şükela:  tümü | bugün
  • ingilizce öğretmek eylemini meslek halibe dönüştürmüş kişilere verilen isim.
  • ingilizce öğretmenin yanı sıra, öğrencilerine eziyet etmeyi de işinin bir gereği sayan bazı insanların da içinde bulunduğu meslek grubu.

    şimdi benim kişisel şanssızlığımdan mı, yoksa ingilizce öğretmenliğinin doğasından mı tam olarak emin olamıyorum ama bu ingilizce öğretmenlerinin büyük çoğunluğunda tanrı kompleksi görülmektedir. öğrencilerinden farklı bir dil konuşabildiğinden mi bu hale gelir bu insanlar, yoksa ellerinde not gibi bir güç olduğundan mı bu dengesiz ruh haline sahip olurlar bilemem.

    hele bir de bunların ingiltereden ithal edilmiş olanları vardır ki işte en ruh hastası ingilizce öğretmenleri o grubun içinden çıkar. tabi ki arada çok şahane, çok anlayışlı melekler de vardır şüphesiz, ama dediğim gibi bu konuda şans bana pek gülmedi,o yüzden nesnel olmamı beklemeyin a dostlar.
  • kavram olarak incelendiğinde;
    (bkz: ingilizce öğretmenliği)
  • seneye sahip olacğım ünvan anaokulundan bu yana kurtulamadığım okul sıralarını hiç terkedemiyeceğim acı gerçeğinin ta kendisi
  • canim yurdumda ütopik isler basarmaya çalisan meslek sahipleri. güzide üniversitelerimizin elt bölümlerinde, gayet modern bir sekilde egitim alan ve büyük büyük profesörlerden ögrendigi binbir yöntem, teknik, yaklasimi ögretmen olunca sakkadanak uygulayabilecegini sanan ögretmen kisisi. mezun olur, gelismis bir sehrimizin merkeze yakin bir ilçesine gönderilir ingilizce ögretmenimiz. heyecanla sinifa girer, "söyle bir bakayim neler biliyor yavrucuklar" diyerekten minik bir quiz yapar. gördükleri karsisinda dehsete kapilir. çocuklar kendisiyle alay ediyor sanir. lakin cevaplar söyledir;

    soru: what is your name?
    cevap: djfghdgfghkfjoepurfdh

    soru: how old are you?
    cevap: dkjhtjghjfgjfhjfg

    ögrencilere sorulur, neden böyle cevapladiniz? diye. tik yok, zaten çocuklar konusmaz. sonra çocuklarin * okuma-yazma bilmedigi gerçegi ögrenilir. önce saka gibi gelen bu yurdum fact'i * yasanilan sokun etkisinden kurtulduktan sonra yüze atilmis bir saplak hissi uyandirir ve yüzünüzü uyusturur. o uyusukluk hissi de hiç geçmez, ama siz yine de ingilizce ögretiyormus gibi yapmaya devam edersiniz, yaptiginiz isten de nefret edersiniz.
  • yurdumun dogu illerinden birinde* turk silahli kuvvetlerinin bana ayakustu "hadi kocum sen aslansin sen kaplansin, yaparsin" gazlari esliginde yukledigi sifattir.

    enteresan bir sekilde ortaokul ogrencilerinin bircogunun en sevdigi ogretmenlerdir genellikle. bunda muhtemelen cogunun derslerinin bos gecmesinin etkisi ise yadsinamaz.
  • branslari ingilizce olmasina ragmen bilinen aksine eskeriyetle derste once turkce ogretmek zorunda kalan, daha once o ana kadar dilbilgisinden cakmayan ogrencilerine bazi bilgiler vermekle yukumlu kalmis meslek grubuna ait sifat. (bkz: kendimden biliyorum)
  • okul iyi bir okulsa (kotu okul yoktur kotu ogretmen vardır vs kabul etmiyorum) ogrenciler ilgili dolayısıyla sevilen bir ogretmendir cunku teknolojiyle en cok iliglenen internetten bilgisayardan en cok anlayanlardır genelde ingilizceciler. okul kotu bir okulsa okula ilk geldigi sene ogretmen 4-5-6-7-8 veya lise ise 9-10-11 sınıflarında sınıf farkı gozetmeksizin aynı konuyu işler. idealist bir ogretmense mumkun oldukca o okulda kalırsa okula basladıgı zamandaki 4 ve 5. sınıflar 6-7-8 de sınıf seviyesinde ingilizce dersi işlemeyi başarabilirler ama boyle gelmis boyle gider bi ogretmense 2 sene sonra tayinini ister o okuldan gider yeni gelen ogretmen de eskisine sover ki giden de zaten eskisine sovmustur. bu kotu okullardaki en caresiz ogretmendir ingilizce ogretmeni. diger ogretmenlere ogrenciler gelip zırt pırt soru sorarken ingilizce ogretmenine uzaydan gelmis gibi bakarlar en fazla dale ne demek hocam diye sorarlar ingilizler turkce ogreniyor mu da biz ingilizce ogreniyoruz diye sorarlar ve de kacınılmaz olarak hocam siz hic ingiltereye gittiniz mi diye sorarlar. ogrencilerin ingilizce dersini sevmemelerinin ve dolayısıyla başarılı olamamalarının asıl sebebi ise neredeyse yıkılamaz (ki ben oldukca zorlanıyorum ve yıkabildigimi dusunmuyorum) onyargılarıdır. oysa bir dil ogrenmek, yabancı dil bilmeyen kesinlikle eksikliginin farkına varamaz yabancı bir dili ogrenene kadar