şükela:  tümü | bugün
  • "yarın karıyı boşayıp bunu alacaaam" sözleriyle cem yılmaz'ı gösteriyor ve bu düzeyden seslenen salman, bu haliyle "cem yılmaz'a gereken ayarı vermiş üstat" oluveriyor. böylesine düzeysiz bir tavrın "ayar veren üstatlıkla" onurlandırıldığı vasatta salman'ın gösterdiği şımarık cesaret de doğal olsa gerek. tüm bu seviyesizlik magazinciler önünde cereyan ederken iddiaya göre "askerlik anılarını anlatarak mizah yapan" (bunu iddia edenin anılarını dinleyelim bakalım ne kadar gülüyoruz) cem yılmaz tüm edebiyle susuyor. salman'a göre "cem yılmaz" soytarı oluyor salman da "harbi sanat emekçisi" (mi?)

    küpe takan erkeğe "karı" diye seslenmek, toplumsal mesaj arayışındakilerin tam ağzına layık. yanında olacak o kadar vcd'sini de cem yılmaz severler olarak hediye edelim, internet bağlantısı kesilirse "mesajsız" kalmasın türksolu aboneleri.
  • dünya standartlarında iyi bir aktördür. iyi bir aktör olmanın tek kıstası her hangi bir sahnede duyguyu seyirciye vermek değildir. büyük oyuncu ilyas salman gibi hem dramayı, hem de komediyi aynı başarıyla oynayabilmektir. ilyas salman bu başarıyı hem sinemada, hem de tiyatroda hakkıyla icraa etmiştir. içinde anadolu'dan, avrupa'ya işçi giden ezilen mazlumların hikayesini barındıran muhteşem bir türkü albümü hediye etmiştir bizlere.
    politik duruşu ve entelektüel birikimiyle de cesur, devrimci bir sanatçıdır.
  • gordugum en iyi ayari vermis kisidir.

    kız: ya siz de aktor tipi yok hic..
    i.s: ne tipi varmis ben de?
    kız: boyle kasap, bakkal, manav, amele tipi var.
    i.s: onları oynuyorum zaten.
  • neden bu kadar değer verildiği anlaşılmayan oyuncuymuş. şimdi ben bu zihniyete "liseli" desem haksız mı olacağım. ilyas salman'ın kim olduğuna eminim ki aşağıdaki şu birkaç iş fikir verecektir. dahası var gerçi ama bunlar ilk akla gelen kült filmleri. bu adam bildiğin yeşilçam'ın efsanesidir.

    (bkz: banker bilo)

    (bkz: talihli amele)

    (bkz: dolap beygiri)

    (bkz: çiçek abbas)

    (bkz: şekerpare)

    (bkz: ya ya ya şa şa şa)

