şükela:  tümü | bugün
  • şımaran çocuğunu, "şöyle sert bir bakış atarak" susturmakla övünen bir arkadaşım vardı.

    çocuğu, önündeki yemeği bitiremediğinde tek bir emriyle tabağını yalatan bir başka arkadaşım...

    halam, kendi annesinin yeterince yaşadığını, herkesin iyiliği için artık ölmesi gerektiğini düşünüyordu.

    bir gece çok sevdiğim bir dostumla sarhoş olduk, otobüs durağına yürürken karşımıza çıkıp bize mendil satmak isteyen bir çocuk için, "bunlar hep yalan" dedi, "bizi soymaya çalışıyorlar." (bir çocuk ne kadar sahtekar olabilir ki!)

    annem, bir erkek çocuğum olmadığı için hep üzülmüş, dua etmiştir "gerçek" bir çocuğum olması için. (hala ediyor.)

    patronum bütün içtenliğiyle, "iki ay maaş alamadı diye neden problem çıkarıyor insanlar?" diye sordu, baş başa yaptığımız bir iş toplantısında.

    "köpeklerden nefret ediyorum!" dedi karnı tok bir arkadaşım, üstelik öğle tatilinde.

    birkaç mağaza dolaştıktan ve kızım tüm alış-veriş tekliflerimi reddettikten sonra girdiğimiz son mağazada kendisine, "neden bu kadar mutsuzsun?" diye sorduğumda beni kenara çekti ve "baba, neden böyle sorular soruyorsun bana, neden rezil ediyorsun beni?" diye sordu.

    adem abi yıllarca karısını dövdü, fatma teyze bahçesine dadanan çocukları kovaladı. (üstelik yıllarca)

    karım, çıkarlarını düşünmeyen bir ahmak olduğumu iddia etti.

    "ve biz onlara diyeceğiz ki" dedi kutsal kitabım...

    insan kötüdür.
  • gecen hafta olcum yapmak icin calve'nin uretim tesisindeydik. sabahtan basladik olcume, her sey normal, ancak aksam uzeri kesif bir sarmisak kokusu yukseldi. refakatcimiz olan calisana sordum, "sarmisakli mayonez mi" uretiliyor. adam soyle yanitladi, "evet, saat beste vardiya degisimi oluyor, arkadaslar da uretimi sonraki vardiyaya birakmak icin bu saatte basliyorlar ki kendileri kokudan etkilenmesin."

    "haaaah" dedim, iste insan nedir diye sorsalar tanım olarak kullanılacak bir hadise. ınsan neydi, insan, "kötü koşullardan ben etkilenmeyeyim de benden sonrakiler napiyorsa yapsin" diyen aklievveldi. seni sevmiyorum insan, seni bulacam oglum!
  • "tam ve namuslu düşünceler sessizlik, ihtiyarlık ve dişsizlik ister. dişsiz olduğun zaman "ayıp çocuklar, ısırmayın!" demek kolaydır. ama, otuz iki dişin olunca... insan gençliğinde canavardır, evcilleşmek bilmez canavardır ve insan yer. kuzular, tavuklar ve domuz yavruları da yer ama, hayır, insan yemezse doymaz!"

    nikos kazancakis, zorbanın ağzından..
  • bütün hayvanlar dinlendikten sonra söz sırası savunmamı yapacak olan maymuna geldi. avukatım maymun, ayağa kalkıp öksürdü, sonra söze başladı:
    -pek sayın üyeler!.. müvekkilim o kadar ağır suçlar işlemiş, ve suçluluğu gerek tanıkların anlattıklarından, gerek kendi uğursuz suratından o kadar belli olmuştur ki, savunma için söyleyeceğim her söz gereksiz, yersiz kalmıştır. ancak şu noktayı göz önünde tutmanızı rica ederim. sanık, önünde sonunda bir insandır. bütün bu, tanıkların anlattığı suçları işlemek, başkalarının sırtından geçinmek, öldürmek, işkence etmek, boğmak, kesmek, hatta kendi buluşu silahlarla kendi kendini yok etmeye çalışmak, onun insanlığının kaçınılmaz bir sonucudur. bir insandan, bunlardan başka daha ne beklenebilirdi? tanrı onu insan yaratmakla, en büyük cezasını vermiş. biz ona daha başka ne ceza versek, bunun yanında hiç kalır. savunmamız bu kadardır. adaletli yargınızı bekliyoruz. jüri üyeleri fısıldaştılar. sonra başkan, yargıyı bildirdi:
    - sanığın suçları sabit görülmüş ve ömrünün sonuna kadar insan kalarak, insanlığının suçunu ve kendisinden davacı bütün hayvanların ahını çekmesine oy birliğiyle karar verilmiştir.

