şükela:  tümü | bugün
  • biri senden açık ve net yardım istemediği sürece yardım etme.
    doğal işlemesi gereken bir süreci aksatıyor, karşındakine zarar veriyor, ya da enayilik ediyor, hatta düpe düz sömürülüyor olabilirsin.

    edit:
    azıcık daha açıklık getireyim.
    bilinci yerindeyse eğer, yardım alan tarafın bu eyleme onay vermesi gerekir. onayı olmadan birine yardım etmek aşağılayıcı olabilir. işgüzarlığın alemi yok, kaş yaparken göz çıkarmayın. size düşen bu yardımı kibarca teklif etmek.

    örnek:
    metroda görme engelli bir genç yönünü şaşırdı. gelen geçen çocuğun koluna girip gideceği yere sürükleyerek götürmeye çalıştı, yardımcı olmak adına. çocuk en sonunda bağırmaya başladı, bırakın beni diye. düşünsenize, karanlığın içinden tanımadığınız biri gelip kolunuza yapışıyor ve bunun size iyilik olduğuna inanıyor. bir kişi de yaklaşıp 'ne yöne gidiyorsunuz, tarif etmemi ister misiniz' diye onayını almaya çalışmadı.
  • elinden geleni yaptıktan sonra geriye çekilmeyi bilmek. kim sana ne kadar geldiyse o kadar gitmek. içinde "acaba" kuşkusu kalmayacak şekilde her şeyi yapmak ve kendine olan saygını yitirmeden uzaklaşmak.

    beklentilerini ne olursa olsun yüksek tutmak. beklentini az tutmak sadece sana zarar verecektir. istediğin şeylerden vazgeçmeden değecek insanları bulmaya çalışmak.

    insanlar salt iyi ya da salt kötü değillerdir. sana gökkuşağının bütün renklerini getiren bir insanın başkasının cehennemi olduğunu bilemezsin. senin cehennemin olan bir insan da aynı şekilde bir başkasının en güzel rüyası olabilir.

    insanlar değişmezler. bir insanın içinde olmayan bir şeyi dışarı çıkarma imkanın yoktur. bu yüzden insanların içini görmeye çalış ve orada bir kötülük varsa iyilik bulmak için uğraşma.

    herkes kendine yakışanı yapar. başına ne gelmiş olursa olsun bu senin değerini asla düşürmez. sadece o insanların ne olduğunu sana gösterir o kadar.

    ne olursa olsun umudunu kaybetme ve yüreğini boş yere tüketme. sen güzel kal ki aynaya her baktığında kendinle gurur duyacak yüzün olsun.

    debe editi: bu entriyi ilk yazdığım zaman ve debe'ye girdikten sonra gelen güzel mesajlar ve dilekleriniz için teşekkür ederim. bir yerlerde insanların biraz daha umutlu olmasını sağladıysam ne mutlu bana...
  • her türlü gönül ilişkisi için geçerlidir:

    kendinden ödün verip karşı taraf için yaptığın hiçbir hareketin ekstra bir değeri yoktur.

    uykunuzdan ödün verip sabaha kadar konuştuğunuz, kariyerinizden ödün verip yurt dışına gitmediğiniz, zevklerinizden ödün verip standartlarınızı düşürdüğünüz, kalbiniz, mideniz, beyniniz "hayır" diye haykırırken "evet" dediğiniz hiçbir durum, size daha fazla sevgi ve aşk olarak geri dönmeyecek. herkes sizi belli bir potansiyel dahilinde sever. bunun artması için yapabileceğiniz hiçbir şey ne yazık ki yoktur.

    hatta gönül ilişkilerinde her fedakarlık, karşı tarafı daha fazla fedakarlık beklentisine sokan ve sonunda ışıltınızı söndürerek sizi sevilen, arzulanan biri olmaktan çok çok uzaklaştıran bir batak döngüsüdür.

    gönül ilişkilerinde en çok kendinizi sevin. narsist olun demiyorum. karşı tarafı da sevin, çok sevin; ama kendinizden ödün vererek ışıltınızı söndürmeyin.

    uykunuz gelince uyuyun. erasmus'a gidin; yüksek lisansa, doktoraya gidin. o iyi maaşlı işi kabul edin. keyif almıyor iseniz alıyor taklidi yapmayın.
  • insanlarla iyi niyetli, anlayışlı ve uyumlu bir şekilde iletişim kurmaya çalışırsanız iyi niyetinizi suistimal etmeye çalışan birileri her zaman karşınıza çıkacak ve o kişiler tepenize çıkmayı kendine hak görecek o yüzden bazı insanlara ne iyi niyetli ne de kötü niyetli olun. mesafe koymayı bilin ve o insanlar size karşı kötü bir bildirimde bulunduğunda ağızlarının payını vermekten çekinmeyin. yoksa kaybeden hep siz olursunuz. gerçi kötü niyetli insanlar da hep kaybediyor ama onlarda fazla duygu ve empati olmadığı için bunun farkına varmıyorlar. oysa ki hassas, kırılgan ve iyi niyetli insanların kalbi çıt diye kırılıyor ve bunu kendilerinden başka kimse duymuyor.

