şükela:  tümü | bugün
  • porcupine tree' nin 2002 cikisli albumu.

    sarkilar :

    blackest eyes
    trains
    lips of ashes
    the sound of muzak
    gravity eyelids
    wedding nails
    prodical
    .3
    the creator has a mastertape
    heartattack in a lay by
    strip the soul
    collapse the light into earth
  • porcupine tree' nin en son ve en başarılı albümüdür. derin bir melankoli barındırır ve şarkı düzenlemeleri çok başarılıdır. mikael akerfeldtin en sevdiği albüm olan bu albüm, steven wilsonun yeteneklerini gösteren gerçek bir başyapıttır.
  • extradan 3 şarki daha içeren double cd lik versiyonu olan albüm.
  • procupine treenin 2004 martında dvdsini çıkardığı albümü.. sabah kalkınca, gece yatmadan önce dinlerken sakinleştirir, mum ışığı eşliğinde dinlerken melankoliden melankoliye sürükler, zamana mekana göre türlü hallere sokar insanı.. çok başarılı.. bir de bende hep pink floyd dinleme isteği uyandırıyor..
  • porcupine tree nin varlığından haberdar olmamı sağlamış albüm. ne kadar güzel albümmüş. daha önce keşfetmediğime yanayım.
  • acemi çevirmenlerin, türkçe'ye, "absentia'da" şeklinde çevirdikleri hukuk terimidir.
  • hukuk terimi olmanın yanısıra mezuniyetlerde de, diploma verilirken mesela kişi bir dönem evvel bitirmişse üniversiteyi ve de çeşili sebeplerle diploma töreninin tek yapıldığı zaman olan baharda gelememişse, "in absentia" der gavurlar kişinin adını okurken.
  • bir tane bile boş/sıkıcı şarkı bulundurmayan harika albüm.

    alışmaya başladığım dönemlerde bu albüm nedense içimde a perfect circle ortalamasının daha az mistiği ve fakat daha melankoliği ve daha bireyseli olduğu gibi bir izlenim uyandırmıştı. anlamaya başladığım şu dönemde ise bu alakanın neredeyse sıfırlandığını görüyorum.

    kimi albümlerde sezdiğim bir şey var: çok çok iyi müzisyenlerin elinden çıktığını anlıyorsunuz ve fakat adamlar becerebilecekleri halde gayet yerinde bir tercihle çok zor çalınabilecek komplike şarkılar üretme gibi bir kaygı gütmeden, sadece ve tamamen anlamlı ve ender rastlanabilecek bestlere yöneliyor. işte benim için in absentia, bu eğilimin doruk noktasını temsil ediyor.

    albümün manevi yoğunluğu baş döndürücü, o kadar bireysel alınabilecek sözlere ve melodilere sahip ki, kişisel kronolojide yer almasına neredeyse engel olunamıyor; ya da ben olamadım. sözlerin ve çoğunda en az iki ana melodi barındıran şarkıların düzenlemeleri öyle iyi kurgulanmış ki, kulağın duymak istediği ve sarhoşluğunu garanti altına alan geçişler alternatifsizlikleri ile beraber tüketiliyor. yani, daha iyisinin olamayacağını dahi düşünmüyor insan; başka bir şey konamazdı'yı, belki. bunun sonucu olarak, albümü özetlediğini düşünüp ifade edebileceğimiz bir şarkı bulunmuyor. en azından ben bulamıyor, olduğunu -zevkle- sanmıyorum.

