şükela:  tümü | bugün
  • temelini laiklikte bulur.
  • üzerine çok tartışılabilecek bir mevzudur aslında. hepsine saygı duyarsak batıl inanç diye nitelendirdiğimiz abuk şeylere de saygı duymak gerekir.
  • cehaletime saygi lafinin gereksiz bicimde kibarlastirilmis hali, aptalin bahanesi (bkz: doubletalk)
  • pratikte olmasa da teoride ve retorikte kosulsuzca savunulan, ve baska dusuncelere, tutumlara asla saglanmayan ayricalik.

    dini inanclarlr neden tartisilmaz? neden inanc kutsal bir hazine gibi korunur ve inancin sarti veya tezahuru olan tutumlar ve davranislar icin sonsuz hosgoru talep edilir? ve dahasi bu hosgoru neden genellikle saglanir?

    dini inanci, mesela, siyasi goruslerden ayri kilan sey nedir? ya da ekonomik duzen hakkindaki goruslerimiz her zaman tartisma konusu olabilirken inanc sistemleri neden tartismadan, sorgudan bir guc kalkani ile korunur?

    mesela ben sosyalizmi oven bir makale yazarsam eksi sozlukte ve bana cevap olarak neo-liberal bir cevap gelirse pesinden ve satirlar boyunca sosyalizmin ne kadar sacma oldugundan bahsederse kimse neo-liberal cevaba, uslubu saldirganlasmadikca, genel tartisma kurallari icinde kaldigi surece politik goruslere saygi duymalisin diye cikismaz. ekonomik teoriler tartisma ustu, uber alles degildir.

    ayni sekilde ben saatlerce neden akp hukumetinden memnun olmadigimi ve deniz baykalin artik siyasetten el ayak cekmesi gerektigini baska bir sozlukcuyle tartisabilirim ve disaridan yazismamiza kulak misafiri olan bir yazar, okur her kim ise tutup da "siyasi gorusler tartisilmaz" diyerek kavga ayiranlik yapmaya kalkmaz.

    ama eger tutup da herhangi bir inanc sistemini analiz eden, 21. yy ile uyusmayan taraflarini dile getiren, koru korune inananlari yeren bir makale yazarsam alacagim ilk tepkilerden birisi renkler ve zevkler dahi tartisilsa bile inancin tartisilmayacagidir. inanc adi usutunde inanctir ve baska bir zihin tarafindan sorgulanmasi yeryuzunde en kabullenilemez olan seylerden birisidir. sulalesine kufredilmekle denk, kimleri icin ondan bile yukarid yer alan bir goz dondurgecidir inancin sorgulanmasi. buram buram ucuz entellik (bak entelektuellik demedim) kokan bir ortamda bir arkadasinizla kisisel inanca teget dahi gecmeden tanrinin var olmasi gerekligi/gereksizligi ustune konusmaya baslayin ve eger arkadasiniz gercekten istisnai bir munazaraci degilse kendinizi inancin dokunulmazligi konusunda ders dinlerken bulmaniz isten bile degildir.

    simdi soruyorum: neden?

    neden inancli insan inaniyorum iste o kadar diyerek kestirip atmak ihtiyaci hisseder? neden sen neden inaniyorsun sorusuna cevaplar eninde sonunda gelip inancin sorgulanamayacagi guc kalkanina toslar?

