şükela:  tümü | bugün sorunsallar (4)
  • ingilizceyi ikinci dil olarak ogrenenlerin ogrendigi sira, genellikle gramer-reading-writing-listening-speaking.
    ama ana dili ingilizce olanlarin izledigi yol ise listening, speaking, reading, writing ve gramer.
    dolayisiyla, ana dili ingilizce olanlarin ogrenirken en son yaptigi eylemleri, biz bu dili ogrenirken ilk; onlarin ilk yaptiklari eylemleri, biz son eylem olarak yaptigimiz zaman sikinti oluyor. grameri biliyoruz ama konusamiyoruz.

    ana dili ingilizce olanlarin bu konuda yaptigi tavsiyeleri su sekilde kisaca siralayabiliriz:
    1) kelime kelime asla ezberleme. phrase veya cumle icinde kelimeleri kullanarak ogren.
    kagida yaz ve tekrar tekrar et.
    ornek:
    john hates ice cream.
    sonra hate kullanmak istersen sadece john'u veya ice cream'i kaldir. x hates ice cream. x hates y gibi.

    2) gramer'e kesinlikle odaklanma. 3 yasindaki ana dili ingilizce olan cocugu dusun. cocuk gramer bilmiyor. kelimeleri tek tek ogrenmiyor. cumle icinde kura kura ogreniyor. gramer ogrenirsen yazarken rahat olacaksin, kurallari dusunursun. yazarsin silersin. ama konusurken boyle bir imkanin olmaz kurali dusunemezsin. hangi zamandi, hangi edat veya zamir vs diye. dil ogrenirken grameri sonlara at. ortaokulda veya lisede native speaker gramer ogrenir. neden? writing icin. konusmak icin boyle kural yoktur. peki grameri nasil ogrenirsin? tek yol dinleme. listening.

    3) ingilizceyi gozlerinle degil, kulaklarinla ogren. dinle ,dinle, dinle. listening, listening, listening.
    devamli text book'a odaklandin. native spekers ilk basta dinleyerek ogrendi. kitaplari okuyarak degil. en az %95 anlayacagiz kolay seyleri dinleyerek basla. listen listen, listen, mp3, yemekte, yolda , her yerde dinle. dinledikce geliseceksin. listen listen listen. dinlemek super etkili, dinlemeye odaklan.

    4) asla bir konuyu derinlemesine ogrenemedin. bir dersi gordun ve gectin. o yuzden tekrar et. repeat repeat repeat.
    surekli tekrar et. belki bir hafta tekrar et. onu iyice ogrenene kadar. 1 veya 5 kere yeterli degil. 30-40-100 veya daha fazla tekrar et. kafana kazinana kadar. ana dili ingilizce olanlar boyle ogrendi. otomatik olarak konusana kadar tekrar tekrar tekrar et. konusman hizlanacak. ornegin, past time ile ilgili 1 hafta hikayeyi dinle sonra baska hikaye sonra baska hikaye. dinlemeye devam et ve surekli tekrar et. boylece ana dili ingilizce olanlar gibi konusmaya baslayacaksin. ve surekli genel kelimelere ve cumlelere odaklan. sonra otomatik olarak konusmayi ogreneceksin.

    5) past, present ve future: bu zamanlarda hikaye dinle. grameri boyle ogrenirsin.

    6) basit ingilizce roman oku veya dinle. text book okuma & text book cd'si dinleme. gercek chat yap. haber dinle. real english ogren. gunluk hayatta kullanilan ingilizceyi takip et. talk show, dizi ve film izle. audio book, pod cast ve sarki dinle. son donemlerde sosyal aglarin video kanallarinda populer olan social experiment** programlarini izle. gercek hayatta kullanilmayan ama gramer kitaplarinda gecen kaliplara ve konulara odaklanma. gunluk hayat ingilizcesine odaklan.

    7) listen and answer mini stories. kisa hikayeleri dinle, soru sor ve cevapla. ayri iten, ingilizce gazete oku ve yorumla. farkli kelimeleri ve yapilari gor. ingilizce gazetelere internetten kolayca ulasabilirsin.

    8) dil ogrenmeye ne kadar erken baslanirsa dil daha kolay ogrenilir. ornegin 2-3 yasinda dil ogrenmeye baslayanla 12-13 yasinda dil ogrenmeye baslayan arasinda ucurum farki vardir. belki 12-13 yasinda ogrenenler, iyi bir egitimle dilin kurallarini ve gramerini 2-3 yasinda ogrenmeye baslayanlara gore daha iyi bilebilirler. ama konusma acisindan 2-3 yasindan itibaren ingilizce ogrenenler gibi dogal ve gercek ingiliz aksaniyla konusamayacaklardir. cunku kritik donemleri es gecmislerdir. o yuzden aksanlara takilma. ana dili ingilizce olanlar bile aksana takilmiyor. seni anliyor ve olay bitiyor cunku adamlarin felsefesi yararcilik**, adamlar kila tuye odaklanmiyor*, anlamasi ve odaklanmasi gereken yere bakiyor. ingilizce aksanlari tek sorun edenler emin olun ki ana dili ingilizce olmayanlar.* gec kalmadan ingilizce ogrenmeye basla veya ingilizceni gelistirmeye devam et.* (bkz: kritik donem/#43727114)
    "stop wishing, start doing"

    9) ingilizce siniflarinda bircok ogrenci stres icindedir. "ingilizce konusamam veya ingilizce'de iyi degilim." der. ek olarak, "bu sorunun bir tane dogru cevabi veya bir tane dogru soylenisi var."diye dusunur. bu negatif dusunce tarzi, mukemmelliyetci yaklasimlar dogru degildir. bir cumlenin 3, 5 veya 10 farkli tarzda soylenisi vardir. dusuncelerini basit ve yalin sekilde aktar. farkli bilindik fiiler, farkli yaygin kelimeler senin konusmani gelistirecektir. kelimelerin yerini degistir, kelimelerle oyna. boyle boyle daha karmasik cumleler kurmaya baslayacaksin. sadece rahat ol, iletisime gec. unutma sadece bir dogru cevap yok. onlarca farkli anlatim sekli var. gramer hatasi yapabilirsin. hic onemli degil. ana dili ingilizce olanlar bile gramer hatasi yapabiliyor. listen, speak and enjoy.
    cem yılmaz | sultanahmet
    cem yılmaz | fatal error

