şükela:  tümü | bugün sorunsallar (2)
31 entry daha
  • ingilizce uluslararasi dil olsa da, dünyada en çok bilinen dil olsa da, ana dil olarak ele alındığında en çok konusulan ana dil çincedir, nedeni ise malumunuz 1.5 milyari geckin nufuslaridir. sadece mandarin cincesini ele alsaniz bile durum degismez. hintliler kendi iclerinde tek bir dil konusmadiklarindan ve bu diller de çince türevleri kadar bile yakinlik göstermediğinden, ikinci en cok konusulan ana dil ispanyolcadir. bunlarin ardindan gelir ingilizce. (kaynak:2001 yili bm istatistikleri)

    bir çok degisik dil ögrenmeye "çalismis" (alm, fr, yun, rus) biri olarak diyebilirim ki, gerek kullanim ve gramer yapisinin kolayligi, gerek görece çok mantikli ve sade dilbiçemi yapisi, gerekse zengin sözcük dağarcigi ve anlatimda harikalar yaratmaniza olanak veren phrasal verbleriyle, deyim yerindeyse "fistik" gibi bir dil, uğraştığım diller arasinda en canayakin, en sevimli dil. konuşmasi da dinlemesi de zevkli olan dil.

    gramatik yapisi gayet kolaydir. bir kere en basta, bütün hint avrupa dil ailesi dillerinin derdi olan, pek gereksiz gender/cinsiyet kavrami yoktur, bu bile basli basina ingilizcenin bas taci edilmesine sebeptir. böylece fransızcadaki gibi adlara göre akordlar(ayarlamalar), almancadaki gibi ismin hallerine göre(dat, akk vs) akordlar yapılmaz(bkz: objelere cinsiyet verme hastalığı). bunun yaninda eylem çekimleri diye bir sey yoktur, bir tek 3. tekilin sonuna bir s getirirsiniz biter* zamanlari deseniz tikir tikir, sözcük dagarcigi deseniz, köklü, görmüs geçirmis ingiliz ulusunun dili oldugundan, ayrica 18. yüzyildan beri artarak tüm dünyanin iletisimine hizmet veren bir dil oldugundan çok genis, daha ne olsun. gramatigi kolay deyip dudak bükenlere allah akil fikir versin diyorum.

    ingilizce, iki germen irki olan angllar ve saksonlar tarafindan britanya adasına getirilmis germenik bir dilin, yerel diller olan keltçe ve latince ile etkileşmesiyle oluşmustur. 1066'da norman istilasına kadar olan bu döneme eski ingilizce(old english) dönemi denir. normanların istilası politik, toplumsal ve kültürel pek çok yeniden yapılanmaya yol açtığı gibi, etkileri doğrudan dile de yansımıştır. bu dönemde ingilizce'nin önemi azalmış, sadece sıradan halkın konuştuğu, arka planda kalmış bir dil haline dönüşmüştür(bu hikayeyi bir yerden hatırlayan var mı?). ingiliz saraylarında bu dönemde fransızca konuşulur olmuştur. bu dönemde ingilizcenin gramer yapısı basitleşmis, eylem çekim ekleri, cinsiyetleri ve daha pek çok ayrıntısı düşmüş, dile de bol bol fransızca sözcük girmiştir. bu döneme de orta ingilizce(middle english) dönemi adı verilir. 15.yy'da bu sefer ingilizlerin fransızları düdüklemeye başlamasıyla(bkz: yüzyıl savaşları) beraber ingilizce tekrar itibarlı dil haline gelmiş, 16 yy'da yani shakespearein dönemiyle birlikte bugünkü modern ingilizce dönemi başlamıştır.

    ikinci dünya savaşı'ndan sonra fransızca, diplomatik dil olma özelliğini hızla yitirmiş ve ingilizce, abd'nin siyasi ve askeri üstünlüğüyle diplomasi dili ve amerika tarafından dünyaya pompalanan popüler kültür ile de dünya toplumlarının kendi dillerinden sonra kendilerini ifade ettikleri ikinci dil olarak uluslararası dile dönüşmüştür. düşünün ki çok milliyetçi geçinen fransızlar bile artık trafikteki "dur" tabelalarını "arret" ile beraber artık "stop" da yazmaktadırlar.