    kisisel duzeyde bu sorunun cevabini vermek o kadar da zor degil. pek cok inanan icin sahip olduklari inanc bilincli bir muhasebenin sonucu degil bir endoktirnasyonun meyvesidir. turkiye'de musluman bir aileye dogmus iseniz ve eger bir dine inaniyorsaniz o din cok buyuk bir ihtimalle islamdir ve italyada dogmus olsaydiniz dininiz katolik hrisitiyan olacakti mesela ama ihitmali arttirmak icin meksikada falan da dogmayi tercih edebilirdiniz. neticede inanan inandigi dine yetiskin bir yasta tamamen ozgur bir iradeyle karar vermiyor. once musluman oldugunu ogreniyor cocukken, sonra neden oldugunu anlamadan musluman olarak neler yapmasi gerektigni. anlamak, sebepler aramak en sonra, is isten gectiginde geliyor. butun karsilastirmalar endoktrine edilmis bir beynin belli bir perspektiften bakabilmesiyle sinirlaniyor. mesela, budizmi, hristiyanligi, deizmi ve elbette agnostisizmi ve ateizmi islam (islam cunku turkiyeden bahsediyoruz ama meksikali olsam katolisizm diyecektim mesela) penceresinden gorup taniyor, bilgi bizzat onu reddetmeye sartlanmis bir beyne cok da fazla bir sey ifade etmiyor.

    bu durumda inanc normalde kalin orman ortusunun golgesinde serpilemeyen ama bir kere tutundu mu sarildigi agaci bogana kadar sikan, ele gecirip kurutmadan durmayan bir sarmasik gibi zihni zaptediyor. endoktrinasyon korumasi altinda her turlu sorgudan uzak genc fidani ele geciriyor bir zehirli sarmasik gibi. bir defa en ust dala ulastiktan sonra yetiskinlikte o sarmasigin kokune baltayi indirmek elbette cok zor oluyor. isbu sebeple inanc ancak dokunulmazlik altinda buyuyup yetistigi icin savunulmak zorunda kalindiginda penceler bilenip disler gicirdatiliyor.

    peki inancin dokunulmazligi ilkesini kim en buyuk hararetle savunuyor? inananlar elbette. ancak bu ilkeyi savunmak demek sadece dokunulmamak anlamina gelmiyor. dokunamamak anlamina da geliyor ve insanoglu artik icgudusel olarak biliyor ki inanclar kavga malzemesi oldugunda kan dokulur. inanc oyle bir kisvedir ki altinda hacli seferlerine cikilir, avrupani nufusu yariya indirilir (yuzyil savaslari), koca kitalar somurgelestirilir ve kabullenmek istemeyenler olacak ama imparatorluklar kurulur (islam imparatorlugu ve devami olan butun turk-islam devletleri), koca bir cografyada yuzmilyonlar belli bir sosyal sinifi kadermiscesine kabullenmek zorunda kalir. iste bu yuzden icgudusel olarak artik inanci dokunulmaz kiliyoruz modern hayatimizda, asla aydinlanmis bir tartismaya konu edemeyecegimizi hissettigimiz icin, asla birilerinin kalbini kirmadan, husumetini kazanmadan dokunduramayacagimiz icin... iste bu yuzden bu entri de bir monolog olacak bir diyalogdan ziyade.

    hadi bitirmeden dine taninan akillara durgunluk verecek bir iki ornekten bahsedeyim.

    amerikanin new mexico eyaletinde bir kilisenin (adini da yazayim da tam olsun: centro espirata beneficiente unioa de vegetal) mensuplari ancak dimethyltryptamine iceren bir bitkinin cayinin etkisi altinda olduklarinda tanriyi daha iyi anladiklarini savunarak anayasa mahkemesinden yasadisi olan uyusturucu etkileri bilinen bir bitkiyi tuketme hakkini elde ettiler. oysa ayni amerikada anayasa mahkemesi kanser hastlarindan kemoterapinin etkileriyle basa cikmakta kullanilabilen hint keneviri (medical cannabis, bildigin marihuana iste) tuketiminin yasa disi oldugunu ilan etti.

    ailenizde bir quaker varsa sebep dahi gostermeden zorunlu askere alinmaktan kurtuluyorsunuz cunku quakerlar pasifist. bizzat quaker olmanin ne anlama geldigini bilmeye bile gerek yok gerci. annem babam quaker dedin mi ucuncu dunya savasi ciksa askere almiyorlar seni ama sikiysa vicdani retci olmaya calis.