    10) ihtiyaciniz veya ilgi duydugunuz bir alani secin. daha sonra video sitelerine gidin. burdan ilgi duydugunuz konuyla ilgili videolari izleyin. basamaklar soyle olsun:

    a) once turkce alt yazili ingilizce videoyu izleyin. ( bir kac video sitesi bu hizmeti sagliyor.)
    b) sonraki asamada ingilizce altyazili videoyu izleyin. (bu hizmeti de saglayan video siteleri var.)
    c) daha sonra alt yazisiz videoyu izleyin.
    d) sonraki asamada video ayarlarindan ses ayarini 1.2x goturup hizlandirin. daha sonra 1.5x, sonrasinda 1.8x ve sonunda 2x hiza zamanla cikarin.
    e) 2x hizinda yeterince uzman olduktan sonra cok hizli konusan birinin ingilizce videosunu seyredin. normalde bir kelimesini bile anlamayacaginiz adamin tum cumlelerini anladiginizi goreceksiniz. bu yontem dinlemenizi gelistirmek icindir. basamaklar arasinda ne kadar zaman harcayacaginiz size baglidir.

    11) bir kelime veya ifadeyi ogrendikten sonra onu konusma icerisinde kullanarak uygulama yap. boylelikle o kelime veya ifadeyi en etkili sekilde ogrenmis olacaksin. (bkz: yasanti konisi/#36939781)(bkz: yaparak yaşayarak öğrenme)
    diyelim yeni ogrendigin kelime beautiful olsun.
    bunu sadece tek sekilde uygulama yapma. bu kelimenin diger turlerini de ogren ve cumle icinde onlari kullanarak pratik yap.
    ornegin,
    adjective=beautiful
    noun=beauty
    adverb=beautifully
    verb=beautify turlerini cumlede kullan. sonucta dort yeni kelime daha ogrenmis oldun.
    ilgilendigin ve sevdigin konularda ingilizce dinlemeye, konusmaya, okumaya, yazmaya ve ogrenmeye araliksiz bir sekilde devam et.
    unutma
    "use it or lose it"
    "never stop learning"

    kaynak 1
    kaynak 2
    kaynak 3
    kaynak 4
    kaynak 5
    kaynak 6
    kaynak 7

    ayrica

    (bkz: a.j. hoge)
    (bkz: effortless english)
  • türkçede tek bir kelimeye karşılık gelen iki ya da daha fazla ingilizce kelime arasındaki nüanslar:
    (bkz: appeasement/@derinsular) vs concession
    (bkz: army/@derinsular) vs navy vs air force vs military
    (bkz: clandestine/@derinsular) vs secret
    (bkz: contaminate/@derinsular) vs pollute vs taint
    (bkz: epidemic/@derinsular) vs pandemic
    (bkz: forfeit/@derinsular) vs lose
    (bkz: monkey /@derinsular) vs ape
    (bkz: repudiate/@derinsular) vs reject
    (bkz: resource/@derinsular) vs source
    (bkz: shame/@derinsular) vs embarrassment
    (bkz: venom/@derinsular) vs poison

    yakın anlamlı kelimeler
    (bkz: seminal/@derinsular) vs watershed
    (bkz: superficial/@derinsular) vs prima facie vs false front vs façade

    deyimler, mecazlar, türkçede bire bir karşılığı olmayan kelime, ifade ve kalıplar:
    (bkz: a conflict in terms/@derinsular)
    (bkz: add insult to injury/@derinsular)
    (bkz: backronym/@derinsular)
    (bkz: bend the truth/@derinsular)
    (bkz: contrived acronym/@derinsular)
    (bkz: credit where credit is due/@derinsular)
    (bkz: crossing the rubicon/@derinsular)
    (bkz: doers and talkers/@derinsular)
    (bkz: euphemism/@derinsular)
    (bkz: explain away/@derinsular)
    (bkz: feel good/@derinsular)
    (bkz: hiking the appalachian trail/@derinsular)
    (bkz: history may not repeat itself but it rhymes a lot/@derinsular)
    (bkz: if you know what i mean/@derinsular)
    (bkz: jane doe/@derinsular)
    (bkz: john doe/@derinsular)
    (bkz: hail mary/@derinsular)
    (bkz: hoarding/@derinsular)
    (bkz: landmark/@derinsular)
    (bkz: mother lode/@derinsular)
    (bkz: mudroom /@derinsular)
    (bkz: name calling/@derinsular)
    (bkz: news story/@derinsular)
    (bkz: no good deed goes unpunished/@derinsular)
    (bkz: paramilitary/@derinsular)
    (bkz: pay it forward/@derinsular)
    (bkz: penultimate/@derinsular)
    (bkz: people-first language/@derinsular)
    (bkz: perfect crime/@derinsular)
    (bkz: powder room /@derinsular)
    (bkz: registered sex offender/@derinsular)
    (bkz: save the date/@derinsular)
    (bkz: self evident/@derinsular)
    (bkz: self righteous/@derinsular)
    (bkz: self-affirmation/@derinsular)
    (bkz: shock value/@derinsular)
    (bkz: significant other/@derinsular)
    (bkz: standing on the shoulder of giants/@derinsular)
    (bkz: streaking/@derinsular)
    (bkz: suicide by cop/@derinsular)
    (bkz: the jury is out/@derinsular)
    (bkz: the straw that broke the camel's back/@derinsular)
    (bkz: the x factor/@derinsular)
    (bkz: throw the rascals out/@derinsular)
    (bkz: time flies/@derinsular)
    (bkz: trade off/@derinsular)
    (bkz: unlearn/@derinsular)
    (bkz: what you pay is what you get/@derinsular)

