şükela:  tümü | bugün
  • hz. muhammed
    (allah ona, "ey sevgili sen olmasaydın, sen olmasaydın bu felekleri yaratmazdım" demiştir.)

    tasavvufta insanın ulaşabileceği en üst makam.

    allah'ın "onun duyan kulağı olurum, o benimle duyar; gören gözü olurum o benimle görür; eli olurum o benimle dokunur; ayağı olurum o benimle yürür; kalbi olurum o benimle anlar; söyleyen dili olurum o benimle konuşur. ne dilerse onu yerine getiririm. herhangi bir şeyden bana sığınırsa ben onu muhafaza ederim" dediği kişi.
  • insan-ı kamil'in ne olduğunu, kim olduğunu tam olarak anlayabilmek için öncelikle bazı kavramların iyi idrak edilmesi gerekir. inceleyelim:

    cezbe: allah'ın bir kimseyi sevmesi ve onun ruhunu kendi huzuruna cezbetmesi/çekmesidir. ruh, allah'ın huzuruna ermekle marifete(allah'ı bilme) kavuşur. böyle bir kimsenin dilinden hikmet akar. cezbe sahibinin bariz vasıfları kalbindeki aşk ve dilindeki hikmettir.

    süluk: bir kimsenin kendini islami ahlak ile donatarak nefsini latifleştirmesi ve terbiye etmesidir. temizlenmemiş bir nefs, şeytandan bile azgın bir varlıktır. tasavvuf büyükleri onun 72 şeytan gücünde olduğunu söylerler.

    allah'ın habibi/sevgilisi son peygamberdir ki onu mirac ile kendi huzuruna cezbetmiştir, hem ruh hem de beden olarak. ancak beden ile yükselmek yalnızca ona mahsustur. evliyada yükseliş ruh ve nefs ile olur.

    eğer bir kimse hal, hareket, yaşayış, düşünce vs. noktalarda kendini peygambere tam olarak benzetirse(süluk), o da allah'ın sevgisini celbeder ve neticesinde allah onu da kendi huzuruna yükseltir.(cezbe). bu yolun esası kuran ve sünnete tam olarak uymaktır.

    ancak bu yol her ne kadar açık gözüküyorsa da gerçekte kapalıdır, bilhassa günümüzde...çünkü kuran ve sünnete uyma yoluyla bir kimsenin kendini peygambere benzetmesi çok uzun bir süreç ister ve pratikte sonsuz engeller karşısına çıkar. bu yolun çilesine insanların milyarda biri bile katlanamaz. kısa süre içinde kendince bir teselli bulup belli bir noktada çakılıp kalırlar ve zaman içinde da sapma durumu ortaya çıkabilir. zira "akmayan kokar"

    bu yol yani süluk yolu teoride açık olsa da gerçekte aşılmaz, geçilmez bir yoldur. kuran'ı ve sünneti kendince değerlendirmeye çalışanlar, karınca adımlarıyla kabeye gitmeye çalışanlardır. daha bir kaç metre gitmişken bunları ya kuş kapar ya ayak altında ezilirler.

    o zaman çare ne?

    insanlar içinde muratlar(istenilenler), mahbublar(sevilenler) vardır ki, bu şahıslar fıtri olarak temizdirler ve allah tarafından sevilirler dolayısıyla ya hiç süluka girmeden veya çok az bir süluk yapmış oldukları halde cezbeye kapılırlar ve allah'ın huzuruna çıkarlar. oradan büyük bir marifet ve ilimle dönerler. işta bunlar insanlara yol gösterici olmak makamındadırlar.

    bu zatlar her ne kadar süluk görmeden cezbeye kapılmış olsalar da mutlaka nefslerinin temizlenmesi gerekir. bu noktada süluk yolununun çilesi bunlara toptan, konsantre bir şekilde gelir. bu bela ve musibet demektir, çile demektir. inanılmaz çileler çekerler.

    hasılı, bu zatların alamet-i farikası şunlardır: dilinde hikmet, kalbinde aşk, başında bela ve musibet...