    albümün müzikal yapısı değişken seyrediyor; iki şarkı arasında "aynı"lık sezemiyorsunuz, hatta soundu birbirini en şok yakınsamış şarkılar arasında bile bu koşutluk kurulamıyor ki, bu da yukarıda bahsettiğim geçişlerden kaynaklanıyor. çok iyi seçilmiş distortion tonu, kimi şarkıda gereken kaosu, kimi şarkıda gereken gazı, kimi şarkıda gereken saldırgan melankoliyi hayvanlar gibi sunuyor dinleyiciye. akustik tonlar öyle farklı ruh halleri yaratacak şekilde kullanılmış ki, albümün o yoğun melankolik havası içinde bile, dinleyicide kimi yerde -özellikle trains'te- bakmasını bilene aslında sihir gibi görünecek bu evrenin çayırında çimeninde sevdicekle göğü izleme, kimi yerde düşünme eyleminin kirlenme ya da masumiyeti yitirme yolundan ziyade, bir çeşit elzem zemberek de olabileceğini kabul etme hissiyatı yaratıyor. şarkılara neredeyse oya gibi işlenerek yerleştirilmiş sololar da albümün genel karakteriyle ve şarkıların müzikal gidişatıyla muazzam bir uyum içerisinde. sanki şarkının anlattığı tüm öyküyü tek başına bir iki tel dile gelip ifade ediyor, siz de dizlerine oturup hayal falan kuruyorsunuz; tuhaflık, vapurlar... hele hele zaman zaman acımasızcasına hüzünlü, zaman zaman şaşırtacak kadar neşeli, zaman zaman da tuhaflık sınırlarında gezen kendi kendinelik arzeden steven wilson vokali ile bir çok duyguyu konsantre olarak yaşayabiliyorsunuz. albümün tüm yapıtaşlarının bir araya gelerek oluşturduğu psychedelic hava, yakalamayı bildiğiniz sürece, alışkanlık yaratacak türden; başka bir örneği görülmemiş türden. progressive öğelerden ya da albümün progressive karakterinden özellikle detaylı bahsetmek istemiyorum ki, karmaşık yapı ya da adamın kıçından kan alacak armoniler olmadan da bu işin kotarılabileceğine tanıklık edebile, keşfi önceye almamdan sebep bana küfretmeyesiniz.

    nihayetinde in absentia kulaklara şenlik bir romandır dostlar romalılar. dinleyin, dinletin da.
  • steven wilson beyefendi bu albümü yaparlarken seri katiller hakkında kitaplar okuyormuş.kendi kendine "ne oluyor da senin benim gibi insanlar böyle katillere dönüşüyor?" diye uzun uzun düşünmüş ve albümde bu tema üzerine yoğunlaşmaya karar vermiş.albümde giriş-gelişme-sonuç şeklinde giden bir hikaye bulamıyoruz, hatta the sound of muzak konuyla alakasız bile kalıyor ama diğer tüm şarkıları bir katilin iç dünyasıyla bağdaştırmak mümkün.tabi "bırak katili caniyi, bana duygudan haber ver!" derseniz de pt sizi hayal kırıklığına uğratmıyor, kötü şeyler düşünmeden de bu albümü rahatlıkla dinleyebiliyorsunuz.tek albümde iki albüm yani, afiyet olsun...
  • pink floyd 'un the wallu 70'lerde neyse 2000'lerde de bu çalışma odur. bu yorumdan ışınlanma fikri falan çıkartılmasın. 2000'lerin progressive rockında başyapıttır in absentia. modern sound eşi benzeri görülmemiş güzelliktedir! içerikteki tüm eserler can yakar. özellikle nitelikli bir ses sistemiyle albüm uçurur. iyi müzik dinleyicisinin kayıtsız kalmaması gereken arşivlerde yer alması el mecbur bir yapıttır. değerlidir dahi işidir. değerini bazıları muhtemelen yıllar sonra anlayacak. siz ise arşivinizde yer almasının mutluluğunu hissedeceksiniz.
    20 yıl sonra da çıkartacaksınız dinlemek için. aynı hazzı alacaksınız. porcupine tree nin özellikle steven wilson'un farklılığıyla ömür boyu garantili bir albüm...
    yakın zamanın nitelikli çalışmalarından opeth imzalı damnation hayli iyi bir albümdür. yan proje olarak doğan blackfield 2 iyi çalışma yapmıştır iyidir hoştur da ne dinlenilirse dinlenilsin bu tadı vermez...mevzu bahis başyapıt çünkü!