    popüler kültür:
    (bkz: couch gag/@derinsular)
    (bkz: goldilocks/@derinsular)
    (bkz: mistletoe /@derinsular)
    (bkz: netflixing/@derinsular)
    (bkz: it girl/@derinsular)
    (bkz: purity ball/@derinsular)
    (bkz: yard sale/@derinsular)

    batı medeniyetinin tarihi, felsefesi, kültürü ve siyaseti ile ilgili ifadeler:
    (bkz: celestial teapot/@derinsular)
    (bkz: denizenship/@derinsular)
    (bkz: dissident/@derinsular)
    (bkz: divine right of kings/@derinsular)
    (bkz: dry laws/@derinsular)
    (bkz: eurozone/@derinsular)
    (bkz: fatherland/@derinsular)
    (bkz: gallicization/@derinsular)
    (bkz: j street/@derinsular)
    (bkz: k street/@derinsular)
    (bkz: speakeasy/@derinsular)

    argo (vulgar slang):
    (bkz: fucking /#20807655)
    (bkz: motherfucker /@derinsular)
    (bkz: son of a bitch /@derinsular)
    (bkz: son of a gun /@derinsular)

    diğer:
    (bkz: artificial cardiac pacemaker /@derinsular) #kalp pili
    (bkz: apologetic/@derinsular)
    (bkz: bully/@derinsular)
    (bkz: cattle class/@derinsular)
    (bkz: de jure/@derinsular)
    (bkz: deportation/@derinsular)
    (bkz: desperado/@derinsular)
    (bkz: diplomatic cable/@derinsular)
    (bkz: genocidaire/@derinsular)
    (bkz: ghoul/@derinsular)
    (bkz: house/@derinsular)
    (bkz: icebox /@derinsular)
    (bkz: iconoclast/@derinsular)
    (bkz: intricacy/@derinsular)
    (bkz: leap year/@derinsular)
    (bkz: losing my religion/@derinsular)
    (bkz: magenta/@derinsular)
    (bkz: mezo/@derinsular)
    (bkz: newsletter/@derinsular)
    (bkz: observation deck/@derinsular)
    (bkz: orgy/@derinsular)
    (bkz: ostensibly/@derinsular)
    (bkz: period/@derinsular)
    (bkz: rascal/@derinsular)
    (bkz: returning officer/@derinsular)
    (bkz: rosary/@derinsular)
    (bkz: season finale/@derinsular)
    (bkz: series finale/@derinsular)
    (bkz: sine qua non/@derinsular)
    (bkz: skull/@derinsular)
    (bkz: snob/@derinsular)
    (bkz: table scrap/@derinsular)
    (bkz: this is it/@derinsular)
  • ingilizce öğrenmek için gerekli gaz + 5 iyi podcast
    (orjinali fularsizentellikte ve mediumda. içerik aşağıdakiyle aynı)

    -------

    okuldayken, çevremdeki büyüklerin komik bir alışkanlığı vardı. benim duyacağım şekilde, ingilizce’nin öneminden bahis açarlardı durduk yere:

    -sizin oğlan öğrendi mi ingilizce? artık şart biliyorsun.
    -bilmez olur muyum, herkesin çocuğu harıl harıl öğreniyor.

    sonra biri mutlaka gaza gelir, zincirleme reaksiyonu başlatırdı:

    -artık ingilizce de yetmiyor şekerim, şakır şakır konuşanlar bile işsiz.
    -<çene yukarı gözler kısık> tabi canıııııım, en az 3 dil lazım </çene yukarı gözler kısık>

    nihayet birbirlerini dinlermiş gibi yapmayı da bırakırlardı:

    -valla biz onur’u her sene başka bir dil kursuna gönderiyoruz, çocuk aptala döndü ama şart.
    -biz buradaki kurslara güvenemediğim için kanada’dan au pair getirttik, bizim onur’un odasına kitledik, konuşmazlarsa yemek vermiyoruz.
    -sizin oğlanın adı da mı orhun?
    -yoo, bizim çocuğumuz bile yok aslında. ama olsaydı doğar doğmaz ingilizce öğretirdik.
    -en iyisini yapmamışsınız. biz de şirkete 3 dil bilmeden iş başvurusu yapanı mülakata bile çağırmıyoruz.
    -biz çağırıp dövüyoruz. o bizi döverse, ertesi gün işe başlıyor ama az maaş veriyoruz.
    -biz kimseye maaş vermiyoruz. şirketimiz de yok zaten. ama stajyerlerimiz var nedense, hepsi de 4 dil biliyorlar.
    -bizde yöneticiler 4 dil biliyorlar ama çift gidip tek saymışlar.
    -anlamadım? dinlemiyordum ki. zaten türkçe dinlemek yerine ingilizce konuşmak lazım
    -kahveye bize gelsenize, biraz da bizim çocuğun yanında ingilizce’yi övelim.