    tabii turkiyede hangi sebeple olursa olsun askerlik yapmayi reddetmek amerikadakinden ve ingilteredekinden daha zor. ve elbette bu ornekler cimbizla cekilmis ozenle secilmis ornekler ama inancin dokunulmazligi hakkinda agizda kotu tat birakmaya yeter de artarlar bile.

    edit: minus idiot bir elestiri olaraktan asagidakini de eklememi istedi. saygida kusur etmiyorum ve kendi yorumumla beraber maynisin (herhalde maynis dememe kizmaz) eklentisini iletiyorum.

    maynis diyor ki inancin dokunulmazliginin iki temel sebebi var:

    "bu amaçlardan ilki kendi inancını dayanıksız temellere oturtan zavallıları zihinsel bir travmadan korumak. maalesef yerine oturan bir cümle hatta bir kelime ile tüm dünya görüşü değişebilen insanlar var.

    amaçların ikincisi çok daha hayati. dini inançlara saygı duyulması gerekir çünlü eğer saygı duymazsanız o dinin inananları sizi keserler. fiilen. dünya üzerinde özelliklerde savaş ve içsavaşlarda şimdiye kadar dökülen kan (gerçek sebepleri başka bile olsa) din/mezhep kaynaklıdır. bunca ölüm, kan ve gözyaşı çıkınca ortaya insanlık da (kendinden beklenmeyecek bir olgunlukla) inanca saygı kuralını getirmiş ve inanç eleştirilerini bir tabu haline sokmuştur. "

    bu eklentiye katilmiyor degilim, hatta aslinda entrinin orijinal hali iki amaca da deginiyor. minus idiot daha direkt dillendiriyor. ben birey duzeyinde de toplumsal duzeyde de inancin dokunulmazliginin biraz daha indirekt ama eninde sonunda ayni sonuca ulasan mekanizmalardan turedigine inaniyorum. mesela bilincli olarak "inancini saglam temellere oturtamamis zavallilari koruma"(yi) gorev edinen bir ust yapi yerine inancini korumak zorunda kalmak istemeyen bir kollektifin icguduye yaklasan bir temel psikolojiyle ortak ve evrensel bir kultur yarattigini dusunuyorum. eninde sonunda inanca saygi ilk olarak ateizme karsi degil baska (potansiyel oalrak misyoner ve yayilmaci) dinlere karsi gelisti. zaten eger ilk dusman atezim ya da inancsizlik olsaydi, birlesmis inananlar ordusu karsisinda sansi hic olmazdi. yakin zamana kadar inanc sistemleri baska inanc sistemleriyle rekabet ettiler ve korkarim aslinda uzak bir gelecekte dahi ateizm ve agnostisizm dunyanin pek cok yerinde temel rakip olamayacak.
  • içinde çoğu zaman inançsızlığa saygı durumunu içermeyen ifadedir. o yüzden tam karşılığını laiklikte bulur.

    (bkz: inancimiza saygi gosterin/@ride)
  • benim aklima nedense "ben dusunme engelliyim. engelime saygi lutfen." lafini getiren saygi bicimi. bu durumda gosterilmesi gereken nezakettir, kusura karsi kaba olmamaktir.
  • aslında bunun başlığı burası olmamalı, ama sadece bu entri için bir başlık açmanın gereksiz olduğunu düşünüyorum. ayrıca eninde sonunda iş gelip tanrı inancının sorgulanmasına, dolayısıyla da inancın dokunulmazlığına gelecegği için bu yazınında burada durmasında fayda var.