    (bkz: sarı mersedes)
  • 88 yada 89 yılında almanya'nın heidelberg kentinde yapılan yılmaz güney'i anma gecesine katılan ve konuşmacıların çoğunun yılmaz güney'in sanatçı ve siyasi kimliğinden çok "kürt" olmasına vurgu yapmasına "yahu adam anadolunun yetiştirdiği en büyük sinemacı, tutturdunuz kürt kürt diye !! bari kan tahlilide yapın.. kim türk kim kürt görelim!! " diye ayar veren doğrucu davut.
  • yıldız teknik üniversitesi ne arkadaşı görmeye gitmiştim. eve dönerken otostop çekeyim dedim. e benim gibi bir kaç kişi daha vardır. şoför amcalar nedense kızlara duruyor beni sallamıyorlardı:) 15 dakika sonra bir araç durdu. yanlış hatırlamıyorsam gri bir renault meganedı. neyse adam camı indirdi eğildim tam ne tarafa gidiyorsunuz diye sorcam aa bir de baktım ilyas salman. nereye dedi bana ben de bostancı dedim ok gel dedi. meğerse adam da bostancı da oturuyormuş. neyse bir kişi daha geldi 3 kişi çıktık yola. 10 senedir sigara içiyorum, hayatımda hiç o kadar izmarit dolu bir kültablası görmedim inanın. ilyas amcam biraz tuhaf konuşuyordu, içmiş gibiydi ama hiç alkol kokusu yoktu. bir konferans vermiş oradan dönüyormuş. ama hakikaten bir tuhaftı. neyse gişelere geldik, daha önceden parayı hazırlamıştı, aa bir baktım adam gişeyi pas geçti. gişe memuru hop hop diye arkadan bağırıyor, baktım ilyas amca dalgın, dedim ilyas abi köprü ücreti. aa dedi yolun ortasında durdu, arabayı stop etmeden el frenini çekti, arabadan indi ve parayı vermeye gitti. ben kendi kendime ulan şu eve bir sağ sağlim gidebilsem bari diyorum. arkadaki çocuk da tırstı. neyse ilyas amca geldi geri, bindi arabaya, kontağı çevirmeye çalışıyor, araba zaten çalışır vaziyetteki!! ben yine müdahale etmek zorunda kaldım yoksa adam arabayı bozacak kalıcaz orda, neyse yavas yavas hareket etti, bir öğrenci servisi gördü bizi çocuklar deli gibi ilyas abi ilyas abi diye bağırıyolar, vakur bir şekilde onları selamladı, yavaş yavaş gidiyoruz yolumuzda. ben biraz rahatladım yavaş kullanınca. sonra dertlenmeye başladı, ünlü olmanın kötü bir şey olduğunu, rahatça hiç bir yerde dolaşamadığını, senelerdir bostancıda oturmasına rağmen bir sahile gidip yürüyüş yapamadığını falan anlattı.üzüldüm açıkçası. filmlerdeki gençlik hali yoktu tabiiki, saçları ağarmış yüz hatları iyice kırışmış. neyse sağ sağlim indirdi beni, kendisine teşekkür ettim.
    yalnız şunu belirtmek isterim ki kendisi gerçekten kültürlü bir insan, konuşmasıyla hemen belli ediyor bunu.
    zaten yanılmıyorsam konferanslar falan veriyormuş kendisi.
  • sözlükçüleri nasıl ki "herkesin sevdiğini seven popüler kültür delisi" olarak görüyorlarsa, ben de aynı şekilde bu adamı koşulsuz sevenleri "herkesin sevdiğini sevmemeyi marifet belleyen kofti entelektüel" kişiler olarak görüyorum. bir kere adamın alkol problemi olduğunu düşünüyorum. birkaç kere de lafı geçmişti. ayrıca üslubu da fena. ha tamam bir adam siyasi düşüncesinden dolayı mesleğinden gayrı tutuluyorsa öyle anlayışın ta kötüne koyayım. ama adam sırf bir fikri savunuyor diye de ona sonsuz merhamet edecek değiliz. beceremiyorsa olmuyorsa olmuyordur abi. nedir bu takılmışlık yok çiçek abbas yok kibar feyzo. o zaman sinan çetin'e ömrü billah o berbat sinema teorisiyle beraber sahip çıkalım dostlar. madem belledik bir filmini... iyi olana sahip çıkalım arkadaş boşverin gayrısını...
  • çok iyi oyuncu olmanın, beraberinde istediğine hakaret etme hakkı getirdiğine inananların olduğunu göstermiş kişi. solcuymuş. küpe taktığı için bir erkeğe homoseksüel muamelesi yapan, eşinden "benim karı" diye bahseden biri ancak türksolu solcusudur zaten. fazlasını beklemem.
  • şöyle bir tespit sahibi

    " imamlar günde 4 saat çalışarak 2.300 tl alır. görevi 1300 tl ye akşama kadar hamal gibi çalışanlara sabır ve şükretmeyi öğretmektir."

    ayrıca kalbi yüzünün aksi kişi.
  • benim babam hafif kırık bir adamdı. çok eskiden bazen evden çıkar 2-3 ay eve uğramazdı. ama bu uğramamasının sebebi evde bekleyen çocuklarının geçimi için döktüğü terden kaynaklıydı. ben, henüz türkiye coğrafyasını o zamanlar bilmezdim. konuşmaların arasında duyardım bazı il isimlerini. kimi zaman maraş'a kimi zaman trabzon'a gittiğini bilirdim. deli gibi hayvanlar gibi özlerdim onu. anneci, babacı geyiklerini bir tarafa bırakacak olursak eğer gerçekten babama aşık bir çocuktum. onun kucağında uyuyup terinin kokusunu bile içime çekmek beni mutlu etmeye yetiyordu. ama gittiği zaman dünyam başıma yıkılırdı.

