şükela:  tümü | bugün
  • birgün gazetesinin haber müdürlüğünü yapan gazeteci. vatan yahut susurluk: siyasi cinayetler adında bir kitabı da vardır. ayrıca baki koşar'ın anısına yayımlanmış diclenin gözyaşları adlı kitaba da bir yazısıyla destek olmuştur.
  • en son duyduğuma göre kendisi, birgün gazetesinde şiddete, psikolojik baskıya ve cinsiyet ayrımına uğradığından istifa etmişti. mediz de bunun üzerine gazeteye mektup yollamıştı. bir değişiklik oldu mu bilinmez.
  • günlük gazetesi'ndeki kaliteli yazılarından, röportajlarından tanıdığımız gazeteci. son yazısı için link vermek isterdim fakat referandum sonrası esen demokrasi rüzgarindan mütevellit gazetenin sayfasına ulaşmak mümkün olmuyor. ama yılmıyoruz ve ne yapıyoruz? yazıyı buraya yapıştırıyoruz*

    başbakan meçhule giden ismail’i tanıyor muydu?

    havada, boşlukta öylece salınıyorlardı. hepsinin gözleri üzerimize dikilmişti.

    cemil, gülizar, rıdvan, hasan, sevgi, nurettin, abdurrahman, ismail… ‘bizi bulun’ diyorlardı; ‘bize ulaşın’.

    ‘tanımadığımız bu yerlerden kurtarın bizi’, ‘biz gelemeyiz, siz bize uzanın’, ‘geride bıraktığımız izlerin üstünden yürüyün, o yol bize çıkar’ diyordu, sitem dolu gözlerinden üzerimize akan çığlıkları.

    nasıl anlatabilirdik ki; izlerinizin peşini sürenlerin de dayaktan, işkenceden geçirildiğini, üstlerine demir kapıların kapatılarak susturulmaya çalışıldığını, o izlerin hep meçhule çıktığını…

    hiçbir belgenin, hiçbir tanıklığın, hiçbir yasanın; on binlerce kaybın, on binlerce katilini, işkencecisini bulmaya, yargılamaya, hesap sormaya yetmediği bir ülke burası.

    ihd’nin kayıplara karşı komisyon’u, ‘cumartesi anneleri’yle buluşturdu kamuoyunu bir kez daha. ve başbakan erdoğan’a mini bir belgesel eşliğinde, tanıklıklarla seslendi: “başbakan ‘onlar kim, arkalarında kim var?’ dedi. bu cevabın yabancısı değiliz. plaza de mayo annelerine de faşist cunta şefleri ‘teröristlerin anneleri’ diyerek, meşru mücadelelerini gölgelemeye çalışmıştı. oysa terör uygulayan general videla yönetimindeki cuntaydı. terörist olan ne anneler, ne de kayıplardı; devletin kendisiydi.” bu hatırlatmanın ardından da şu çağrıyı yaptılar: “sözde demokrat ve sistem karşıtı, özde statükocu ve sisteme bağlı olma geleneğinizi terk edin. vitrinden inin, yola çıkın.”

    başbakan o yola çıkar mı?

    yalnız darbecilerden değil, işkencecilerin, infazcıların, tetikçilerin arasında dolaşıp, cemil’in, rıdvan’ın, abdurrahman’ın, gülizar’ın faillerinden de hesap sorar mı?

    başbakan berfu anneyi duyar mı?

    103 yaşındaki berfu anne, ömrünün 30 yılını oğlu cemil’i bekleyerek geçirmiş. 30 yıldır evinin kapısını kilitlemeden uyumuş; ‘zili çalar da duymam’ diye. tam 30 yıldır evden hiç çıkmamış; ‘gelir de beni bulamaz’ diye. 30 yıldır evine boya yapmamış, ‘gelir de tanımaz’ diye.

    işte berfu annenin arkasındaki 30 yıl!

    ya da, 1978’de öldürülen savcı doğan öz’ün eşi sezen öz’ün arkasındaki 32 yıl!

    bunlar bir yanıt değilse başbakan’a, katil ibrahim çiftçi’nin cezalandırılamadığı bu hukuk sisteminde tam 32 yıldır adaletin peşini bırakmayan sezen öz’ün şu cümleleri belki yanıt olur: “sanki bütün ölülerimiz, yerlerde, sokaklarda kaldı. gömemedik bile!.”

    başbakan ntv’de demiş ki; “belge, bilgi getirsinler.”

    yani aslında dalga geçmiş.

    yoksa berfu anneden bilgi, belge ister miydi? ya da hasan ocak’ın kardeşinden! ya da 13 yaşında kaybedilen küçük oğlunu ararken, ailesinden dört canını daha kaybeden bulut ailesinden!

    başbakan bilgi belge arıyorsa, yapacağı ilk şey, koltuğundan kalkıp; tozlu mahzenlere inmek olmalı. bir daha asla açılmamak üzere mühürlenmiş dosyaları bir bir indirsin, arşivleri alt üst etsin, o dönem görev yapmış bütün resmi-sivil görevlileri tespit etsin.

    aradığı bütün kanıtlar ve tanıklar o, hemen arkasında duran kasalarda çünkü.

    ama başbakan önce şu soruya yanıt versin: ismail şahin’i tanıyor muydu?

    recep tayyip erdoğan’ın, istanbul büyükşehir belediye başkanlığı döneminde kayboldu ismail. belediyenin temizlik işçisiydi. ramazan ayıydı. bir sabah işine gitti ve bir daha dönmedi. ismail aleviydi. o dönemde ihd’nin yaptığı araştırmalarda bazı ipuçlarına ulaşıldı ama bütün izler bir kez daha ‘meçhul’de noktalandı. küçük kızı, televizyonda babasının polisler arasında götürüldüğünü gördü ama kimse ona tanıklık etme fırsatı bile vermedi.

    bir kez daha soruyorum: belediye başkanı erdoğan, kendi kadrosunda çalışan bir işçinin yok olmasıyla ilgili hiçbir bilgiye sahip değil midir?

    bir işçisinin kaybolması üzerine hiç araştırma yapmış mıdır?

    araştırma yapmadıysa, hiçbir sorumluluk duymamış mıdır?

    mesela ismail’in aleviliği ve ramazan ayı, bazı işçilerle tartışma nedeni olmuş olabilir mi? belediye başkanı erdoğan, bu konuda hiç duyum almış mıdır?

    başbakan erdoğan, aradığı belge ve bilgileri toplamaya ismail şahin’den başlamalıdır. belki vicdan borcunu biraz ödemiş olur.
  • 12 nisan 2014 de yurt gazetesinde yazdığı yazı mutlaka okunmalıdır. içinde bulunduğumuz durumu gerçekten iyi analiz etmiş, adeta bir çok insanın 30 mart seçimleri sonrası ruh haline tercüman olmuştur. hatta bu yazıyı öncelikle chp genel başkanı ve yöneticileri okumalı.

    [http://www.yurtgazetesi.com.tr/…uz-makale,7711.html