    ***

    işin komik tarafı, bu muhabbeti çevirenlerin çoğunun yabancı dili yoktu. dil bilmenin yararlı olduğunu duymuş ama bunu özümsememişlerdi. bu yüzden de iş bulmaktan öte bir sebep konuşulmazdı, sanki iş güç o yaştaki çocuğun umrundaymış gibi. bırak ingilizceyi, türkçe bile konuşamayan müteahhitlerin ve politikacıların zirvede olduğu bir ülkede, çocukları sanki bu şekilde motive etmek mümkünmüş gibi.

    ingilizce sizi zengin etmez, mutlu da etmez. hatta yüksek ihtimalle mutsuzluğunuzu arttırır. sabah kalkıp new york timesta, hazırlığı aylar sürmüş derinlemesine bir analiz okuduktan sonra, akşam haberlerinde yiğit bulut dinliyorsan illa ki mutsuz olacaksın. ama bir lisan bir insansa, ingilizce size tek başınıza futbol takımı kurdurtur. şöyle ki:

    ingilizcenin önemini anlatmak için paylaştığım grafik dahi ingilizce olmak zorunda (çünkü bu işle uğraşıp bunu grafiğe döken türk sayısı az).

    edit: link patlamış. hala patlaksa blog'a veya medium'a gidin. yahut buradan açıklayayım: sol tarafta en yaygın anadiller vardı, ingilizceyi nüfusun %5'i konuşuyor. sağ tarafta ise web sitesi içeriklerinin dilleri listelenmiş. ingilizcenin payı %55.

    biraz daha ayrıntılı istatistikler wikide: en popüler 10 milyon web sayfasının %53'ü ingilizce, %1.5'i türkçe.

    içerik miktarındaki bu dengesizlik elbette azalacak, fakat içerik kalitesi çok daha önemli bir kıstas. mesela bugün yapay zeka hakkında bilgi sahibi olmak istiyorsunuz, arattınız: bu vikipedi makalesi, bu da wikipedia.

    bunları okuyan iki kişinin merakının aynı derecede körüklenmesi, aynı miktarda keyif almaları mümkün mü? bu yazıyla yetinmeyip kendini geliştirmek isteyen bir türk’e önerilen kaynak sayısı 1 (bir), ingilizcesinde ise 245 alıntı ve 100'e yakın kitap-makale listelenmiş. bütün yaz harıl harıl okusan bitiremezsin.

    internetin en bilinen kaynak sitesinde, epeydir gündemde olan ve gençler için heyecan verici bir konuda bile bu kadar fark varsa, daha özelleşmiş alanlardaki farkı siz tahmin edin.

    khan academy gibi yerlerde türkçe çeviri yapan cengaverlere, bir nesli güzel dizi bağımlısı yapan eşekherif gibilerine selam ediyorum. ama bunlar bir köprü vazifesi görmeli, yoksa tembellik için bir bahane olmamalı. çeviriye muhtaç olmak ayıp değil, ona muhtaç kalmak ayıp (20 seneye güzel bir aforizma olur bu).

    ***

    pratik tavsiyelere gelelim…

    rosetta stone benzeri metodları sevmiyorum. oyun gibi olduklarından yardımcı olarak kullanılabilirler, mesela metrobüste angry birds oynamak yerine bu tip uygulamalar veya fluentu iyi gider. fakat ana öğrenim metodu olmalarında bence temel bir yanılgı var: dili, ufak bir çocuk gibi “doğal” yollardan öğrenmek kulağa hoş gelse de (rosetta stone kendisini böyle pazarlıyor) ufak bir çocuk beynine sahip değiliz.

    bir bebek doğduğunda nöron başına 2500 bağlantıya sahip, 3 yaşına geldiğinde bu rakam 15000'e çıkıyor. bu sadece 6 katlık bir artış değil, çünkü 100 milyar nöronun her birinin bağlantı sayısı bu. toplam karmaşıklık çok daha fazla artmış oluyor. peki sizde ortalama kaç nöron bağlantısı var? 7000. yani eski bağlantılarınızın bir kısmını filtrelemişsiniz.

    her gün milyonlarca net yeni bağlantı oluşturan bir beyinle, her gün oluşturduğundan fazla eski bağlantıyı yokeden bir beyin, aynı yöntemden aynı verimi almayacaktır. üstelik, ufak bir çocuk tüm gün dil öğreniyor. sıkılınca “ben sinemaya gidiyorum” diyemez, eli mahkum dinleyecek milleti. biz ise günümüzün 16 saatini bu işe harcayamayız.

    onun yerine, benim en favori metodum podcast dinlemek. illa ki gramer kitapları lazım ama en azından bende oturup bunları ders gibi çalışacak disiplin yok. yarım saat dayanabiliyorum. fakat bir yandan başka işler yaparken öğrenme imkanım olursa, farkında olmadan günün birkaç saatini buna ayırmış oluyorum.

    aşağıda epey yararlı 5 podcast sitesi linkledim, tavsiye gelirse eklerim
    (bu tavsiyeler okuma ve dinleme odaklı. bence bunlar öncelikli çünkü çoğunluğun günlük hayatında, ingilizce konuşmanın ve yazmanın kısa vadede bir avantajı yok. anlayabilmek ise herkese anında yararlı):

    1) british council
    giriş seviyesinde,50'den fazla bölüm var, ilk serinin ilk bölümünden başlayın. her bölümün transkriptini indirebilmek şahane bir özellik.

    2) voice of america
    çok çeşitli materyal var. “let’s learn english” kısmında, haftalık bir programla amerikan kültüründen kesitlerle dil öğretiyorlar. bu derslere ek, değişik konulardaki haberleri seviyelere göre ayırarak sunuyorlar. mesela dış politika konusunda “level 1” yazı okursanız, karmaşık cümlelerle boğuşmadan, 500 kelime dağarcığıyla işi kotarabilirsiniz. yahut bilim haberleri derliyorlar anlaşılır ve yavaş konuşarak. gayet yararlı.

    3) podcasts in english
    membağı burada. bir çok konuda, giriş seviyesinden business english’e kadar, genelde kısa ve eğlenceli bölümler var. podcastler bedava, transkriptleri ve ödevleri de isterseniz, ucuz bir üyelik lazım.

    4) the english we speak
    ileri seviyedekiler için şahane bir kaynak. gayet rahat bir muhabbet eşliğinde, günlük hayatta sıkça kullanılan deyimlere odaklanıyorlar.

    5) 6 minute english
    her zaman dediğim gibi “allah bbc’den razı olsun”. yukardaki gibi orta-ileri seviye bilenler için, günlük hayatta karşılaşılan durumlar ve deyimler üzerine, altışar dakikalık bölümler. son 1 ayın bölümlerini indirebilirsiniz, kalanı itunes’da.

