şükela:  tümü | bugün
  • her türk'ün (eğer beyaz türk değilse tabi) daimi sorunudur. sebebi de yurtdışına gittiğinde bile en az iki arkadaşını alıp giden garip türk doğru dürüst pratik yapamaz, yapsa bile bu 100 kelimeyle sınırlı kalır en fazla ve haliyle 'fluently' bir şekilde ingilizce konuşamaz.
  • ingilizce bilmiyorumun kibarca soylenisidir.

    edit: burda verdigim ornek yuzunden o kadar cok mesaj geldi ki, sistim resmen, yoruldum insanlara laf anlatmaktan. siz cok iyi ingilizce biliyorsunuz arkadaslar. o kadar super biliyorsunuz ki kelimeler anlatmaya yetmez. sadece konusamiyorsunuz. bir konussaniz ingiltreye gelip sir unvani alacaksiniz.

    sizi o kadar iyi anliyorum ki, buradaki girinin yarisini sildim...
  • bir dili ya biliyorsunuzdur ya da bilmiyorsunuzdur..

    yok anlıyormuş ama konuşamıyormuş..yok konuşuyormuş ama yazamıyormuş..yok okuduğunu anlıyormuş ama dinlediğinde anlayamıyormuş..

    yok öyle bir dünya.. konuşamadığın bir dili anlama gibi bir olasılığın yok..

    bir boku da "ben bilmiyorum" deyin, kabullenin yaw..herkes herşeyi biliyor amk..
  • (bkz: kadinlari anliyorum ama konusamiyorum)
    her turk abazanin daimi sorunudur
  • ingilizce kursu ya da hazırlık gibi bölümlerde iyi bir eğitim alıp en az b+ seviyesine gelen hemen herkesin başına gelen hede.
    sebebi ise pratik fırsatı bulamamak. hazırlık aldıktan sonra gayet güzel ingilizcem olduğunu düşünerek turizme çalışmaya gittim bir kaç aylığına. aman tanrım ! benim öğrendiğim ingilizce ise onlar ne konuşuyordu ? sanki hiç birşey öğrenmemiş gibiydim. ilk zamanlar bilmiyorum dedim herkese. bilmiyorum demeden önce herkesi dinledim ama. anlattılar anlattılar ben sorry, i cant speak english dedim. ( bilmiyonda ne konusturuyon yarram bakışlarına maruz kaldım elbette )bir süre sonra dediklerini yakalamaya başladım ve istemdışı cevap verebildigimi fark ettim.
    diyeceğim o ki, pratik yapma imkanınız yoksa bu problemi aşmanız zor. süre kısa olduğu için bende tam aşabilmiş değilim.
    bir diğer konuda dili güzel kullanamamak. yapılan bir araştırmada kendi dilinde okuduğunu anlamada türk çocukları 60 kadar ülke içinde 45. sıra civarında. yani sen kendi dilini bile güzel kullanamıyorsun ki yabancı bir dili anlayacaksın. okumak, okumak, okumak !
  • burada başından sonuna dek mütemadiyen dalga geçilmiş cümleyle ilgili ama ortada dalga geçilecek bir şey yok. "anlıyorum ama konuşamıyorum" dil öğrenme sürecinde geçilen evrelerden biridir. bizim ülkemizde bu cümlenin popülerliğinin sebebi ise dil öğrenmek isteyen insanların bu evreden sonrasına geçmemesi, geçememesi ya da dil eğitiminde pratiğin yetersizliğidir.

    insanların bu cümleyi kurmasının temel sebebi pratik eksikliği. kişi masa başında grammer kurallarını, o dil hakkında yüzlerce kelimeyi hafızasına alıyor ama öğrendiği kurallarla kelimeleri bir düzen haline sokup konuşmaya çalışmak bambaşka bir disiplin gerektirdiğinden bunu yapamıyor. ve işte tam da o evrede ben anlıyorum ama konuşamıyorum diyor. ki bunda utanılacak bir şey yok gayet normal, yolun yarısında adam çünkü. bu evre de ancak pratikle geçilebilen bir evre. sık sık yapılacak konuşma egzersizleri, basit çeviriler, şarkılardan filmlerden yararlanılabilecek listening egzersizleriyle "anlıyorum ama konuşamıyorum" evresi de pekala rahatça aşılabilir. bunun için biraz sabır ve motivasyon lazım.

    benzer cümleyi ben de altı ay önce öğrenmeye başladığım italyanca için kuruyorum mesela. konuşabilmem münkün değil ama en azından anlayabilme aşamasına geldim. bir 6 ay sonra bu cümleyle ilişiğimi de kesicem umarım.
  • benim gibi türkçe bilip de konuşamayan* biri için gayet normal ve beklenen bir davranıştır.

    bazıları demiş 'bildiğinizi, anladığınızı sanıyorsunuz falan diye'. alt yazıyla ilişkiyi kesmiş, yabancı dilde eğitim veren bir okulda okuyan ve her hafta 3-4 tane makaleyle akademik düzeyde haşır neşir olmak zorunda olan biri olarak gayet de güzel anlıyorum. ama konuşmaya gelince beynim duruyor işte.

    var yani böyle insanlar. ve cidden ingilizce biliyorlar.