şükela:  tümü | bugün
  • çoğu kişinin zannettiği gibi imanın hakikati bir takım ilkelere, prensiplere bağlılık değildir. bir takım sözleri tekrar etmek, kalben onaylamak falan da değildir.

    benim imanım asaleten allah resulüne, vekaleten de onun mutlak varisi olabilecek seviyedeki yüksek velayet ehline secde etmektir. secdeden kasıt, askerin komutanı karşısındaki "hazır ol" duruşudur.

    bu zatların vereceği emre mutlak itaat ederim. o emirleri akılla yorumlamam; tevil etmem. farazâ, "lat ve uzzaya tap" emri verseler sorgulamadan yerine getiririm. "namaz kılma" deseler bir daha alnım secde yüzü görmez. işte benim imanım budur. ihlasım ise bunları yerine getirmekteki çevikliğimdir.

    kuran, hadis şu bu diyeni kâle bile almam. bana göre onlar mümin değil ancak dedikodu ehlidir. belki de heva ve hevesini ilah edinmiş olan kimselerdir. elbette bu tayfa da benim halime hoş gözle bakmazlar; hatta ağır ithamlarda bulunurlar. diledikleri gibi düşünsünler. nasıl olsa ak koyun kara koyun er veya geç belli olacaktır.
  • iman allaha, itaat rasulullahadır. kuranı kerim ve sünnet-i seniyye böyle der. imansız itaat, itaatsiz iman olmaz. merduddur. yani allaha inanıyorum ama onun gönderdiği rasulü ve (tabii ki diğer rasullerini de) kabul etmiyorum diyemezsin. kimin rasul olduğunu nereden bileceğiz diye bir sual sorulabilir. hayatını ve ahlakını okursan, ve bu hayat ve güzel ahlak senin kalbinde bir gonca-i ilahinin açmasına vesile oluyorsa, işte o zaman iman etmişsindir. bu bir inanç meselesidir, teslimiyet meselesidir. bunun için bir cemaate, bir tarikata, bir din adamına (ki islamda din adamı diye bir kategori yoktur, hıristiyan ve yahudilerde olduğu gibi...) intisap etme gibi bir şey yoktur. kelime-i şahadeti kalb ile tasdik, dil ile ikrar eden, müslümandır. müslümanlıktan sonra mümin, daha sonra da muhsin olmak gelir. biz henüz türkler olarak, iman etmemiş bir ahvaldeyiz. allah bizi, "ey iman edenler, iman ediniz" ayet-i kerimesinin sırrına erenlerden eylesin.

    rasulullah aleyhisselamın yolundan zerre kadar ayrılmayan, aşk u muhabbetle manevi ve maddi cihad eden, fisebilillah idame-i hayat eyleyen er oğlu kişilerden, yani sahabe-i kiram hazaratından sonrakiler arasındakiler tercih yapılabilir.

    kimin ârif, kimin âlim olduğunu allah bilir. bizi kimin velayet ehli olduğu değil, kimin müslüman olduğu ilgilendirir. islamda bütün müslümanlar eşittir. sadece takva konusunda bir üstünlük vardır. toplumu ve müslümanları avam ve havass olarak kategorize etmek, islamın şanına yakışmaz, müslümanların asabiyyet-i diniyyesi de zaten buna izin vermez. neden? çünkü rasulullah, "ben kulum, kul gibi yemek yerim" demiştir. şimdiki tarikat erbabı denilen kişilerin rasulullahla uzaktan yakından alakası yoktur. holdingleşmiş cemaatler kendi nefislerine bir baksınlar, biz acaba rasulullahın ve ashabının yolundan ne kadar gidebiliyoruz diye.

    iman şuymuş, iman buymuş, müslümanlık şöyleymiş, dervişlik böyleymiş şeklinde, bizim gibi cühelanın boş lakırdılarına, nefs-i emmaremizi tatmin etmek için yazdığımız beliğ ve fasih cümlelere aldanmayın. imam-ı azam ebu hanife gibi cömert misin? imam-ı azam gibi alim misin? muhammed bakır, ebu hanifeye kızabiliyor. ama sen, mürşidine kızamıyorsun, ona itiraz edemiyorsun. böyle şey yok, böyle şey yok!
  • bir başka vecheden iman:

    iman; neyi bilirsen bil, ne kadar bilirsen bil onun dahi hep ötesinin olduğunun kabulüdür. ilk bakışta çok benzer gibi görünseler de dogma ile iman çok farklıdır; hatta neredeyse zıt manalardır. dogmada belli bir noktada sabitlenmek ve donup kalmak vardır. iman ise seni hep daha ötesine davet eder. "iman gaybadır" sözünün anlamı da budur; yani bilginin erişemediği yer sana karanlıktır. oraya ulaşsan bile hep daha ötesi olacaktır. bildiklerin bilmediklerine nispetle hiç hükmündedir.

    "evet, biliyorsun ama o bilginin de üstünde bir bilgi var"
    "evet, marifet sahibisin ama o marifetin de üstünde bir marifet var"
    "mutlak tevhid mümkün değildir"(tevhidin de mertebeleri sonsuzdur)

    iman sonsuza doğru akışın önünü açar; dogma ise tıkar. çoğu insanın iman diye bildiği şey kesinlikle iman değildir; kitleleri yönlendirmek için üretilmiş dogmaların benimsenmesidir.

    dogmatiklik mutlakçılığı zorunlu kılar. o da zorbalığı, diktatörlüğü, insafsızlığı, acımasızlığı, kan dökmeyi gerektirir.

    dervişlerin çok iyi anladığı bu gerçeği kurumsal dinin temsilcileri hiçbir zaman anlamamışlardır. onlar sana kuran'ı mutlakçı bir tarzda sunarlar. reddedersen veya yan çizersen silahlarına davranırlar. allah'ın sözüne karşı çıkanın kellesi gitmeli diye düşünürler. derviş ise "senin bana sunduğun kuran değil, kuran'dan anladığındır " der. o yüzden dervişler hoşgörülüdürler; zira iman sahibi oldukları için kuran'ı dahi anlamanın sonsuz mertebeleri olduğunu çok bilirler. bu yüzden kendi anlayışlarını zorbalıkla öne sürmezler.

    dünyada ne kadar rezillik varsa dikkat edin hep dogmatikler elinden çıkmadır. öyle sinsi bir illettir ki bu; bir müddet sonra dogma karşıtlığı bile bir dogmaya dönüşebilir. zira avamın yönetilmesi için dogmalara ihtiyaç vardır. avamın şuur seviyesi bunu gerektirir. avamda sırra hürmet olmaz ve kesin ve mutlak kabullere ihtiyaç duyar. talep olunca, arz bir şekilde ortaya çıkacaktır.