    ***

    gelen tavsiyeler:

    6) eslpod
    ben denemedim, biraz karışık web sayfası ama epey bir podcast bölümü var görünüyor. top 10 podcasts kısmına bakılabilir.

    podcast dışında:
    -konuşma (speaking) için iyi olan livemocha kapanmış. alternatif olarak: babbel, busuu. veyafluentu, duolingo, verbling.
    - memrise'ın hızlı ezbere dayalı bir metodu var.
    -bir kritik eşiği aşınca, altyazılı diziler de pratik görevi görecekler, öğrenmeyi iyice hızlandıracaklar. önce türkçe altyazı, sonra ingilizce, sonra elveda ay, elveda feza.

    ***

    bu tip yazıları doğrudan emaille almak için direnişe katılın. hepsi reklamsız, hep reklamsız.
  • kızım 9 yaşında. bu yıl 4. sınıfa başladı. hem pandeminin etkisi, hem devlet okulunda okuması hem de yeterli ilgilenememizden dolayı ağustos ayındaki ingilizce bilgisi sadece renkler ve sayılardan ibaretti.

    eylül başı kendime söz verdim 10dk boş vaktim bile olsa bu 10dk ona ingilizce çalıştıracağım. öğretmen değilim özel ders aldıracak durumum yok ama ben kendim bu çocuğa ingilizceyi öğreteceğim dedim.

    kitapçılardan, tanıdıklardan, internet sitelerinden nekadar hikaye, soru bankası bulabildiysem topladım.

    okul olmadığı günler, hafta sonları yani nekadar boş vaktimiz varsa hep çalıştık. 6-7 saat çalıştığımız günler bile oldu. ben işteyken ona evde çalışması için sorular verdim. alamadığında telefonla ara beni dedim. yaptı sürekli aradı sordu telefonda yardım ettim. şanslıyım ki sıkılsa bile görevini yapan bir çocuk.

    sonuç, 3 ay geçti şu anda dinleme ve konuşmada olmasa da okumada, anlamada ve kağıt üzerinde ingilizlerin a2 dedikleri seviyeye geldi. yaşına göre çözmesi gereken soruları ve okuması gereken hikaye kitaplarını hafif zorlanarak okuyup anlayabiliyor. okulda yapılan testlerin hemen hepsini yanlışsız tamamlıyor.

    çocuklar işlenmemiş elmas. vakit ayırırsanız, ilgilenirseniz yapamayacakları şey yok.
  • tam 3 yıl önce hakkında pek fazla bilgiye sahip olmadığım, şu an ise hakkında paylaşımlar yaptığım bir sayfaya sahibim. ara ara hesabımda speaking yapıyorum takipçilerime. yılın belirli zamanlarında iş yerimin misafirlerine şehri gezdirerek rehberlik yapıyorum.

    her şey rahatsız olmak ile başladı. bilmiyordum ve bundan hoşnut değildim. bir ingilizce kursuna yazıldım. tam tamına 15 ay her gün gittim. 12 ay kurs sürdü. artı 3 ay ise advance yapma imkanımız oldu.
    b2 diplomasıyla mezun olduktan sonra asla geliştirmeyi bırakmadım. resmen tüm hayatımı bu dile çevirdim. tüm elektronik cihazlar, kullandığım sosyal medyalar ve içerikleri.
    dizi, film, podcast olaylarını zaten herkes bildiği için pek değinmeyeceğim. fakat bu işe başladığımdan beri music dinleme oranım podcasta göre azaldı. her ne yapıyorsam bir kulağımda birileri bir şey anlatıyor. evet, şu an bu entry'yi yazarken bile.

    gelelim nasıl çalışıyorum. kurstan kalma kelime defterime, her gün okudum haberlerden, bilmediğim kelimeleri ekleyerek, o defteri sürekli tekrar ediyorum. boş bir kağıda kelimeyi yazıp, kendimden bir örnek ile taçlandırıyorum.

    listening için günlük rutinim şu şeklide : bu siteden bir konu açıp 3 kere dinliyorum. 3. kısmında kendim seslendiriyorum. tavsiye ederim.

    bu işe giriştiğimden beri dizilerden aldığım haz oranı azaldı. çünkü sadece ingilizce altyazı izleme hastalığına yakalandım. kesinlike türkçe açamıyorum. kendi kötü hissediyorum. kendime ve hedeflerime ihanet ediyor hissine kapılıyorum adeta.

    ilerlediğimi hissetemeye başladıktan sonra ispanyolca öğrenmeye başladım. onu da ingilizce üzerinden devam ediyorum.

    bu dili öğrenme serüveninde herkese başarılar dilerim. öneriler ve bu konuda yardımlar için her zaman buradayım.
  • ingilizceyi bir noktaya kadar öğrendiniz. tenseleri biliyosunuz, modalları biliyosunuz, çok geniş vocabulary'niz var ama akıcı olarak konuşamıyor musunuz ? öyleyse bağlaçları (conjunctions) öğrenin ve bunu konuşmanıza yerleştirmeye çalışın. bunu size pek çok ingilizce öğretmeni söylemeyebilir.

    maalesef öğrenim süreci boyunca bize öğretilen bağlaçlar and, or, but, for, because, yet, so... bunlardan öteye pek gidemiyor. bağlaçlar ingilizcenin en önemli konularından birisidir. binlerce bağlaç vardır ve bağlaçları bilmeden akıcı konuşabilmeniz mümkün değildir. bir cümle söyler durur bekler diğer cümleyi söylersiniz. ingilizceyi geçtim kendi anadiliniz olan türkçede bile bağlaçları kullanmadan akıcı konuşabilmeniz mümkün değildir. (son cümlede bile bağlaç vardı (bkz: unless) hatta bile derken bile bağlaç kullandım. (bkz: bile) (bkz: even) hatta da bir bağlaçtır. (bkz: hatta) (bkz: moreover)

    ingilizce konuşurken çok ihtiyaç duyduğumuz ama bilmediğimiz için cümleyi bitirmek zorunda kaldığımız bağlaçlardan birkaç tanesini yazayım. eminim bunları gördüğünüzde neden öğrenmedim ki diyeceksiniz.