    kan ter içinde uyandım. başımı dayadığım masadan kaldırdım. yanıma bakındım. sonra aynaya baktım. evet, hayvanların ahı tutmuştu, ben bir insandım. tıpkı koyun gibi, benim de sırtımdan geçiniyorlardı. deve gibi yük taşıyor, eşek gibi her yapılana katlanıyordum. bütün hayvanların ahı üzerimde toplanmıştı. evet, ben bir insandım, insan kalmaya da mahkumdum. *

    aziz nesin
  • gün geçmiyor ki biraz daha hayran olmayayım... nasıl bir varlık, nasıl kendini kendinden bile koruyup her durumda hayatta kalıyor, akıl alır gibi değil.

    çok değil sadece iki hafta önce idlib saldırısı oldu ve onlarca genç bir anda hayattan kopup gitti. öyle şak diye, bir parmak şıklatması zamanında ölüverdiler. başkalarının acılarını kendi acılarımız gibi görmüyoruz elbette ama belki bir birikmeydi bendeki ve normalden çok daha fazla etkilendim. dayanamayacağımı sandım hatta. her bir ismi tek tek araştırdım, sıvasız boyasız evlerine asılmış bayraklı fotoğrafları görünce o evde büyümüş, aslında hala çocuk sayılacak yaşta daha hiçbir şey yaşamamışken ölmeleri bana çok ağır geldi.

    kendi içimde bu olayla boğuşurken mültecilerin fotoğrafları, videoları düşmeye başladı. bebekler, çocuklar kış ayazında soğuk sulara düşüyordu ve arkadaşlarım bile kendi gerçekliklerinden onlara bakıp eleştirmeyi kendilerinde hak görüyorlardı. ciddi ciddi ölümü kutsadılar gözümün önünde, kulaklarım duydu hepsini.
    kimsesin gücü asıl sorumlulara yetmediği için gariban gelip garibana vuruyordu. yıl 2020. dedim tamam artık benim aklım buraya kadarmış. dünyadaki varlığımın bir anlamı yok. insanlık biterken buna şahit olacak kadar sağlam değilim.

    uzaklaştım her şeyden, kendimce doğru olduğunu düşündüğüm şeyler yapmaya çalıştım. aksi durumda yaşam anlamsız olacaktı ve bir insan için bundan daha kötü bir şey olamaz. şans bu ya özel hayatımda iyi haberler aldım o sıralar, biraz nesef oldu bana.
    derken corona virüsü çıktı geldi dünyanın bir ucundan. her şey bir yana benim ve sevdiklerimin canı bir yanaymış meğer. sadece iki hafta önce yüzlerini daha önce görmediğim gençler öldü, hemen ardından yedi kat yabancı çocuklar yanlış devlet politikasının yemi oldu, bahsetmediğim ancak aklımdan hiç çıkarmadığım deprem sessizliğinde büyüyor orada biliyorum ama benim tek aksiyonum sevdiklerime dezenfektan almak, maske bulmak, panik yapmadan ama durumun ciddiyetinin biliciyle kendimizi korumaya çalışmak.
    çünkü ben küçücük bir insanım ve gücüm sadece buna yetiyor. anlık da olsa bununla yüzleşmek çok iyi geldi. yettiğim kadarım.

