şükela:  tümü | bugün soru sor
  • bir bakıma, ingilizceyi öğrenmek için kasmayan tiptir. kısaca benim aslında. zira çok uluslu devasa şirketlerde gördüğüm plazaca yüzünden iğreti gelen anglosaksonların bu dil ve aksanlarından soğudum. tamam biliyorum dünya globalleşti. uzayda bile ingilizce konuşuluyor. iş başvurularından da anlayacağınız üzere ingiliz ingilizcesini herkes süper seviyede biliyor falan ama hepsi bu.

    günlük rutininde (bu ingilizce olmak zorunda değil) yabancı dil yoksa, yani gidip markette alışveriş yaparken görevliye flemenkçe ''zeytinyağı ve türevlerini marketin hangi reyonlarında bulabilirim?'' diye sormuyorsan, taksiciye italyanca ''roma olimpiyat stadına lütfen'' deyip ''ne olacak bu napoli'nin hali, bu sene şampiyon olurlar mı?'' diye muhabbet edemeyeceksen o dili tam anlamıyla öğrenemezsin ve kullanamazsın.

    haliyle önce yerinde saymaya sonra da dili ve özelliklerini kaybetmeye başlıyorsun.

    sevgili sözlük, bu amına koduğumun ingilizcesini öğrenmek için, o zamanlar türkiyede pek az insanın yağtığı şeyi yaptım. izmiri bilenler için söylüyorum; alsancakta, kıbrıs şehitlerinde veya kantar karakolu civarında birilerini durdurup şu diyalogu kuruyordum.

    (diyalog ingilizce dönüyordu bu arada uyandırayım)

    - afedersiniz, ingilizce biliyor musunuz?
    - evet (genelde kurban hatun kişilerden seçilir)
    - izmirde turistim. sanırım kayboldum. (konuşmanın geçtiği konuma göre) saat kulesine ve/veya alsancak iskelesine gitmeme yardım eder misin?
    - şimdi buradan sağa dönüyor...
    - beni oraya götürebilir misin?

    sonra diyaog gelişir.

    - nerelisin, izmire nereden gelmiştiniz? (bunu sormayan kız görmedim)
    - iranlıyım (hiç de iranlı tipi yok) ingilizcem yeterli değil. yeni öğreniyorum.

    veya bir restorana/kafeye gidip turist gibi davranıp sipariş vererek günlük rutinimin ingilizce olmasını sağladım. belki size şaka gelecek ama ekmeği bile burnumun dibinde ki marketten değil de beni turist zannettikleri şok marketten alıyordum. kasiyerlerle kısa sohbetler etme şansım oluyordu. doğup büyüdüğüm şehirde ve ülkede turist gibi gezerek pratik yapmaya çalıştım.

    ancak en sonunda bunun bi sonu olmadığını farkettim ve artık bi yerden sonra bu çabayı göstermekten de vazgeçtim.

    hala (bkz: slang) veya (bkz: dude) olarak da bilinen sokak ingilizcesini biliyorum ama 2-3 ingilizce kelimeyi türkçe konuşmasına katarak kendini havalı zanneden sikik orospu fışkırtmalarından gına geldiğinden; unumu eleyip eleğimi astığım düşüncesinde hareket ediyorum.

    neyse eyyorlamam bu kadar
  • çalıştığım bir şirkette, işe ilk girdiğim günlerden birinde kantine bakan genç nasıl bir yol izleyebileceğini sormuştu bana.

    ben de aklım erdiğince birkaç öneride bulunmuştum.

    aradan ben diyeyim üç, sizi diyin beş yıl sonra aynı soruyu bir daha sordu.

    ben de ona, bu soruyu yıllar önce de sorduğunu, ve hangi yöntemi denemiş olursa olsun gerçekten niyet etmiş olsaydı aradan geçen zaman içinde illa ki bir şeyler öğrenmiş olacağını söyledim.
  • politikacıdır.