    as if = sanki
    even if = "...sa bile - olsa bile"
    as a result = sonuç olarak
    only if = "yalnızca ....ması durumunda"
    unless = "...madıkça -....medikçe"
    besides = üstelik
    due to = yüzünden "'den dolayı"
    otherwise = aksi takdirde
    providing = "....ması koşuluyla"

    gibi gibi. daha binlercesi vardır. ingilizce öğrenme noktasında tıkandıysanız bağlaçlar konusunu kapsamlı bir şekilde gözden geçirmenizi ve pratiğe aktarmanızı öneririm. bağlaçlara hakim olmadan akıcı konuşmak pek mümkün değildir. adı üstünde bağlaç (bkz: bağlaç) (bkz: bağlamak)

    türkçe konuşmaya çalışan yabancılara dikkat edin birçoğu bağlaçları bilmediği için cümle aralarında takılırlar. ingilizce konuşurken birçoğumuz öyleyiz maalesef.
  • aslinda bu entry sadece ingilizce icin degil butun diller icin gecerli ama gecen ilginc bir tespite rast geldim ve ingilizce genelde herkesin ogrendigi bir yabanci dil oldugundan dolayi buraya yaziyorum.

    yabanci bir dili ne kadar iyi bildiginiz o dili konusurken kullandiginiz baglac sayisiyla ters orantiliymis.

    baglac kullanimi konusurken zorlanildigini gosteriyormus. normalde 5-6 kelimeyle anlatilabilecek bir cumleyi, dili az bilenler, sirf o dili konusan insanlar gibi dusunemiyorlar diye baglaclarla 10-20 kelimeyle anlatiyorlarmis.

    okurken sak diye bizim nasil kullandigimiz aklima geldi. biz ingilizce konusurken milyon tane "that, who, which, ..." falan kullaniyoruz. ingilizceyi anadili olarak kullananlar nerdeyse hic baglac kullanmiyorlar.

    bir dahakine bir baglac kullandiginizda aklinizdan bunu baglacsiz nasil soylerdim diye dusunun, farkedeceksiniz :)

    not: isbu entry konusma dili icin yazilmistir, yazim dili icin gecerli degildir.

    edit:
    birkac duzeltme ihtiyaci oldu yazayim buradan. benim anlattigim seylerin adi ingilizce "relative pronoun", sozlukten baktim neymis diye "baglac" diyor, entry'yi de oyle yazdim. ama ayni zamanda "conjunction" da baglac, entry'yi yazarken onu dusunemedik. o yuzden bir ayrim yapmak lazim. entry'deki ana bahsedilen baglac tipi bunlar. gerci bence conjunction'larin da bokunu cikarmamak lazim orasi ayri konu. konusurken moreover, therefore falan diye konusan turkler var, yapmayin bunlari. sonra ilgi zamiri demisler ama bizdeki ilgi zamiri degil bu, baglac olan "ki"'ye daha cok benziyor.

    ikincisi bunlarin kullanimini savunanlar olmus. bunu iddia edenler ya native (anadili ingilizce olan) birileri ile konusmamis ya da native bir video falan izlemiyorlar. that'tir, which'tir bunlar konusma diline gereksiz bir agirlik katiyor. sey gibi dusunun, turkcede birisi lakin'li, zira'li, velev ki'li, falan diye konusuyor surekli. yani bunlari arada bir kullanirsin siritmaz da, surekli kullanirsan garip olur. ingilizcede de boyle konusan birisi icin %99.999 yabanci derseniz hatali cikmazsiniz, ben sahsen aksini gormedim. dile hakim oldukca bunlari kullananlarin dediklerinin ne kadar egreti/cringe kaldigini goruyorsunuz.

    bir onceki paragrafta da bahsettigim gibi, illa ki kullanilmayacak diye bir sey yok elbette; yeri gelir lazim olur. bahsedilen kullanim sikliginin dil yetkinligi ile ters orantili olmasi. bir daha yazmis olayim ama turkce okudugunu anlayamanlara ingilizceyi nasil duzgun konusacaklarini anlatmaya gerek yok herhalde.

    son olarak run-on cumleler ile bunu karistiranlar olmus, ustune run-on cumleleri savunanlar olmus. run-on cumleler zaten direkt dil kullanim eksikligi olarak gorulur. ikincisi run-on cumleleri konusma dilinde anlayamazsiniz. cunku nerden bileceksiniz adam konusurken arada virgul mu var diye?
  • sanırım hiç bir dil podcast açısından bu kadar zengin değil. en azından öğrenenler için böyle. mesela teacher luke'un podcastleri çok güzel. sıkmıyor kesinlikle. sadece biraz uzun ama euro truck oynarken iyi gidiyor*. bir de bunların transkriptleri de olabiliyor. çıktısını alıp sağına soluna notlar düşerek çalışabilirsiniz.

    bunun dışında bbc'nin 6 minute english, 6 minute vocabulary ve the english we speak podcastleri öğrenme aşamasındakiler için çok faydalı. ancak hiç değilse intermediate falan olduysanız direkt şuradan başka bbc podcastleri de bulabilirsiniz.

    voa'nın da podcastleri var ama ben pek bakmadım bunlara. bbc'ninkiler daha güzel geliyor. british council da podcast paylaşıyor. özellikle ielts çalışacaklar bunlara bakmalı. bu arada bbc learning english'in youtube sayfası da çok güzel. ielts çalışırken faydalanırdım.

    benim favorilerimden biri james. engvid'den james. engvid hakikaten harika bir sayfa. beginner'dan advanced'a içinde yok yok. business english için de videoları var toefl için de. ielts için de videoları var slang için de.

