şükela:  tümü | bugün
  • kimi iş görüşmelerinde adayın ingilizcenin gerçekten yeterli olup olmadığını anlamak amacıyla gerçekleştirilen mülakat şekli.
  • bazen super gelismis, ileri sistem insan kaynaklari calisanlarinca bu tur bir mulakata birden gecis yapilir, boylece adayin acil bir durumda bulbul gibi ingilizce sakima potansiyeli test edilir. soyleki :

    - zeytinyagli dolmanin pirinci lapa lapa olur ya bazen...
    - aaa evet..
    - have you ever been abroad?
    - e, üü, what the fuck?..
  • çevirmenlik için başvurulduğunda yapılması doğal olan, ayrıca, nezle-grip-ses kısıklığı şeytan üçgeni sırasında gidilmemesi, bir yolunu bulup ertelenmesi gereken görüşmedir. aksi taktirde borazan gibi sesle "free lance" dediğinizde "finance" anlaşılabilir, mülakatı yapanların suratına hapşırmak ve mendile sümkürmekle geçen zamanların dışında ingilizce yanıt verirken türkçe düşünmemek gerekir. yoksa kaykıla kaykıla kendinden emin konuşurken "board of directors" yerine "bora of directors" diyebilir insan, maazallah.
  • (bkz: interview)
  • kimi insanların sadece aday elemek icin kullandıgı mülakat türü. girdigim ve gectigim bir ingilizce mülakat sonrasi, ise girersem ingilizceyi ne kadar kullanacagımı sordugumda, "ee.. kem küm.. hemen hemen hic" manasına gelen bir cevap almıstım.
  • mulakatcıyla tek ortak diliniz ingilizce olduğunda kaçınılmaz olan mulakat türüdür. ancak karşınızdaki mulakatcı bir ispanyolsa ve ispanyol aksanıyla ingilizce konuşuyorsa may it be easy honey.

    'ts' seslernii ayıklayıp ne dediğini anlamanız akabinde cevap vermeniz beklenmektedir, görev ağır ve meşakatlidir.*

    ispanyol aksanlı ingilizce konuşan mulakatçının volumunun düşük olması ve yanınızda çalışmakta olan elektrik süpürgesi* sizin bedevi halinizin bahtı karalığından kaynaklanmaktadır ve aslen konumuzla alakası yoktur.

    do u mean...? ile başlayan cümleleriniz büyük hatalar yapmanızı engelleyecek ancak mulakatcının sizi birkerede bir şeyi anlayamayan bir salak olduğunuzu düşünmesini engellemeyecektir. kelimeleri yakalama ve benzetme yeteneğiniz mulakatın gidişatını belirleyecek olan ana unsurdur. unutmayın ki bir iki anahtar kelime ile tüm soruyu anlayabilirsiniz aslında, ama yine de en akıllıca yöntem ona çok soru sorma şansı tanımadan sazı elinize alıp güzel güzel tüm hikayenizi ve beklentilerinizi anlatmaktır.

    mulakattınızın olumlu geçmesi ve işe kabul edilmeniz durumnda ise içinizi kaplayan o büyük kuşku son derece yerinde bir histir. zira tüm sene sesini duymak için burnunun dibine girdiğiniz ve ne dediğini anlamakta güçlük çektiğiniz bu müdürle çalışacaksınızdır.*
  • konusma esansinda kullanilacak esasli ve gosterisli akademik terimleri zaten adam gibi ezberleyebilseydiniz greden tam puan alirdiniz, bu yuzden kasmayin, konusun eldekilerle. yazili olarak on hazirlik yapmanin faydali bir yani yok, aksine metne sadik kalma saplantisiyla teklemenize sebep olabilir. sonucta, guleryuzlu ve rahat olmaya calismak, sacmalarken bile akici olmaya dikkat etmek, eller titrerken kontrol bende havasi yaratmak, bi de charminizi * kullanmak az biraz yeterli olacaktir.
    ortak hissiyatimiz olan "ulan turkce olsa bulbul gibi sakirdim, kafadan kazanirdim" ise an itibariyle gecersiz bir argumandir. mulakat zaten tam da bu yuzden turkce degildir, yavaslayip dukkanin onunu kapamayiniz. kolay gelsin*
  • bir ingilizce mülakat başlangıcı:

    öğrenci: merhaba..
    hocalar (koro): merhaba..
    hocalardan biri: mülakatın bundan sonrasında ingilizce devam edeceğiz..
    öğrenci: hımm.. ok..
    öğrenci ve hocalar (koro): ehuehu
  • iş mülakatları sırasında "mülakatın bundan sonrasına ingilizce devam edelim mi" sorusundan sonra başlayan süreçtir. acaba "hayır, ne güzel konuşuyoruz türkçe, ne gereği var" desen ne yapıyor mülakatı yapan kişi.

    (bkz: cevabını bilinen soruyu sormak)
  • bunların bir de fransızlarla yapılan versiyonları vardır.. ne kadar iyi bir ingilizce bilginiz olursa olsun, bir fransızla ingilizce mülakat yapmayın. diyelim ki yaptınız, yandınız.
    "ingilizce bilmiyorum ben, vazgeçtim, unuttum herşeyi..." deseniz daha iyi olur. çünkü karşınızdaki kişinin ne söylediğini, değil siz, oxford'da profesörlük yapan dilbilimci gelse çözemez..
    türklerle yapmakta bir sakınca yoktur. bazen sizin kendisinden daha iyi konuştuğunuzu farkederlerse hafif gücenmiş bir ifadeyle oturur ve somurturlar. bazen hoşlarına gider.
    fakat fransız olup da ingilizce konuşmaya azmetmiş çok çok çok minik bir azınlıktan biriyle ingilizce mülakat yapacaksanız, onun ne söylediğini anlamayacaksınız. o yüzden ortamda bir başkasının da bulunması, en azından konuşulan dilin dünya üzerinde varolmadığına şahitlik etmesi açısından, iyi olur..