şükela:  tümü | bugün
  • geçen gün bir radyo programında duydum bu tabiri. bence çok büyük bir gaf...
    türk sinemasında çok bilinen "fakir ama gururlu genç" tabiri kadar sakat bir fikir.

    sanki "iyi" olabilmek için ille de bir dine mensup olmak gerekiyormuş sanıyor bir çok insan.

    tam aksine ben bir dine mensup olmadığı halde "iyi" olabilen kişileri, dindar "iyi"lerden daha "faziletli" görüyorum. inançsız insan karşılık beklemeden "iyi" oluyor. kendisine "cennet" gibi bir ödül vadedilmediği halde ahlaklı davranabiliyor. "yanacaksın" diye tehdit edildiği, korkutulduğu için değil, kendisini iyi hissettiği için "iyi" oluyor.

    şahsen öldükten sonra tanrı (meğersem varmış) gelip bana "yaşarken iyilikler yaptığın için al sana cennetten tapu" dese, "teşekkürler almiim, ben bunları içimden geldiği için yaptım" derim. "aa lütfen al " diye çok rica ederse de "hayır alamam, bu teklifi de hakaret kabul ederim tanrım" derim. "ayrıca kitabınızdaki ödül ve vaatleri de hiç hoş karşılamadım zira beni rüşvet almadan iyi olamayacak biri olarak görmeniz kalbimi kırdı" diye de eklerim.

    dindar veya inançlı değil, onurlu, gururlu ve dürüst olun. hadi şimdi dağılın. biriniz doğuya, biriniz batıya sürsün atını. herkese anlatın. o anlattıklarınız da bunları onların kavmine yakın olanlara anlatsın. şüphesiz ki benim dubaideki hyundaki bayiim senin dubaideki hyundayi bayiinden daha iyidir.
  • "ama" dan sonra gelen herşey öncesini mi silerdi öyle bir şey vardı.. her neyse.

    iyilik bir inanca, ya da bir çıkara -ki bu da inançla eş değerdir- bağlıysa kendinden değildir. bir sebebe bağlıdır. kendinden olmayan hiçbir iyilik de saf değildir. o yüzden "inançlı ama iyi insan" daha doğru tabirdir.
  • inançlı, dini bütün, işinde gücünde bir komşumuz vardı. bir gün trafik kazası geçirmiş evde yatarken ziyarete geldi. ailem o ve ailesiyle pek görüşmezdi ama bu tarz geçmiş olsun ziyaretleri vesile oluyor. kendisini tam olarak tanıyıp sohbet ettiğim gün o gün. dinden, imandan, en son kestiği kurbandan, işten güçten bahsetti. takım elbiseyle gelmişti ve bacaklarını açıp tek yumruğunu dizine sabitlemiş merhaba ben erkeğim pozisyonunda oturuyordu.

    sohbet koyulaştı, samimiyet ilerledi, komşular birbiriyle kaynaştı, derken hayat dersleri içeren anılar anlatılmaya başlandı. kendisi arkadaşının yokuşa park ettiği arabasının hareket edip bir çocuğu ezdiğini, çocuğun ailesine para verip susturduklarını, para olmasa yok yere , bir hiç uğruna arkadaşının ceza alacağından bahsetti, ortak paydamız da trafik kazası olunca.

    o günden sonra bende aydınlanmalar, hayatı sorgulamalar, kendimce ahlak felsefeleri derken bir sonuca varmıştım. eğer inanç ve iyilik birbirine bir şekilde bağlantılı olması gereken iki kavramsa, inançlı olanın iyiliğinden şüphe etmelidir diye. önyargı mı, evet. bir sakıncası var mı, hayır. isterlerse önyargımı kırıp aksini ispat edebilir inançlı olduğunu iddia eden başka bireyler. hangisi istisnadır bilemem ama ben o günden sonra şüphe ederim, sorgularım.

    bu arada, inanç kisvesi altında at koşturup bütün ahlaksızlığı yapan iki yüzlü tayfadan değildi bu beyefendi. gerçekten inançlıydı, buna göre yaşadığını düşünüyordu.

    iyiliğin inanç gibi bir kavramla ilgisi yok ama kötülüğün var gibi. bilemiyorum.
  • islama göre kimisi necis, kimisi ise katli vacip; yani olmayan insanlardır.