    amerikan ingilizcesi dikkatinizi çekiyorsa go natural english güzel bir youtube kanalı. bunların dışında ingiliz ve amerikan youtuberlar da takip edilebilir. ya da gideceğiniz ülkeye göre yeni zelanda, kanada veya avustralyalı youtuberları takip etmek de iyi bir yöntem. mesela bu sayfa gibi.

    english like a native de güzel bir kanal. paylaşmakla bitmez tabi bunlar. bir dünya şey var. ama bunlar çoktandır takip ettiklerim olduğu için paylaştım.
  • geliştirilmesi her dilde olduğu gibi kullanım sıklığına bağlı olan dildir. mesela telefon, bilgisayar gbi elektronik aygıtlarınızın arayüzünü yabancı dilde kullanmak çok önemlidir. böylelikle her an bir şekilde dilin içinde kalırsınız. ama ben bu entryde telaffuza değinmek istiyorum. ingilizce'ye dair en sağlıksız yaklaşımlardan biri telaffuzun önemsiz olduğu. öncelikle bir dil sadece yazmak ve okumaktan ibaret değildir. dolayısıyla telaffuz ve vurgular o dili konuşurken, düzgün kullanmadığınız takdirde anlaşılmanızı zorlaştıracaktır. ikide bir örnek verilen şey yunan, italyan vb. yabancı milletlerden insanların ne kadar kötü telaffuz ettikleri. arkadaşlar hayatta kendinize daha kötü bir şeyi referans alıp yola çıkıyorsanız geçmiş olsun, siz başarıyı baştan reddediyorsunuz. çok yakın bir yunan arkadaşımın kendi dili dışındaki tüm dillerde telaffuzu korkunç ve iletişim kurarken resmen acı çekiyorduk. ama öte yandan başka bir italyan arkadaşım da gayet akıcı ve aksansız ingilizce konuşuyor. siz ilkini hareket noktası alırsanız, mevcut durumunuz her zaman size yetecektir. kimse on beş farklı lehçe ya da ağızla ingilizce konuşmanızı beklemiyor zaten ama çok basit birkaç noktaya odaklanarak konuşmanızı standart üstü bir hale getirebilirsiniz. tabii eğer böyle bir amacınız veya isteğiniz varsa.

    geyiği kısa kesip asıl meseleye gelelim. bu dili konuşurken schwa denen sesi düzgün kullanmayı öğrenirseniz, mevcut konuşma performansınızı en az ikiye katlarsınız. hani şu sözlüklerde sık sık gördüğünüz ters e var ya aha schwa o. özetle, pek çok ingilizce sözcüğün telaffuzunda "a,e,o,u" gibi ünlü harfleri seslendirmede kullanılan sestir. ben burada satır satır örnek vermek yerine biri american diğeri british için olmak üzere, schwa'nın iki aksanda nasıl kullanıldığını açıklayan ve gayet basit olduğunu düşündüğüm iki video bırakıyorum:

    https://www.youtube.com/watch?v=b_xmthn4iuc&t=
    https://www.youtube.com/watch?v=ecgmax5cvxo

    bunlar dışında daha detaylı videolar da var ama bu ikisi hem anlatım biçimi hem de uzunlukları bakımından meselenin temeline vakıf olmaya yeter bence. işin daha teknik detayına inmek isteyenler diğerlerine de bakabilir. tabii ki tüm pronunciation schwa'dan ibaret değil. ama dediğim gibi, farkına varılıp daha bilinçli kullanıldığında hayatınızı çok kolaylaştıracak bir şey. sonuçta fonetik geniş kapsamlı bir kavram. sözcük vurgularını doğru kullanmak biraz da o dile ne kadar dahil olduğunuza bağlı. bunun da en güzel yolu bol bol yabancı materyal dinleyip izlemek. çünkü dil öğrenmek özünde alışkanlıkla ilgili bir şey. ne kadar aşina olursanız o kadar hafızanıza kazınır.

    debe editi: entry beklemediğim kadar ilgi gördü ve genel olarak ingilizce'ye dair sorular geldi. arkadaşlar önce şunu belirteyim, altını çizdiğimiz gibi dil bir bütündür. dolayısıyla schwa ile bütün problemler çözülmez. bir dili aksansız konuşma aşaması için, öncelikle grameri çok iyi oturtmuş olmanız ve konuşurken arada mümkün olabildiğince az duraksıyor olmanız gerekir. yoksa iki kelimede bir tekleyip "ııı yes i was referring to eee" gibi konuşuyorsanız isterseniz taklit ede ede dünyanın en kusursuz aksanını konuşun. dolayısıyla asıl hedef öncelikli olarak kelime haznenizi geliştirmek ve bir konuyu olabildiğince farklı biçimlerde dile getirebilmek olsun. bundan sonra schwa, kelime vurguları gibi noktalar üzerinde alıştırma yapıp arzu ediyorsanız (zevk için, meslek icabı vs. neyse artık) aksanınız üzerine çalışın. kelime haznesi geliştirmenin en iyi yolu da tabii ki okumak. bilmeyenler için lingoes diye bir sözlük uygulaması var. bunun sayesinde pdf veya web sitesinden metin okurken, imleçle seçtiğiniz sözcüğün size ingilizce ve sözlüğü yüklediyseniz türkçe anlamlarını veriyor. böylelikle metinden kopmadan o anda bağlam içinde kalarak hızlı bir şekilde sözcüğün anlamına bakıyorsunuz ve aklınızda kalma ihtimali artıyor.

    http://www.lingoes.net/en/translator/manual.htm
  • kendimi bildim bileli yabancı dile düşmanım.

    hani bazı insanlar vardır üç ay tatile budapeşte'ye gider macara öğrenir gelir, milano'ya gider italyancayı çat pat konuşur falan.

    işe o ben değilim.