    ne zaman gelse ömrü hayatımda hiç görmediğim çeşitli şekerler, çikolatalar, oyuncak arabalar getirirdi. babalar çocuklarına kıyak geçmez lakin bizimki bana kıyak geçerdi. en nazlı çocuğu bendim. kardeşlerim hala söyler sana iyi bakardı babamız diye. ben de ona güzel bakardım, deli bakardım. güzel rakı içerdi. ince belli çay bardağında. sek. o sekin yanında sofrada soğan, çökelek efkarlı bir göz ve buna paralel sevecen, yüreğindeki her şeyi etrafındaki insanlara sınırsızca verebilen tepeden tırnağa bir güzel insan. bu efkarına eşlik eden müzikleri vardı. köye elektrik gelir gelmez toshiba marka bir teyp almıştı. o yıllarda epey lüks gibiydi üstelik kaseti kendisi değiştirebiliyordu yani öteki yüze otomatik geçiyordu. ben bununla çok gurur duyardım, babamla gurur duyduğum kadar gurur duyardım. o teypten yükselen sesler genelde arif sağ, muhlis akarsu, güler duman, musa eroğlu gibi sesler olurdu.

    bütün dünya senin olsun
    bir dost bir post yeter bana
    atlas libas senin olsun
    bir dost bir post yeter bana

    beyler tahtından inerler
    ayaksız ata binerler
    toprağa gömüp dönerler
    bir dost bir post yeter bana

    deyince arif sağ, babam iyice duygulanırdı. annem rakıyı sevmezdi, ben babamın sevdiği her şeyi severdim ol sebepten arada bana da tattırır ve sonra şımarıklarıma gülerdi. o yıllarda bu şekildeyken abimlerin büyümesinden mütevellit evimize farklı, farklı kasetler gelmeye başladı. ozan emekçi, grup yorum vs. sonra bir gün abim elinde bir kasetle daha geldi. ilyas salman. ilk defa görmüştüm, ilk defa dinliyordum. ilyas salman'ı hiç duymamıştım oyunculuğunu, sinemasını, tiyatrosunu bilmiyordum. hayatımda hiç film bile izlememiştim. çünkü televizyonun olmadığı yıllardı. ama sesini çok beğenmiştim. uzun çok uzun zaman evde ilyas salman dışında bir şey dinlenmez oldu. ilyas salmanla kalkıp ilyas salmanla yatıyorduk. derken gel zaman git zaman büyüdük ve savrulduk. ilk film denemelerimiz kafam kadar video kasetlerinden izlenen cünyet arkın filmleriyle başladı. hiç alakası yokken judo, kung fu gibi uzak doğu sporlarına sardık. üstüme kefen gibi beyaz elbiseleri çekip çeşitli renklerdeki kuşakları alabilmek için spor salonlarına gitmiş efsanevi nesildenim. sonra biraz daha büşüdükçe daha farklı şeyler görmeye başladık. türk sinemasında daha başkalarının olduğunu, kemal sunal, ilyas salman, şener şen gibi isimleri görmeye başladık. sanki sol mememizin altında çarpan şeye dokunur gibiydiler. güldüren, duygulandıran, ağlatan, sevindiren. yine de ilyas salman daha başkaydı. çünkü ilyas salman sesiyle etkilemişti beni. çoğu zaman çocukluk günlerime götüren, o güzelim ailemin henüz aynı çatı altında olduğu yıllardı. kimse uzaklara savrulmamıştı. dünyü küçüktü, biz küçüktük.

    işte böyleyken böyle. bazı çok eski zamanlarımızda kalan bir takım şeyler bizi alıp oraya o çok eski zamanlara götürür. bu anlamda ilyas salman'ın bendeki anlamı değerli ve yetenekli bir oyuncudur, güzel pırıl pırıl bir sestir, duyarlı yürektir ama bütün bunların ötesinde benle geçmişim arasındaki ince bir patikadır. ona baktığım zaman, dinlediğim zaman o ince patikaya girip geçmişe gidiyorum. uzak ve efsunlu bir geçmişe, yolun sonunda beni güzel şeyler bekliyor.

    teşekkürler ilyas salman.