    şimdi geçen sefer (bkz: #10393465) dedik ki inanc sistemlernin saygı ıstemesinde, inanca saygının evrensel bir norm haline gelmesinde itiraz edilmesi gereken bir şeyler var. nasıl her sistemli düşünce elestiriye açıksa, fikirlerin ve ideallerin başka zhinlerce bombalanmasına, eleştirilmesine alternatiflerinin öne sürülüp fikirlerin yarıştırılmasına gayet de olağan bir şeymiş gibi yaklaşıyorsak inanç sistemlerini de aynı standartlara açmamız lazım.

    fikirler savuşturmayı becerdikleri eleştiriler ve hakkından geldikleri alternatifler kadar güçlüdür. bir düşünce sistemi sınandıkçca güçlenir. eğer alternatflerinin etkinliğinde, cazibesinde, işeyararlılığında değilse elenir. fikirler de bir tür doğal seçilime uğrar diyebiliriz buna. bu arada merak edenler de bir asagıdaki bakınızlara bakıversin de fikirlerin evrilmesi fikrinin yavaş yavaş olgun bir bilim dalı haline gelmesi sürecine göz atsın. ben fazla fanatiği değilim ama dawkins amcam (bkz: richard dawkins) öngörülerinde birazcık bile haklıysa memetics en azından doktorası verilen bir dal haline gelebilir, pek moda olabilir.

    (bkz: meme theory) (bkz: memetics)

    fikirler de aynı bencil genler gibi hayatta kalmakta ve kopyalarini ortalığa saçmakta ne kadar başarılı olurlarsa o denli “seçilirler”. doğada gen düzeyinde seçilim baskısını aynı görevi yapmaya talip aleller uygular. eğer genomda bir işi diğerinden daha iyi yapan bir alel varsa o daha fazla kopyasını aktarır. birey düzeyinde ise hayatta kalmaya ve üremeye daha yatkın olan bireyler uzun vadede kendi özelliklerini taşıyan kopyalarını hediye ederler geleceğe. aynı mekanizma daha hızlı ve daha vahşice olmak üzere fikir ürünleri düzeyinde de çalışır. başarılı olan fikirler (her türlü fikir ürünü, moda, akım, artık aklınıza ne gelirse) kendilerini daha fazla beyine kopyalarlar ve daha yaygın hale gelirler. mesela bele hırka, ceket vs modası kendisini pek çabuk kopyalayıverir çünkü kendince kusurlu olan kalçasını hem de modaya uygun bir şekilde saklayabilmeyi mümkün kalan bir fikir genc kız beyinlerıne kopyalarını çok hızlı bir şekilde yerlestiriverir. oysa mesela çıplak kalçayla dolasma fikri o denli başarılı olmaz.

    ideolojıler, sanat akımları, futbol taktikleri, moda akımları, bilimsel teoriler, ameliyat teknikleri, hepsi ama hepsi aynı mekanizmanın insafında yasamlarını surdururler: dogal seçilim (memetic selection diyenler de yok değil). her duşünce fikirler dünyasında hayatta kalmadaki başarıları kadar saygıdegerdir, rekabet karşısında direnebildiği, sorgudan ayık çıktığı kadar seçilir ve gelişir.

    belli bir noktaya kadar inanç sistemleri de aynı mekanizmaya tabidir. gelip gecmiş sayısız inanç sisteminden sadece iki elin parmakları kadari geniş kitleleri peşinden ürüklemeyi beceriyor. mesela eger inanc sistemi misyonerlik gibi bir gene sahipse, silah gücüyle desteklenmeye hayır demiyorsa o inanc sisteminin dinler dünyasında yaygınlasacağını tahmin etmek zor değildir. eğer inanç sistemi toplumun nasıl idare edileceğine dair açık mesajlar taşıyorsa, cihat genine sahipse o dinin çok başarılı bir imparatorluk dini olacağını tahmin etmek de o kadar zor değildir. kısaca inanç sistemleri de memetic selectiona tabidir.

    peki madem bilimsel teoriler de inanç sistemleri de aynı seçilim baskısına sahipler o zaman neden yayagara kopartıp duruyorum ben? su yüzden: inancın dokunulmazlığına olan evrensele yakın bağlılık yüzünden inanç sistemleri sadece diğer inançlardan ciddi bir rekabet görmeyi becerebiliyorlar. hemen hemen bütün inanç sistemlerinde dönekliğe büyük yaptırımlar getirildiğini düşününce de özellikle organize dinlerin pek de ciddi bir seçilim baskısına maruz kalmadığını görmek zor değil. bir de buna dinlerin sahip olduğu kronolojik avantajı da ekleyince mesela evrenin varlığı, evrim, dunyanın ve zeki yaşamın varlığı gibi temel sorulara cevap vermeye geldiğinde iş bilim dinsel dogmayla mücadele etmek zorunda kalırken din kendi koyduğu dokunulmazlık zırhının ardında keyif çatabiliyor.