    selam olsun iyi, anlayışlı, empati sahibi insanlara
  • kimseye bir şey anlatmamak.

    en yakınınıza bile hayatınızda olan biteni ana başlıklarıyla anlatıp detay vermeyin. özet geçin. olanları anlatın, olmasını hayal ettiklerinizi veya planladıklarınızı asla. kimseye ama kimseye gereğinden fazla detay vermeyin. hayallerinizi anlatmayın. ya hevesinizi kaçırırlar, ya küçümserler, ya kıskanırlar, ya özenirler. zayıf noktalarınızdan bahsetmeyin, kimseye karşı öz eleştirinizi yapmayın. hiç ummadığınız anda hiç ummadığınız bir kişi pat diye önünüze çıkarır, kalakalırsınız. kendiniz bile unutmuşsunuzdur ona söylediğinizi. koz olarak kullanırlar. kim olursa olsun, ne kadar yakın olduğunuzun hiçbir önemi yok. insanlara mümkün olduğunca kendinizle ilgili az bilgi verin.
  • kimse güvenli limanınız olmamalı. gün geliyor yapmaz dedikleriniz de çekip gidiyor.
  • genelde insan ilişkileri üç çevrede geçen bir film gibi.

    * zorunlu çevre;
    yüz yüze bakılan okul, iş, meslek çevresi, çekirdek aile, yakın akraba, kuzen muzen, karşı komşu vs.
    mecburen özen gösterilen, katlanılan çevre bu tabii.
    öyle "canımı sıktı öff" diye patronu işten çıkaramıyoruz, "bana yan baktı" diye sınıftan arkadaş atamıyoruz. sinir olduğumuz komşuyu apartmandan fırlatamıyoruz veya "yarın yeni daire tutayım gideyim" diyemiyoruz. ha deyince boşanılmıyor, "bye" deyip ev terk edilmiyor nihayetinde.
    zorunlu çevre (özellikle iş çevresi); en atarlı tiplere bile geçinmeyi, en sivri tiplere bile ezilmeyi, sabretmeyi öğretiyor yeri geldiğinde.
    öğrenmekte zorlanan kişi, buradan doldurduğu stresi aşağıdaki çevrelere deşarj etmeye çalışıyor.
    asosyal, içe kapalı veya şeytan tüyü olmayan, kendini sevdiremeyen, çekici bulunmayan birinin ise çevresi bundan ibaret. ikinci ve üçüncü çevreleri edinemiyor zaten.

    * opsiyonel çevre;
    paşa keyif kriterlerine göre kurulan, sürdürülen, karşılıklı denkliğe ve faydaya dayanan ilişkiler.
    mesela eski okul pilav günü arkadaşlıkları. spor salonu, kurs grubu, gezi grubu, sosyal medya arkadaş listesi bağlantıları... aşk meşk ve sevgililik durumları vs.
    yani zorunlu değil de eğlencelik bir çevre bu.
    eğlence, karşılıklı fayda, denklik, iyilik güzellik sürdüğü müddetçe devam eder. bunlar bitince yollar bir şekilde ayrılır.
    "bora gruptan ayrıldı" gibi durumlar yaşanır.

    * stepne çevre;
    ballı bora'nın stres atma alanı.
    bora'nın (veya ceren'in) bir takım ihtiyaçlarını, benciliğini vs. tatmin etmek için edindiği ve cepte tuttuğu değişken çevre.
    sürekli değişim olur burada. bir gelir biri gider. şeytan tüyü olan bora'nın büyüsüne kapılan çoktur çünkü. birini ekler, birini çıkarır. değişiklik yaparken genelde yansıtma yapar, karşı tarafı suçlar "çok değiştin" falan der, "yaşandı bitti, seninle olmuyor, bir şeyler uymuyor bla bla" gibi klişeler sıralar.
    özetle kendisinden çok kolay vazgeçilen insan larla kurulan ego tatmini ilişkileri yaşanır bu çevrede. hug buddy, x buddy, f buddy, bilmem ne badi vs. özetle hepsi şut badi bunların. bora'nın zaten şutlamak için yaptığı çevre yani. yukarıda da bahsedildiği üzere iş arkadaşını şutlayamıyorsan stepneyi şutla, rahatla felsefesi...