    ingilizce bilmek bir insana müthiş kapılar açar ve ufkunu inanılmaz genişletme imkanı verir* tüm dünyadaki basılı yayınların* yarısından fazlası günümüzde ya ingiliz dili üzerinden yapılmaktadır ya da mutlaka tercümesi konulmaktadır mesela. ingilizce insanı dışarıya açabilecek kocaman bir penceredir. belki dünyanın her köşesinde ingilizce bilen biri yoktur ama dünyanın her köşesinde ingilizce bilen birini bulma şansınız başka bir dile göre birkaç kat daha fazladır. kendi adıma konuşursam, kendi ulusumdan olmayan bir dolu insanla iletişim kurmama olanak verdiği ve ufkumu inanılmaz derecede açtığı, başka kültürlerin yaşamlarına girebilmemi sağladığı ve pek çok arkadaş kazandırdığı için ingilizce öğrenmek için harcadığım her saniyeye müthiş bir kazanç olarak bakmaktayım. iş hayatında kazandırdığı artılar da cabası.
  • giderek dünya diline dönüşen dil. belki de insanoğlunu tekrardan babil kulesi öncesi döneme taşıyacak dil gibi gözükmekte zira yapılan araştırmalara göre on yıl içerisinde 2 milyar insanın ingilizce öğreniyor olacağı, 3 milyar insanın da en az kendini ifade edecek kadar da olsa ingilizce bileceği tahmin edilmekte. bir başka çarpıcı özelliği ise, dünya tarihinde ilk defa bir dili anadili olmadığı halde konuşanların sayısı, anadili olarak konuşanların sayısını aşmış durumda. günümüzde bu dili sonradan öğrenenlerin sayısı anadili olanların sayısının 3 katına yaklaşmış durumda(newsweek,7 mart 2005).

    tabii insanlar ingilizce öğrenmek gibi önemli miktarda zaman ve para yatırımı gerektiren birşeyi sadece dünyadaki diğer insanlarla iletişim kurabilmek veya dünya barışına hizmet edebilmek türü nedenlerle yapmıyor. bugün hemen hemen her ülkede ingilizce bilmek demek iyi bir iş bulabilmek demek. sony'den renault'ya kurucu merkezi ingilizce konuşan bir ülke olmayan ama uluslararası pazarda etkin olan her şirket, şirket içi yazışmalarının(sony için, iki japon yönetici arasında olsa dahi) tümünü ingilizce yapıyorlar. tabii sadece büyük ölçekli şirketler de değil. şöyleki irili ufaklı bir çok şirket, telefonla yardım servislerini(call centre) nüfusunun önemli bir kısmı ingilizce bilen hindistan'a kaydırmış ve servis operatörlüğü bu ülkede önemli bir sektör haline gelmiş durumda. bu tip yoksul ülkelerde bilgisayar ile ingilizce bilmek iş bulabilmek için en önemli iki özellik olarak addediliyor.

    ingilizcenin evrenselleşmesi paradoksal şekilde aynı zamanda bu dilin yerelleşmesi anlamına geliyor. yani bu dilin bu kadar yayılmasının en önemli etkilerinden biri -her geniş coğrafyaya yayılan dilde görüldüğü gibi- kendi lehçelerini yaratması. günümüzde iskoç lehçesi, amerikan ingilizcesi vb. lehçelerin yanında filipin ingilizcesi, hint ingilizcesi, singlish, japon ingilizcesi gibi kavramlar oluşmaya başlamış durumda. yerel dillerle harmanlanan ingilizce olarak tanımlayabileceğimiz bu gibi durumlarda örneğin hint ingilizcesinde "hungry kya?"(are you hungry/aç mısın) gibi tabirler yerleşmiş durumda. ingiliz dilbilimcileri endişelendiren bir başka durumsa, ikinci dil olarak ingilizceyi öğrenen geniş kitlenin genel olarak yaptıkları kullanım hatalarının dile yerleşmeye başlaması ve normal addedilmesi. şöyleki, bu dili sonradan öğrenen insanlarda dilin gramer kurallarını basitleştirme ve istisnalarını törpüleme eğilimi gözleniyor. bu aynen 20.yy başında esperantonun(ve diğer yapay dillerin) en önemli çıkış noktalarından birine götürüyor: öğrenilmesi en basit dili yaratmak! bu bağlamda ingilizcede:

    - ingilizcede zaten yok denecek kadar az olan eylem çekimlerinin düşmesi/sadeleşmesi(she look fine, he runned fast vs.)
    - cümle birleştirici sözcüklerin* * sadeleşmesi(a book who, a person which ya da hepsi birden "that" kullanılarak geçilmesi)
    - zor seslerin sadeleşmesi(türkler ve fransızlar dahil pek çok ulusun çıkarmakta zorlandığı "th" sesinin "t" ye veya "s"ye dönüşmesi, "three"nin "tree"den farkının kalmaması, "thing" yerine "sing", "the" yerine "zi" vs)
    - yazımın sadeleşmesi ki bu yabancılar arasında daha az görülen şaşırtıcı şekilde oxford dilbilimcilerinin üzerinde uğraştığı bir konu(eski ingilizceden gelen yazım alışkanlıklarının değişmesi (through->thru) ya da dile başka dillerden girmiş(çoğunlukla fransızcadan) sözcüklerin ingiliz fonetiğine göre yazılması(bu konuda da amerikalılar iyidir theatre->theater, programme->program vs)
    (not: bu dönüşümlerin hepsi esperanto'nun çıkış ilkeleriyle örtüşür.)

    belki şu an çok ütopik ama gelecekte eğer tüm dünya ingilizceye geçerse, her insanın 3 farklı ingilizce ile yaşayacağı öngörülmekte: evde ve yakın ortamlarda kullanılacak bir ingilizce lehçesi, ülke sınırlarında içinde resmi olarak kabul edilmiş ulusal ingilizce ile yabancılarla(diğer herkes) anlaşabilmek için "uluslararası standart ingilizce".

    tüm bunları sayıp döktükten sonra işin politik yanına bakıp üzerinde düşünmemiz gereken bir başka konu da belki de dil üzerinden yapılan kültürel emperyalizm olmalıdır. elbette bir toplumun dilinin başka bir topluma dayatılması doğrudan ve en alasından emperyalizm olur ama öte yandan günümüzde ingilizcenin durumunu sadece böyle açıklamak da çok yetersiz olur. iletişim ve ulaşımın delicesine hızlandığı günümüzde ingilizcenin bugün dünya üzerindeki rolü bir ulusun hegemonya kurmasından daha ötedir ve işin ekonomik kazanımlarını bir tarafa koysak bile, insanlar kendilerini biraz da evrensel olarak ifade edebildikleri için bu dili kullanıyorlar. kendi adıma diyebileceğim şudur ki, iletişime, insanlar arasındaki kaynaşmaya, birbirini anlayabilmeye, sunulan ortam* ne olursa olsun içeriğin ortamdan daha önemli olduğuna ve belki de ekşi sözlük'te yazmamda en önemli nedenlerden biri olarak bilginin kolayca, sınırsız ve özgürce dolaşımını ve paylaşımını destekleyen biri olarak ingilizcenin evrenselleşmesini sonuna kadar desteklemekteyim. şu anda bu yazdıklarımı bir guatemalalının okuyabilmesini ve bana "kardeşim ne mal mal konuşuyorsun öyle" diye mesaj atabilmesini gerçekten çok isterdim. durumu "din* elden gidiyor", "istemezük"çü kısır ve tutucu milliyetçi tartışmalara indirgememek hepimiz için daha hayırlı.

    dükkanına ingilizce isim koymak, nickini ingilizce seçmek, ingiliz bayraklı t-shirt giymek vesaire türü olguların kökeni yukarıda bahsi geçen durumlarla aynı gibi dursa da aslında dinamikleri çok daha farklı olan ve başka bir bağlamda incelenmesi gereken daha çok sosyal psikoloji tabanlı olgular olduklarına inanmaktayım. fırsat olursa bir başka entry'de de işin o kısmını tartışırız.

    ilgilenenler için ayrıca (bkz: evrensel dil) (bkz: esperanto) (bkz: ölü dil)
  • ingilizce'nin spelling problemleriyle dalga geçen süper bir yazı için: (bkz: yeni avrupa dili)
747 entry daha