    bilimsel br teori bilim adamları arasındaki serüvenini dışarıda da sürdürmeye kalktığında ilk tırmanması gereken tepe (hatta dağ, hatta himalayalar) yöredeki hakim inanç sistemiyle çatışıp çatışamdığı oluyor. mesela büyük patlama teorisi evrene ve zamana bir başlangıç şansı tanıdığı için, öncesinde bir hiçlik olduğunu ima ettiği için mesela hristiyanlık ya da islam aleminde çok rahatlıkla kabullenebiliyor. yaratıcının ilk kıvılcımı verip evreni yoktan var edivermesi pek cekici bir fikir (ve dinsel anlamda da basarılı bir meme) oysa evrim teorisi hakkındaki buyuk patlama teorisinin sahip olduğu kanıtlar kadar sağlam kanıtlara rağmen bütün kitaplı dinlerin anlattığı yaratılış hikayesiyle catıştığı için everest zirvesine ulasmakta güçlük çekiyor.

    oysa dinler anlattıkları hikayelerle çatışan bilimsel bulguları reddetmekte cok başarılılar. ya açık açık savunanı dinden çıkmakla suçluyorlar ya da eger yeteri kadar derinlikli zihinlerce savunuluyorlarsa din ile bilim dünyasını birbirinden ayırmakta buluyorlar çareyi. pek hoş bir örneği daha yeni, 2005 de yaşandı. templeton vakfının desteklediği 2,4 mılyon dolara mal olan bir arastırmada duanın yeni by-pass ameliyatı geçirmis hastaların iyileşmesine faydası olup olmadıgı arastırıldı.

    arastırmayı destekleyen templeton vakfı genel olarak dini fikirleri ama özel oalrak da hristiyanlığın genel inaç sistemini savunan bilim adamlarına destek vermesiyle tanınıyor. yani ben harun yahya olsam dakika durmam templeton vakfına yeni kitabım için sponsor olması için bas vuruda bulunurm. mesela bilinçli tasarımcı bir projeniz varsa hemen templeton vakfının kapısını calın. neyse arastırmanın sponsoru bu templeton vakfı. immanuel tolstoyevski daha once bu arastırmaya surada bakmıstı, (bkz: #9343226) orada link de var isteyen okusun. arastırma tüm bilimsel standartlara uygun bir sekilde gerçekleştiriliyor ve sonuçta duanın hiç bir faydası olmadığı sonucuna varılıyor. hatta kendisi için taa amerikada bir kilise dolusu adamın dua ettigini bilen hastalar ortalamda daha çok komplıkasyon yasıyorlar.

    bu sonuçlar karşısında şimdi sıfatlarını hatırlamadığım bir yığın dini lider duanın bilimin alanı dışında oldugunu iddia ederek sonuçları reddediyor. ben merak ediyorum acaba eğer duanın bir faydası olsaydı da aynı basrahıpler, piskoposlar bu çalışmayı reddedecekler miydi? sonucta kutsal kıtaplarda ima edilen bir doga olayı hakkında bilimsel bir kanıt bulundugunda (birbirine karısmayan akıntılar vs) ustune mal bulmuş magribi gibi atlamasını biliyor din alemi. ya da bir matematikçi çıkıp da ben bir formul yazdım tanrının var olma olasılıgı yuzde 70 dedginde pıskoposlar tanrıyla cebir oynanmaz, matematigin alanı dışındadır diye ayaklanmıyor.

    kısaca, din bilimsel bir kanıt işine geldiginde ona sarılırken işine gelmeyen bulguları alemleri birbirinden soyutlayarak kapı dışarı ediyor.

