yüreğim anlayayım nedir vuran;
    başkası değil rüzgârdan..."
    nothingmore

    çırpınarak girdi birden o eski kutsal günlerden
    bugüne kalmış bir kuzgun pancuru açtığım zaman.
    bana aldırmadı bile, pek ince bir hareketle
    süzüldü kapıya doğru hızla uçarak yanımdan,
    kondu pallas'ın büstüne hızla geçerek yanımdan,
    kaldı orda oynamadan.
    dreams

    gururlu, sert havasına kara kuşun alışınca
    hiçbir belirti kalmadı o hazin şaşkınlığımdan;
    "gerçi yolunmuş sorgucun" dedim, "ama korkmuyorsun
    gelmekten, kocamış kuzgun, gecelerin kıyısından;
    söyle, nasıl çağırırlar seni ölüm kıyısından?"
    dedi kuzgun: "hiçbir zaman."
    lattice nevermore!

    sözümü anlamasına bu kuşun şaşırdım ama
    hiçbir şey çıkaramadım bana verdiği cevaptan,
    ilgisiz bir cevap sanki; şunu kabul etmeli ki
    kapısında böyle bir kuş kolay kolay görmez insan,
    böyle heykelin üstünde kolay kolay görmez insan;
    adı "hiçbir zaman" olan.
    shutter

    durgun büstte otururken içini dökmüştü birden
    o kelimeleri değil, abanoz kanatlı hayvan.
    sözü bu kadarla kaldı, yerinden kıpırdamadı,
    sustu, sonra ben konuştum: "dostlarım kaçtı yanımdan
    umutlarım gibi yarın sen de kaçarsın yanımdan."
    dedi kuzgun: "hiçbir zaman."
    obeisance

    birdenbire irkilip de o bozulan sessizlikte
    "anlaşılıyor ki" dedim, "bu sözler aklında kalan;
    insaf bilmez felâketin kovaladığı sahibin
    sana bunları bırakmış, tekrarlıyorsun durmadan.
    umutlarına yakılmış bir ağıt gibi durmadan:
    hiç -ama hiç- hiçbir zaman."
    pallas

    çekip gitti beni o gün yaslı kılan garip hüzün;
    bir koltuk çektim kapıya, karşımdaydı artık hayvan,
    sonra gömüldüm mindere, sonra daldım hayallere,
    sonra kuzgun'u düşündüm, geçmiş yüzyıllardan kalan
    ne demek istediğini böyle kulağımda kalan.
    çatlak çatlak: "hiçbir zaman."
    nightlyshore

    oturup düşündüm öyle, söylemeden, tek söz bile
    ateşli gözleri şimdi göğsümün içini yakan
    durup o kuzgun'a baktım, mindere gömüldü başım,
    kadife kaplı mindere, üzerine ışık vuran,
    elleri lenore'un artık mor mindere, ışık vuran,
    değmeyecek hiçbir zaman!
    muttered

    sanki ağırlaştı hava, çınlayan adımlarıyla
    melek geçti, ellerinde görünmeyen bir buhurdan.
    "aptal," dedim, "dön hayata; tanrın sana acımış da
    meleklerini yollamış kurtul diye o anıdan;
    iç bu iksiri de unut, kurtul artık o anıdan."
    dedi kuzgun: "hiçbir zaman."
    fancy

    lamplight
    "geldin bir kere nasılsa, cehennemlerden mi yoksa?
    ey kutsal yaratık" dedim, "uğursuz kuş ya da şeytan!
    bu çorak ülkede teksin, yine de çıkıyor sesin,
    korkuların hortladığı evimde, n'olur anlatsan
    acılarımın ilâcı oralarda mı, anlatsan..."
    dedi kuzgun: "hiçbir zaman."
    nepenthe

    haunted
    "şu yukarda dönen gökle tanrı'yı seversen söyle;
    ey kutsal yaratık" dedim, "uğursuz kuş ya da şeytan!
    azalt biraz kederimi, söyle ruhum cennette mi
    buluşacak o lenore'la, adı meleklerce konan,
    o sevgili, eşsiz kızla, adı meleklerce konan?"
    dedi kuzgun: "hiçbir zaman."
    gilead

    sainted
    kalkıp haykırdım: "getirsin ayrılışı bu sözlerin!
    rüzgârlara dön yeniden, ölüm kıyısına uzan!
    hatıra bırakma sakın, bir tüyün bile kalmasın!
    dağıtma yalnızlığımı! bırak beni, git kapımdan!
    yüreğimden çek gaganı, çıkar artık, git kapımdan!"
    dedi kuzgun: "hiçbir zaman."
    fiend

    tempest
    oda kapımın üstünde, pallas'ın solgun büstünde
    oturmakta, oturmakta kuzgun hiç kıpırdamadan;
    hayal kuran bir iblisin gözleriyle derin derin
    bakarken yansıyor koyu gölgesi o tahtalardan,
    o gölgede yüzen ruhum kurtulup da tahtalardan
    kalkmayacak - hiçbir zaman!
    soul
    sphinx
  • şiirin orjinal hali ve resimleri için şöyle