şükela:  tümü | bugün
397 entry daha
  • milletleri birbirine kırdırma.
  • hiç şüphesiz yazılımdır. bir de koloni işinde iyi oldukları söylenebilir.
  • katlet ve sömür politikasını ingilizlerden daha iyi yapmış bir ırk yok. kendi adalarından başlayıp tüm dünyaya aynısını yapmışlar
  • şehirleşme. 2 yıla yakın yaşadım orada ve de gittiğiniz her şehre ellerini atmışlar geliştirmek için ve hiçbirini diğerinden geride bırakmamışlar. hangi şehre giderseniz gidin iş, sanat, kültür, gezme tozma adına onlarca şey bulabiliyorsunuz. haliyle herkes londra’ya, birmingham’a ya da manchester’a abanmamış oluyor.
  • ne istediklerini bilememeleridir.

    (bkz: schrödinger's brexit)
  • ingilizce konuşma
  • etnik ayrıştırma ile iç isyanlar çıkartarak ülkeleri bölmek ve sonrasında yutmak.

    benzerini milli mücadele döneminde ali galip olayı ve ali bati ayaklanmasi ile denemişlerdir.

    dipnot: (bkz: böl ve yönet)
  • üç f olarak adlandırabileceğimiz konulardır (bkz: fitne)(bkz: fesat)(bkz: futbol)
  • şahsen politik olma becerileri ve konuşmayı çok iyi bilmeleri diyebilirim. ingiltere'de yüksek lisans yaparken, bir hocam sırf bu nedenle dolaylı konuşma sanatı minvalinde bir ders vermişti ve benimle birebir görüştüğünde çok "doğrudan" konuştuğumu, "dolaylı" konuşmayı denemem gerektiğini, bunun faydama olacağını belirtmişti. birkaç tane de son derece basit tüyo vermişti, hala uygularım. çünkü işe yarıyor.

    güncelleme: hiç beklemediğim şekilde ve sayıda özel mesaj aldığım için, konu ile ilgili aldığım basit tüyoları aşağıda paylaşacağım. bunlar dediğim gibi "basit", yani bilindik şeyler ama bilmek ve uygulamak farklı şeyler. uygulamaya çalıştığınızda daha pozitif bir hayat yaşayabilirsiniz. tabi ki, bu her zaman mümkün olmuyor ama kendi açımdan çoğunlukla olumlu dönüşler almaktayım.

    öncelikle, eminim ki bu konuda pek çok kaliteli kitap yazılmıştır. yani, benim burada söyleyeceklerim pek spesifik şeyler değil ama bana kesinlikle katkısı oldu. çünkü, türkiye'de iş hayatında ve sosyal hayatta çatışmak oldukça kolay ve çatışmanın boyutu bir anda inanılmaz seviyelere gidebiliyor.

    aldığım en temel iki öneri şu şekildeydi: konuşmaya daima pozitif başla. karşı tarafın olumlu yönünü görmeye çalış ve ona bundan bahsederek önce onu onore et. böylelikle, karşı tarafın sana karşı olan savunma mekanizması düşecektir. sonrasında olumsuz noktalardan bahsedebilirsin.

    ikinci olarak, olumsuz noktalardan bahsederken "şu işte çok kötüsün" demek yerine "şu işi şu şekilde yaparsan, daha iyi gelişim sağlayabilirsin" denilmesi daha uygun olur. başka bir örnek olarak, yalan söyleyen birine "sen yalancısın" demekten ziyade "kullandığın ifade pek isabetli/doğru değil" gibi söylemleri tercih edilebilir. bu tip örnekler çoğaltılabilir. önemli olan yıkıcı, suçlayıcı tarzda ifadeler kullanmaktan kaçınmak ve onların yerine uygun ifadeler kullanarak, karşı tarafı etki altına almak ve süreci yönetmek.

    yukarıdakiler bir anlamda konuşma adabı olarak görülebilir. ayrıca kendi gözlemlerimle ve okuduklarımla, beden dili ile birlikte ses tonunun da çok önemli olduğunu anladım. sözsüz iletişim ile sözlü iletişimde ses tonunun ne kadar önemli olduğuna dair oranlar sunan istatistiki çalışmalar da mevcut. bunlara olabildiğince dikkat etmek gerekiyor. özellikle, dikkat etmediğiniz takdirde ses tonunuz konunun nereye gideceğini gösteriyor.

    dolaylı konuşma konusunda ilk örneklerden birini yaptığım ilk çalışmayı hocamın eleştirdiği sırada fark etmiştim. ilk çalışmam yalnızca 2 sayfadan ibaretti. hoca yanıma geldi ve değerlendirmeye başladı. neredeyse her paragrafı çizerek, "evet burası fena değil ama sanki şöyle olsa daha iyi olur" gibi şeyler söyleyip, yanına yazıyordu. ben sürekli "tabi haklısınız" diyordum. en sonunda bir baktım, çalışmam çöp resmen. dedim ki, aslında bu bölümlerin hepsini silip, yeniden çalışma yapmamı mı istiyorsunuz? o da gülerek "evet" dedi. o olumlu hava sayesinde yeni bir çalışma yapabilecek gücü bulabildim. eğer beni orada sert bir şekilde eleştirseydi, büyük ihtimalle daha kapalı ve korkak bir zihinle oldukça sıradan-tanımlayıcı bir çalışma yapacaktım.

    son olarak;

    aslında bunlar bilinen hususlar veya en azından duyulmuştur ama uygulamaya ne kadar denediniz, işte onu düşünmek gerekli. şahsen bu şekilde hayatımı sürdürmeye epey alıştım ama işi yalakalık boyutuna da çekmiyorum. çünkü, her zaman çatışmamak mümkün değil. bazı insanlar ne yaparsanız yapın size iyi niyetle yaklaşmayabiliyor. böyle durumlarda, emin olduktan sonra öyle insanlarla iletişimi hızlıca kesip, başka çözüm yolları arıyorum. iş hayatında ise, şayet patron değilseniz, iletişimi kesebilmek mümkün olmamakla birlikte, sorunları ilk önce müzakere ile çözmeye çalışabilirsiniz. örneğin, sürekli çatışma halinde olduğum ve hizmet aldığımız bir firmada çalışan yaşça büyük ve patronumuzun çok yakın bir arkadaşı olan meslektaşımla arayı düzeltmemi sağlayan durum, bir gün cesaret edip, kendisiyle yüz yüze görüşüp, bir toplantı yapma arzusuydu. çünkü, bana neden tavır alındığını dahi bilmiyordum. nitekim, o görüşme gerçekleşti ve iyi niyetle yaklaştığım için karşılığını gördüm. şimdi, benimle ilgili "o bizim elimiz ayağımız" şeklinde övgüler dahi duyduğumda, demek ki doğru yapmışım diyorum.

    bu görüşlere katılmayanlar olabilir. sonuçta, herkes farklı davranış biçimleri geliştirebiliyor ama çatışmacı olmamak ve bir yandan da görüşlerinizi ifade etmek ve o görüşlerin uygulanmasını istiyorsanız, olabildiğince dolaylı bir anlatım kullanmanızı tavsiye ederim.
  • ingiliz arkadaşımın söylediğine göre mizahtır. gerçekten de iyiler ama biz türklerden iyi olduklarını sanmıyorum.

    şahsi düşüncem ise tabi ki sömürgecilikte dünyanın en iyisi olduklarıdır.

    (bkz: iyi)
654 entry daha