    sonuç: inancın dokunulmazlıgına sonsuz saygı nedeniyle normalde çoktan yeryüzünden silinmesi gereken katılıkta bir tanrı inancı varlığını sürdürmeye devam ediyor. hakkını vermek lazım, o denli akıllı bir varlık haline geldi insan olglu ama bıraktım agnostısizmi benimsemeyi, hatta tanrı var mıdır sorusunu ciddiye dahi almaktan vazgecmeyi, teizmden deizme gecmeyi bile beceremedi. teizm memetik secilimde, hile yoluyla olsa da, hayatta kalma yeteneğinin ne denli yuksek oldugunu kanıtladı.
  • muhammed peygamberin mekke'de putları kırarken sahip olmadığı duygu.
  • din denilen kavram, sonucta her ne kadar ustune ilahi kiliflar gecirilmis olsa da kulturel bir olgudur. bu nedenle ister kabul edin ister etmeyin, ister sonradan kendi dininizin diger dinlerden ne kadar ustun oldugunu kendinize veya baskalarina kanitlamaya calisin, din insanin dogustan kazandigi bir kulturel ozelligidir. insan dogarken annesini babasini nasil secemiyorsa etnik kimligi, ana dili gibi kulturel ogelerin yaninda inancini da hazir olandan ve icinde yetistigi ortamdan almaktadir. tek fark bu so called "evrensel" dinlerin "herkese hitap ediyoruz biz" histerisinin getirdigi, kulturel baglamin disina cikip kendilerini ilahi gosterme saplantilarinin, bu kulturel kokleri gizlemeye yonelik cabasidir. o yuzden de bu yukarida bahsi gecen celiskiler yumagina yol acmaktadirlar. oysa bakin yahudilike, bizim dinimiz ancak kendi soydaslarimiza aciktir deyip evrensel olma iddialarindan kurtuluyorlar, kimse de karismiyor kendilerine.

    dolayisiyla kisinin yada toplumun genel inanci hakkinda ileri geri konusmak, nasil bir insana "turkler biraz gerizekali oluyorlar", "turkiye de cok siktiriboktan bir ulke" yada "turkce de cok sacma sapan bir dil, kelime hazinesi de cok az, ayrica cok sig" gibi bir insanin dogustan sahip oldugu temel ve degistiremeyecegi bir kulturel ozelligine hakaret anlamina geliyorsa ayni yola cikmaktadir.

    ayni sekilde nasil turkiye'de fransizlar/haitililer hakkinda "yau cok mal bu fransizlar/haitililer" desek kimsenin alinmayacagi gibi "yau bu hiristiyanlar/vuducular cok mallar" desek kimse alinmayacak ama "turklerin yuzde 60'i salaktir" deyince gelinen galeyan ayni sekilde toplumda hakim olan din icin de ayni sekilde olacaktir.

    ayrica (bkz: din/@iwillshowyouwhatitmeans)
  • "inanca saygı" derken ne demek istediğimi ben yalnız üç kez anlatmışım, bu sözlüğün farklı yerlerinde birçok insan da belki binlerce kez aynı şeyden bahsetmişlerdir. fakat hala birileri garip hezeyanlarla başvurdukları saçma sapan espri girişimlerini ifade özgürlüğü kapsamına sokmaya uğraşıyorlar. bunu yapmaktaki amaçlarını kestirmek mümkün değil. bir kısmının sıklıkla söylediği gibi "toplumlara afyon olduğunu" düşünüyorlar ve insanları onun etkisinden kurtarmaya çalışıyorlarsa yolu bu değil ki... bir inançla alay etmek onu köreltmez çünkü, mutlaka sivriltir. işte bu yüzden inanca saygısızlık yapmak bir saçmalıktan öteye geçemiyor. insanları bir dine inandıkları için aptal olarak kabul etmek ve "aptallık"larıyla alay etmek yönünde duyduğu çocukça isteğe karşı koyamayanların başvurduğu bir saçmalık...