    özet ders: eğer zorunlu çevreden başka bir çevre edinememiş biriysen sırf sosyalleşmek, sevgili bulmak, "seviliyorum" gibi hissetmek için el alemin "stepne çevre"sine figüran olma bacım/kardeşim.

    mesela;
    - genelde birlikte zaman geçirmiyor, yüz yüze bakmıyorsan.
    - o her istediğinde sana ulaşabiliyor, sen ona her istediğinde ulaşamıyorsan.
    - buluştuğunuzda hep o konuşuyorsa, kendinden bahsedip duruyorsa, seni dinlemediği hissine kapılıyorsan.
    - seninle konuştuklarını unutuyorsa, senin söylediklerini zaten hiç sallamıyorsa. mesela bir şeyi sana daha önce anlattığını unutup sanki yeni tanışmışsınız gibi tekrar anlatmaya başlıyorsa.
    - senin arkadaşlarınla tanışmak istiyor, üstünden network genişletiyor ama seni kendi çevresinden uzak tutuyor, sanal ortamına, whatsapp gruplarına bile yanaştırmıyorsa.
    mesela yolda giderken onun iş veya aile çevresinden birileriyle karşılaştığınızda sanki yanında sen yokmuşsun gibi davranıyorsa...
    evet sen aslında yoğsundur. yani stepne listesinde figüransındır. bir gün listeden çıkarılırsın veya kendin çıkarsın "sen beni kovamazsın ben istifa ediyorum" falan diye türk filmine bağlarsın.
    - pollyanna mode on-
    neyse bora'yı kötülemiyorum, o da lazım tabii bu hayatta. onun da bir görevi var. onun gibiler olmasaydı, zorunlu çevrede takılıp kalan tipler başka insan yüzü göremezdi belki bilemiyoruz.
    - pollyanna mode off-

    bölüm sonu aforizmaları:

    "bazı insanlar size sadık değildir, size olan ihtiyaçlarına sadıktır. ihtiyaçları değişince, sadakatleri de değişir." will rogers.

    "unutma, insanların çıkarları değiştiğinde zihniyetleri ve davranışları çabuk değişir." arthur schopenhauer

    "insanlar sizi eskisi gibi kullanamadıklarında, değiştiğinizi söylerler." sigmund freud

    not: "görünüşe bakılırsa insan ilişkileri; çoğunluğun kendini sütten çıkmış ak kaşık ilan ettiği bir dünyadır." yazıp kaçacaktım aslında ama bu yorum teee 2019 yılında yazılmış olduğu için başka bir şeyler saçmaladım. konu nerelere geldi...
  • insanları kırmamak için dilinden dökülmeyen her söz günün birinde gözyaşı olarak yanaklarından süzülecek. işte bu yüzden karşındaki kişinin seni anlamasını bekleyecek kadar ince düşünceli olmak eblehliktir. içinden geçen ne varsa tatlı dille anlat.
    kimi zaman, dilin ne kadar tatlı olursa olsun bazı sözler tatlı gelmez insanların kulağına ama bu mühim değildir çünkü önemli olan sensindir. söyleyemediğin her sözün seni bıçak gibi kesmesine izin verme. bu şekilde insanların sana karşı olan gerçek tutumu da gün yüzüne çıkıyor, bir aydınlanma dönemine girip hayatındaki insanları gözden geçirme şansı elde ediyorsun. nihayetinde maddi ve manevi olarak sıhhatin düzeliyor.
  • aşk ilişkileri için konuşuyorum; belli bir farkındalık ve zeka sahibi iki insanın düzgün ilişki yönetebildiğini görmedim hayatimda.bir miktar kendinizi ve karşınızdakini kandırmanız gerekiyor ya da çarpık bir memnun etme/memnun edilme hali olmalı.içtenlik, samimiyet , duygularını açıkça yaşamak...hepsi kaybettiriyor.bu yüzden düzgün bir ilişki yürütmenin tek yolu düşük profilde bireyler olmak.işin içine bir sürü değişken giriyor zeki bireylerde.ve asla düzgün bir denklem çıkmıyor ortaya.

    son bir şey daha var; içten içe hissettiğiniz ruhunuzu kemiren şüphelerin çoğu gerçek.şüpheye düştüğünüz anda ona fırsat vermeden bu eğreti ilişkiyi siz sonlandırın.siz bunu yapamayacağınızı düşünüp kıvranırken onun soğukkanlılıkla bitirmesini görmek istemezsiniz.
  • hicbir tartismayi (siyaset, spor, yasam) gereginden fazla uzatma. uzarsa sonu ya kavga ya küskünlük. (tecrübeyle sabit)

    hic bir insan tartismadan sonra aa haklisin bundan sonra senin fikirlerini benimseyecem demez. (yine tecrübeyle sabit)

    hickimse mükemmel degildir herkesin bir sekilde bir defosu vardir.(oda tecrübeyle sabit)
    sunu da yazayim yeter.

    sevincliyken,
    hüzünlüyken,
    yastayken
    hic bir sekilde karar yada kararlar (herhangi bir karar- ne olursa olsun) verme, verecegin kararin üzerine bir gece yat sonra kararini ver. (bu daha cok tecrübeyle sabit hemde ne tecrübeler anam anam- ciddiyim)