şükela:  tümü | bugün soru sor
  • en büyük rezalet asıl bu, bir ülke bir konuda büyük yatırımlar yaptığında o ülkede o alanda dünya çağında dehalar ortaya çıkar ve o alandaki en iyi mühendisler, tasarımcılar, sanatçılar nesiller boyu o ülkeden yetişir. literatüre devrimsel katkılar yapılır ve o ülke bunun ekmeğini nesiller boyu yer.

    mesela abd’nin manhattan projesi, yani nükleer bomba projesi abd’ye büyük fizikçiler kazandırmıştır. aya gidiş projesi büyük mühendisler kazandırmıştır ve abd’nin hala daha mühendislikte öncü ülkelerden biri olması bu 10 senelik döneme bağlanır çünkü bir nesli bilim insanı ve mühendis olmaya da teşvik etmiştir.

    şu anda belli konularda öncü olan tüm ülkelerin böyle dönemleri vardır.

    avrupa ülkelerinin hepsinin böyle belirleyici bir dönemi vardır.

    japonya, hindistan, kore şimdi de çin için de bu geçerli, zayıf oldukları bir alanda büyük yatırım yapıp o alanda birinciliğe oynadılar. önce taklit ederek maliyetten rekabet ederek başladılar ama 15-20 senede öncü haline geldiler.

    ne yazık ki türkiye son 20 seneyi inşaata adamış olmasına rağmen ne inşaat teknolojilerinde ne mimaride öncü olabilmiş değil. bizimkiler gidip yurtdışında avm inşaatı yapıyor, sonra italyanlar, japon’lar veya hollandalılar gelip köprü şeyleri inşa ediyorlar.

    ne bir mimari akım ortaya çıktı ne de şehircilikte bir devrim yapıldı. 20 senenin sonunda şehirler beton yığını oldu.

    rezillik.
  • bir noktadan sonra müteahhitler iyi tasarımları devrimsel fikirleri sponsorlayıp genç yeteneklere parlama fırsatı tanır herhalde diyordum da istanbul’a her döndüğümde şehir daha da çirkinleşmişti.

    bir yenilik, bir akım ortaya çıkmadı. dar alana yüksek aparatmanlar dikilmesi şeklinde vuku buldu inşaat dönemi.
  • bu inşaatlaşmanın tek güzel yanı depreme dayanıksız harabe haldeki binaların yenilenmesi ile sadece eskisinden güzel görünmesi heralde. en azından kamu, kurumsal şirket binalarının biraz estetik olmasını tercih ederdim. kamu binaları otel görünümlü düz yapılar, kurumsal şirket binaları da cam kaplama plaza tipi maalesef.

    sorun muhtelemen mimarda değil yaptıranlarda. en az maliyeti düşünüyorlardır.
  • planlı alanlar yönetmeliği diye bir şey var. malesef bu yönetmelik çerçevesinde kutu binadan başka bir şey yapamazsınız.
  • üstteki arkadaşımızında dediği gibi mimarlar hep yönetmelikle sınırlandırılıyor ve de müteahhitler kuşun sığabileceği odalardan daire yapmak istediği için gelişmiyor mimarlarımız. binalarda bu yüzden dış cepheyle estetikleştirme modası başladı. taks, emsal, çekme mesafesi, çıkma mesafesi oydu buydu derken düdük gibi yapılar meydana geliyor.
  • gayet doğru tespit. bu konuda eksiğimiz var.
  • olay eğitim sistemine bakış ile alakalı aslında, ilk okuldan hatta ana sınıfından itibaren tek kalıba sokulmaya çalışılan yavrucakların büyüyünce birer zaha hadid olacağına inanmak en basit/kibar tabirle kendini kandırmaktır. hepimizin ömrü sınavdan sınava koşmakla geçti, aynı sorunun yüzlerce farklı versiyonunu çözüp durduk sadece daha hızlı olabilmek adına. bizden sonraki nesil içinde alternatif bir hayat gözükmüyor maalesef. sıfırdan birşey yaratma içgüdüsü ancak ruhu serbest bırakmakla coşar, iradenin bağlı olması gereken tek şey kendisi olmalıdır...
  • adalet sisteminin dibe vurmasından yararlanarak ; mahalle , semt bölgesine hakim olan, mafya ve çetelerin ( kendilerine kabadayı , delikanlı , mazlum diyorlar ) , halktan,garibandan gasp ve zor kullanarak kazandığı paraları , eskiden inşaat işinde olan emmisine dayısına yaptırmasından dolayıdır.

    eğer aptal olmayıp farkında iseniz ; rantsal dönüşümden sonra büyük şehirlerde bu tiplerin oldukça çoğaldığını görebilirsiniz.