şükela:  tümü | bugün
  • sürekli kanıtlama uğruna ter dökenler ne ayak o zaman dediğim önerme.
    (bkz: allah diyen aslan)
    (bkz: tanrının varlığı ve yokluğu hakkında kanıtlar)
    (bkz: pilot kalem ile ateizmi çökerten şakirt)
    (bkz: allah'ın varlığına kuran'dan kanıt göstermek)
    daha çok aklıma gelince editlicem.
  • psikolojide inanma: bilgi üretimi olmayan temel bir düşünce kalıbıdır. içsel bir şeydir ve güven gibi akılla desteklenmeye ihtiyaç duymaz.

    ama bu tanımı tanrı inancı konusunda kullanmak mümkün değildir.

    sözü edilen inanca ve onun arkasından gelen idrake ancak akılla ulaşılır.

    teslimiyet noktası farklıdır. inanan bir insan yaratıcının emirlerini sorgulamaz, "ben bunu beğenmedim" deme lüksüne sahip değildir. bu konunun başka bir yanı.

    yaratıcının varlığını kabul noktasında, insan aklının ispata ihtiyacı vardır. itikad ve amel birbirinden ayrı değerlendirilmeli bu noktada.

    inanç işin itikad boyutudur ve ispata gerek duyar. o yüzden anlatılmak isteneni ifade edememiş bir başlık olmuş sanırım bu.

    neyse!

    öte yandan inanan bir insan kendine buyrulanı sorgulamaz, inkara gitmez ama "bu buyruk neden gelmiştir", "fıtri midir?" sorusunu sorar, sormalıdır. akıl yürütmeyi yasaklayan (bu tanrı'nın varlığını sorgulama noktasında da geçerlidir) bir din anlayışı ezberlerin ötesine geçemez!

    inanmayan bir insanın da bunun üzerine kafa yorması, gündeme getirmesi kimseyi rahatsız etmemelidir.
  • kesinlikle katıldığım bir önermedir. allah inancı mutlak inanç olmalıdır. içinde kuşku barındırmamalı. inancın içine kuşku girdiğinde ikna başlar. ikna etmeye çalışan taraf, karşı taraf gibi allah inancından yoksun kalır. farkında olmadan allahın varlığına ikna olmuş olur. inancı bozulur.
    gerçekten inanan kişi karşı tarafı ikna etmek için mücadele vermez. manevi hayatını, siyaset ve ticaret gibi şeylere bulaştırmaz. niyetinin saflığını korumak için mücadele verir.
  • dinsel açıdan tartışmasız bir doğru ifadedir.

    inanç denilen kavram, ispat üzerine kurulu bir anlam içermemektedir. inancın temeli ispat değil, vicdani tercihlerdir. bu bakışla, ne herhangi bir dini inancı bulunan kişinin bu inancını bazı gerçeklerle temellendirmeye çalışması, ne de dini inançları eleştirecek olanların bu eleştirilerini kimi gerçeklerle ispata uğraşması mantık çerçevesindedir.

    örneğin günümüz için çok güncel olarak, oruç tutmak bir inanç meselesidir ve bunu akla mantığa dayandırarak açıklamaya ve mantıken de haklı bir eylem olarak anlatmaya çalışmak inancın özüyle çelişmektedir. aynı biçimde oruç tutmanın ne kadar gereksiz ya da boşa bir eylem olduğunu ispata çalışmak da bir o kadar akıldan uzaklaşmaktır.