    mesela bir tayfun vardı lisede sıra arkadaşım. adam gramer kitabı ve kaset kullanarak japonca öğrendimişti gözümün önünde. japonlar bile on yaşına kadar doğru düzgün konuşamıyor o dili ama bizim tayfun iki yılın sonunda japonca anime izleyebiliyordu.

    işte ben bu hikayedeki tayfun da değilim.

    yabancı dile ve özellikle de ingilizceye garezim vardı. içime sinmiyordu, doğal gelmiyordu, allah belasını versindi.

    sanırım aynı nedenlerle okullarda verilen ingilizce dersine de sabrım ancak simple present tense bitene kadar yetti. düşün ki lise sona kadar edindiğim yegane gramer hi şi it varsa fiile -s takısı geliyordan ibaret. past tense öcü gibi bir şey, hev biin demeye gör olduğum yere düşüp bayılıyorum.

    sevemedim, sabredemedim, ölümüne öğrenmeyi reddettim. zaten deli gibi üşengeç adamım kendi dilimde bile konuşmak yaşam enerjimi emiyor, bir de hissetmediğim dilde ne konuşacaktım anasını satayım.

    lakin kazın ayağı öyle değilmiş onu da sonradan anladım. tüm samimiyetimle söylüyorum doğru düzgün ingilizce öğrenmek insana 20 göz 20 kulak 20 bağırsak daha ekliyor. neyi merak ediyorsan türkçede bulabileceğinin yüz misli fazlasını buluyorsun. ne anlatmak istiyorsan ingilizceyle yüz misli insana ulaşıyorsun.

    okuyabileceğin kitaplar, izleyebileceğin belgeseller, tanışabileceğin insanlar çığ oluyor düşüyor üzerine. hele ki makaleler, allah sizi inandırsın göz kaleminin dermatolojik etkilerinden, turbo enjeksiyonlu motorun verimliliğine kadar ne varsa sayfa sayfa inci gibi önünüze dökülüyor.

    o wikipedia var ya wikipedia nasıl bir derya ancak ingilizce ile anlamak mümkün. bazısı bok atıyor "önüne gelen yazıyor yarısı yanlış bilgi bunların." falan diye. dingillik yapmanın lüzumu yok wikipedia üzerinden tez yazamazsın ama ipin ucunu oradan tutabilirsin. ingilizce wikilerin büyük çoğunluğu kaynakça kısmında denetimli makaleler içerir. eğer ciddi ciddi kaynağa inmek istiyorsan incelediğin konunun wikisinden dilediğin derinliğe yol bulabilirsin.

    aynı konu hakkında yazılmış türkçe ve ingilizce wikiler arasındaki fark insanı ağlamaklı yapıyor gerçekten. he bu türkçenin kabahati değil bilim ingilizce üretiliyor ondan bu fark var. neden türkçe değil de ingilizce üretiliyor bilim onu da sosyologlara tarihçilere sormak lazım.

    bütün bunları da siz benim gibi dingil olmayın henüz ufacıkken insanlara ingilizceyi aşılayın diye anlattım. yemin ederim biz anadili ingilizce olmayan insanlar ufkumuzun %10'unu görebiliyoruz. 10 kat röntgen filmi arkasından bakıyoruz lan dünyaya.

    inan olsun ingilizceyi cızırtısız anlamaya başladığım günden beri yoldan geçen herkesi omuzlarından tutup sarsarak uyandırmak istiyorum. duvarın arkasında gökkuşağı var oraya gidelim demek istiyorum. heyecan içindeyim anlıyor musun abidin?

    biliyorum olacak şey değil ama bugün okyanusta bir yerde ansızın sahipsiz bir kara parçası peydahlansa beni de oranın kabile şefi olarak atasalar (atanamayan kabile şefi) yapacağım ilk üç icraat şunlar olurdu;

    1) anadil ingilizce

    2) kesinliği tartışmalı olan konular 18 yaşının altındakilere zorunlu ders olarak verilmeyecek.

    3) belediyenin bir eve su kanalizasyon elektrik gibi hizmetleri sağlaması için evin planında ayrılmış bir çalışma alanı olması zorunluluğu getirilecek. apartmanda nasıl olacak bu iş diye sormayın her ev müstakil adada. bırakın hayalimde rahat edeyim.

    tüm inancımla söylüyorum ki yıldız çocuklar büyütürüz. dünya alem arabalı vapurlarla turistik gezi düzenler yetişen nesli görmek için. üçüncü madde biraz saçma gözüküyor başta farkındayım ama nedeni çok basit. biz türkiyede bir şeyi üretmeyi planlarsak bunu uygulayabileceğimiz bir alana sahip değiliz. hayalimizi gerçekleştirmeye başlayamıyoruz bile. tecrübe edinecek, hata yapacak, başarısız olacak bir alanımız yok.

    türk çocuğunun kendini ifade etmesinin önünde "nereye koyacağız?" sorusu duruyor.

    "dağınıklık olur!"
    "pislik olur!"
    "komşular rahatsız olur!"
    "halı ezilir."

    cümleleri duruyor.

    halınıza sokayım, çocuk eziliyor asıl.

    inan itimat et ne zaman adam savage izlesem adamın çalışma alanına bakıp olduğum yerde kıvranıyorum. insanın bir şey üreteceği yoksa da kurtlanır yerinde duramaz icat çıkarır.

    her neyse konu dallandı budaklandı bambaşka bir yere uzandı ama özetle ingilizce öğrenin. benim gibi bir hıyar bile öğrenebiliyorsa siz kesin bülbül gibi şakırsınız. hayata dünyaya bakışınız değişir. her neyi seviyorsanız o konuda derinleşir uzmanlaşırsınız. doğruya daha kolay ulaşır, yanlışı daha kolay anlarsınız. çok daha fazla insanla konuşur, çok daha fazla insanı hayatınıza katarsınız.

    nazım'ın da dediği gibi;

    bulutu, makinayı, kitabı daha çok seversiniz
    insanı hepsinden önce.