    işte o yüzden , "insan-ı kamil'in süzgecinden geçmemiş hiçbir ayet ve hadis kabul edilemez, çünkü onların bağlam ve kapsamını doğru olarak tespit edebilecek ancak odur" diyoruz. bize erdirici bir anlayışı ancak o verebilir. kendi anlayışımıza kalırsak helak oluruz.
  • vasıfları arasında kazandıklarına sevinmemek, kaybettiklerine de üzülmemek vardır;

    o zaten o kadar üst bir kazanç ve sevinç içinde ki hiçbir dünyevî ya da uhrevî kazanç onu sevindiremiyor.

    zaten o kadar büyük bir üzüntü içinde ki hiçbir dünyevi ya da uhrevî kayıp onu üzemiyor.

    işte sevinç ve üzüntü insan-ı kâmil'in kalbimde böylece cem olur.
  • varlığının neden ve niçin görünüşe çıktığını hatırlayan, bilen; kendini bilen, insan olmanın tüm üstün faziletlerini yaşayan, ve yargılama, koşul, kin, hırs gibi kelimeleri lugatından silmiş kişiler için kullanılan tamlama.
  • mevlana'nın;

    "bütün zıtları bir potaya koyar eritir. ne küfürle mukayyettir ne imanla. ne dine bağlanmıştır ne mezhebe. fakat uzlaştırıcı bir tabiatla zahiri de korur. işlerini ve sözlerini inceleyen, hakkında tam bir kesin hükme varacakken, bu hükme büsbütün aykırı bir işine, başka bir sözüne rastlar. yine de her işi yerindedir. her sözü kime söyleniyorsa onun haline ve derecesine uygundur. zıtları birleştirmekle tanrılığını gösterir; kullukla efendiliğini izhar eder. fakat renksizlik alemini yurt edinmiştir. şekilsizlik şeklini benimsemiştir. aktığı yerin rengini alır., geçtiği arkın şeklini gösterir. yatağını da kendi kazar, geçidini de kendi yapar."

    şeklinde tanımladığı.

    edit: sahlanankoc uyardı sağolsun. yukarıdaki söz kendisine ait olmayabilir. yakıştırılmış olabilir.
  • necip fazıl, merhûm, insan-ı kamil'e bakışı:

    ben ki toz kanatlı bir kelebeğim,
    ufacık gövdeme yüklü kaf dağı
    bir zerreciğim ki arşa gebeyim,
    dev sancılarımın budur kaynağı.
  • savm ü salat ü hacc ile sanma zahid biter işin
    insan-ı kâmil olmaya lazım olan irfan imiş
    (bkz: niyazi mısri)
  • benim görebildiğim kadarıyla insan-ı kamil'in en bâriz vasfı, çevresinin, etrafındaki insanların da zaman içinde olgunluk kazanmalarıdır. üzüm üzüme baka baka kararır demiş atalar...

    son derece basit bir ölçü değil mi?

    türkiye'deki şeyhlere, hocalara, liderlere bakın! ne görüyorsunuz? etraflarındaki insanlar gün geçtikçe olgun, şahsiyet sahibi, saygın kimselere mi dönüşmüş, yoksa el etek öpen kapıkullarına mı?

    hiçbiri orijinal bir fikir, görüş, eser, iş ortaya koyamazlar, ancak klişeleri gevelemekle yetinirler. merkezde bir idol ve etrafında onu yüceltmekten başka bir işe yaramayan kalabalıklar; hepsi bu.

    sebep?

    çünkü önder kabul ettikleri şahıs "olgun" değildir. şarlatan değilse eğer, en fazla kısmî kemalat sahibidir. kısmî kemalat sahiplerinin yaptıkları, yıktıklarına denk midir, o bile tartışılır. eskiler "nâkıstan kâmil çıkmaz-kendisi olgun olmayan başkalarını da olgunlaştıramaz" demişlerdir.

    sonuç: güneş gibi bir önderin etrafında, yıldızlar gibi kadro oluşur.
  • -nasılsınız?
    -teşekkürler efendim; layık olduğumuzdan daha iyiyiz...
  • dünyaya insan olunarak gelinemeyeceginin ve dolayisiyla da insan olarak dogurulamayagini aksine insan olunabileceginin idrakinde olan insanlarin ulasmak istedigi insanlik mertebesi ve bu mertebeye ulasmis kemale ermis kisiler.