şükela:  tümü | bugün
  • müslümanlar arasında tamamen yanlış anlaşılan hikmetlerden birisi de budur. bu konudaki zahir ehlinin de klasik tasavvuf ehlinin de görüşü yanlış veya eksiktir.

    kısaca iman, farklı bir bilgi edinme türüdür ve bir kalp gözü ile görme işidir. bir kimse kalbi ile göremediği şeye iman etmiş sayılmaz.

    imanı üç tabakada inceleyeceğiz:

    1. avamın imanı: avamın imanı tamamen şekil, taklit ve suretten ibarettir. avam, iman sahibi olmaktan çok bir dogma bağlısıdır. bununla beraber, şeklen de olsa elinden geleni yaparsa kurtuluşa ermesi ümit edilir. kalp gözü açık değildir veya çok cüzi bir açıklık söz konusu olabilir.

    2. tasavvuf ehlinin imanı: tasavvuf ehli şuhudi(durugörüsel) iman sahibidir. inandığı her şey kalp gözüne apaçık görünür. melekleri, şeytanları, ahireti vs. görür. tüm maneviyatı sinema perdesindeki gibi izleyebilir. meşrebine, ekolüne, kişisine göre kalp gözünün açıklığı, derinliği ve genişliği değişebilir. şuhud(durugörü), rüya veya yakazada gerçekleşir.

    zaten tasavvuf dediğimiz ekol tam olarak budur. insandaki durugörü kabiliyetini aktive ederek imanı şuhudi hale getirme yöntemidir.

    3. nübüvvet ehlinin imanı: size çok şaşırtıcı gelebilir ama nübüvvet ehli, tasavvuf ehlinden imanca çok üstün olmasına rağmen, şuhud sahibi değildir; yani tasavvuf ehli gibi maneviyatı anbean izleyemezler; durugörüleri yoktur.

    nübüvvet ehlinin bir şey görmemesi, kalp gözlerinin açık olmadığı anlamına gelmez. evet, nübüvvet ehli bir şey görmez ama kalp gözleri yine de açıktır ve şuhudsuz, müşahadesiz bir şekilde hakikatlere vakıf olurlar. bu vakıf oluş, onların vicdanında sarsılmaz bir kanaat oluşturur ve imanları muhkemleşir.

    dikkat ederseniz, nübüvvet ehli ile avam şeklen birbirine benzemektedirler. her iki tayfa da bir şeyler görmez; durugörü sahibi değildirler ancak bu benzeyiş sadece görünüştedir.

    imam-ı rabbani hazretleri şöyle der: "eğer ortada bir şuhud (durugörü) varsa bu ancak gölgeyi görmektir. "asıl" görüldüğünde şuhud (durugörü) hasıl olmaz, hatta hiçbir şey hasıl olmaz; ancak vicdanda güçlü bir kanaat oluşur"

    işte bu yüzden günümüz insanları sahabeyi sıradan insanlar gibi sanmaktadırlar. halbuki bu çok büyük bir yanılgıdır.

    kimi tasavvuf ehli durugörü sahibi olduğu için kendini sahabeden üstün görür;halt eder.

    kimi zahir ehli, sahabeyi şeklen taklit etmekle onlar gibi olacağını zanneder; en büyük haltı yer. selefi, vahhabi ve benzerleri hatta ışid bu noktadan sapıtmıştır. tasavvuf inkarcıları da hep bu kavşaktan saparlar. sahabeyi şeklen taklit ederler ama kavanozu dışından yalamaktan öteye gidemezler. "gelin bari tasavvuf çalışın" desek kabul etmezler; ortada kalırlar. ne deve olurlar ne de kuş. deve yük taşır, kuş uçar. bunlar ikisini de yapamazlar. ancak kafayı kuma gömüp avcıya hedef olurlar.

    günümüzde islamcı camida sayısız bozuk görüş, sırf şu yukarda izah edilen ilimden habersiz olmak yüzünden neşet etmiştir. imam-ı rabbani hazretleri haricinde de bu işin sırrına erebilen çıkmamıştır.

    eğer imam-ı rabbani hazretlerinin bu yüksek izahını hazmedersek, enva-i çeşit sapmalardan kendimizi korumuş oluruz.
  • durugörü denen şeye çok fazla istidrac karıştığından; ahir zaman'da şeyhim bilmem neyim diye ortalarda gezen herkesten kaçmak lazımdır.

    islam kolay ve tapınak ehline ihtiyaç duymayacak kadar kutsaldır.