    sanki hepimizin elinde, sırtında görünmez bir çuval var. ama böyle biraz sihirli bir çuval. miyazaki filmlerindeki yaratıklar gibi. acıları, dertleri, neşeleri, mutlulukları, endişeleri artık hayat bize ne sunuyorsa hepsini alıyoruz ve o çuvala atıyoruz. bazen çok ağırlaşıyoruz ve çuval bizi yere düşürüyor, bazen yok gibi oluyor, kuş gibi uçuyoruz.
    ama her durumda insan yüküyle var. bunu bilmek ve yola devam etmek bile başlı başına bir övünç kaynağı olmalı hepimiz için. ara ara uzanıp yanağımızdan makas almak, omzumuza öpücük kondurmak, insan olarak kalabildiğimiz için kendimize aferin demek hakkımız gibi geliyor bana. *
  • beyin gucunun farkinda olan memeli (bu turun hepsi bu gucu kullamiyor bu yuzden farkinda olan kelimesini uygun buldum)
  • iki yanılgısı olur:

    1. hiç ölmeyeceğini sanmak
    2. hiç kaybetmeyeceğini sanmak

    ilk yanılgı, delirmeden hayatta kalmasını sağlayan önemli bir aldatmacaysa; ikincisi, iyi günlerde tanrılaştırdığı benliğini yerden yere vuracak gerçekliktir. ilki yaşatır, diğeriyse kişiyle yerçekimi arasındaki bağı tekrar kurar.
  • sadece kendi hayatını siksen insan kardeşim, zerre laf etmem otururum götümün üstüne.
    ama değişik bir yaratıksın, kötülüğün, kendine güvensizliğin buna rağmen dev egon, bencilliğin, haysiyetsizliğin, kıymet bilmezliğin, güvensizliğin hep başkalarına zarar veriyor. ama sen, buna rağmen enim konum yaşıyorsun lan? düşünceli gibi, entelli gibi duygusallı şiirler şarkılar karikatürler falan paylaşıyorsun sağda solda.
    senden bu yüzden nefret ediyorum insan.
    böyle bir taklitler, tripler, efendim antin kuntin oyunlar.
    yapma kardeşim. insan olmak o kadar güzel bir şey olsaydı ben özenir olurdum. taklidin gerçeğinden beter gerçeğin taklidinden beter lan.
    ilahi adalet diye bir şey olsa da anlasanız bizi keşke ama yok.
    normal adalet çok sanki de ilahisi kaldı değil mi?
    neyse, sevgili kötü insanlar, biliyorum hayatta başarılı olacaksınız, sevecek, sevilecek zengin olacaksınız falan. ama bir şey diyeyim çok içimden geldi, inşallah o başarı da, sevgi de, zenginlik, huzur da götünüze girer.
  • allah'ın "bak kulum! bi de bu versiyondan yarattım" diye çeşit çeşit karşıma çıkardığı, her seferinde ağzımı açık bırakan sanat eseri.
  • iki türü bulunur. bir örnekle açıklamaya çalışacağım.

    birinci tür, sabah erken kalkıp kasaptan artık etleri toplar, ya da kuru mama alır, sokak sokak dolaşıp kedilerin bulunduğu köşelere bırakır, su kaplarını doldurur, içine girebilecekleri karton kutular koyar. annesi olmayan yavru kedileri gerekirse evine alır ve iki saatte bir kalkıp biberonla besler. bunlara genelde deli denir, dalga geçilir, yaşlılıkla ilgili felaket senaryolarına örnek gösterilirler. ama o deliler iyi insanlardır. o kedilerin onlara pek bir faydası yoktur, maddiyat ve zaman açısından düşünürsek kaybı bile vardır.

    ikinci tür ise bir kutunun içinde uyuyan ve kendine hiçbir zararı olmayan kediyi uyandırır, ölene kadar kafasını tekmeler. onların yaptığı, kendileri gibiler tarafından yine espri konusu yapılır, "tekmelenen kedinin afrikadan kuzenini çağırması hehueheröhehe" diye gülünür eğlenilir. bu tür insanlar kötü insanlardır. o kedinin onlara hiçbir zararı yoktur, yok etmenin getireceği bir fayda da yoktur.