şükela:  tümü | bugün
  • taksonomide yassı solucandan başlayarak, sınıflandırmanın en gelişmiş canlısı olan insana kadar bütün canlılarda koşullanma sonucu öğrenme gerçekleşebiliyor. değişen koşullar, yaşam mücadelesi vb durumlar her bir gelişmiş canlı basamağında artacağı için bellek büyüklüğü de en ilkel sinir sisteminden başlayarak bizlerdeki beyin büyüklüğüne kadar ulaşıyor. hatta göreceli kısa bir sürede beyin hacmi 600 cm^3 ten 1300 cm^3 e kadar çıkıyor. (bu büyümenin alet kullanımıyla birlikte başparmağın hassas kullanımları sonucu olduğu biliniyor.)

    zenci bireylerde daha geniş olduğunu bildiğimiz ve onlara daha kolay doğum yapabilme avantajı sağlayan çatı kemiği ise bu büyümeyi sınırlandıran bir faktör olarak karşımıza çıkıyor. daha fazla büyüyemeyen beyin ise bu sınırlandırıcı faktöre karşı daha çok sinaps daha çok kıvrım oluşturarak yanıt veriyor.
    görsel

    peki bu süreçte neden çatı kemiği de gelişmiyor sizce? beyinle orantılı bir şekilde büyüyemez miydi? cevap: hayır. çünkü vücudumuzun orta (medyan) ekseninden uzaklaşan ekstremiteler yalpalamaya yol açıyor ve bu da evrimsel süreçte potansiyel tehlikelerden kaçmamızı zorlaştırıyor. (afrika savanında topallayarak yırtıcı hayvanlardan kaçan homo sapiensleri hayal edin...) işte çatı kemiği (ve dolaylı yoldan beyin), bu hayati neden karşısında entellektuellikten vazgeçip tabanakuvvet kaçmayı seçerek kendilerini sınırlandırmıştır. bu haliyle bile silikon vadisi tabiriyle terabaytlarca bilgiyi depo edebilir haldedir. muazzam bir organdan söz ediyoruz yani.

    beyin dedik öğrenme dedik, peki tüm bu hayat tecrübelerinizi, deneyimlerinizi başka birine olduğu gibi aktarmanın mümkün olduğunu söylesem ? kulağa çok tuhaf gelse de bunun mümkünlüğünü anlatan bir deneyden bahsedeceğim sizlere...

    1965 yılında georges ungar, kendisinden önce isveçli holger hyden'in belleğin birçok durumda hücre zarına protein molekülleri olarak bağlandığına yani rna olarak belleğin aktarıldığına dair gözlemlerinden yola çıkarak gerçekleştirdiği deneyde, öncelikle fareleri "gong" sesine kosullandiriyor. kosullandirilmis farelerin özütlenmiş rna'larını, kosullandirilmamis farelere enjekte ettiğinde gong sesine tepki vermediklerini ya da çok kısa bir süre sonra duyarsız hale geldiklerini gözlemledi. enjekte edilen rna lar belirli bir belleğin aktarımını sağlıyordu. fakat bu yeterli değildi. sonrasında farelerin doğuştan gelen bir takım davranışlarının değiştirilmesi denendi. ışıktan kaçan fareler kosullandirmayla karanlık hale getirildi ve bunların rna özütleri alınıp kosullandirilmamis farelere verildiğinde bunların da karanlıktan kaçtığı görüldü. kısacası bellek rna'lar halinde aktarilabiliyordu.

    bunu destekleyen bir başka canlı da japon balıkları idi. bu canlılara elektrik şokuyla öğretilen ve elde edilen bellek uzun süre saklanabiliyordu. fakat bu koşullandırma sırasında ya da sonrasında protein sentezini engelleyen puromycin isimli antibiyotik püskürtülürse bellek oluşmuyordu.

    peki insanlarda durum ne? aynı belleğe sahip insanlar oluşturmak mümkün mü? ya da eternal sunshine of the spotless mindfilmindeki meşhur hafıza sildirme sahnesi ? bilimkurgu filmlerini aratmayan evrende bunların mümkün olabileceğini düşünüyorum...