şükela:  tümü | bugün
  • insanlığın yaratılışındaki asıl olaydır. dünya'dan çok uzakta, hala daha keşfedilememiş gizemli bir gezegenden gelen üstün ve gelişmiş bir uygarlık olan bu varlıklar tarafından genetik mühendislik sonucu oluşturulmuştur insan ırkı. onlar, bazılarına göre uzaylıydı, ufo'ydu, bazılarına göre de tanrı'ydı, veya tanrılardı. ancak, dünyanın en eski medeniyeti olan sümerler gerçeği çoktan çözmüştü bile. çünkü, onlarla bizzat tanışmışlardı.

    peki, anunnaki'ler kimdi? sümercedeki anlamı, "gökyüzünden dünya'ya gelenler" demektir. sümerlerin anlatılarına göre, anunnaki'ler yapısal olarak insanlara benziyordu. bu, normaldi, çünkü insanlar onların genlerini taşıyolardı! ancak anunnaki'ler, yarattıkları varlıklardan çok yüceydiler. yaklaşık 5 metre boyundalardı. dünyanın çeşitli yerlerinde ortaya çıkan, eskilerin "devler" olarak bildikleri anunnaki'lere ait iskelet fosilleri bu gerçeği ortaya koyuyor.

    anunnaki'ler, nibiru adı verilen gezegenden geliyorlardı. nibiru, nasa tarafından belirlenen gezegenlerin dışında kalan, ve henüz tespit edilemeyen, anunnaki'lerin asıl geldiği yerdir.

    anunnaki'lerin dünyaya geliş amacı ise, dünya'da bolca bulunan altın kaynaklarıydı.

    anunnaki'ler, üstün gen mühendisliği teknolojisiyle insan ırkını yarattılar. elbette insanlar bir anda şıp diye yaratılmadı. anunnaki'ler, çeşitli deneylerle bu varlıkları kademeli olarak oluşturdular. hayvanları da kullandılar. evrim teorisi'nde belirtilen homo sapiens gibi hayvanlara daha yakın ilk insan türleri anunnaki'lerin ilk deney sonuçlarından başka birşey değildir. ve bugün kanıt diye bulunan bu varlıklara ait fosiller de, deney kalıntılarıdır. ayrıca mitolojilerde betimlenen, insan-hayvan karışımı, at-insan karışımı varlıklar da, anunnaki'lerin başarısız deney sonuçlarındandır. en nihayetinde, anunnaki'ler kendilerini tatmin edici şekilde daha başarılı bir sonuca oluşarak insanları yarattılar. onları kendilerine işçi kaynağı oluşturdular. insanları çalıştırarak kendilerine gezegenlerine götürmek için altın rezervi sağladılar.

    peki, anunnaki'ler altına neden bu kadar ihtiyaç duyuyordu?

    çünkü altın, bilindiği üzere asla paslanmaz, bozulmaz ve yıpranmaz. bu, üstün teknoloji yöntemiyle beyaz toz derecesine kadar işlenip canlı bir varlık tarafından tüketildiğinde, ölümsüzlük demekti! işte anunnaki'ler, kendilerini, teknolojileri vasıtasıyla altın sayesinde ölümsüz kılıyorlardı. ayrıca, kendi gezegenlerinin, yani nibiru'nun atmosferinin bozulmasını önlemek için de altın tozuna ihtiyaçları vardı. ve bu yüzden, kendi gezegenlerinde altına bolca ihtiyaç duyuyorlardı. antik çin yazılarında da, altın'ın ölümsüzlüğü sağlayabileceği belirtilmiş, ve hatta bunun için birçok denemeler yapılmış, ancak anunnaki'ler kadar üstün bir teknolojiye sahip olunmadığı için başarısızlıkla sonuçlanmıştır. anunnaki soyundan gelen ve mısırlıların tanrı bildikleri firavun hükümdarlarının da altına düşkünlüklerinin sebebi bundan başka birşey değildi. firavunlar, halkın karşısına vücutlarını bugünkü teknolojiyle bile elde edilemeyen derecede işlenmiş altınla kaplatarak çıkarlardı. bu derecede işlenmiş altın, yüzyıllardır rivayet olarak varlığı tartışılan beyaz altın tozudur. beyaz altın tozu, bugünkü insan teknolojisiyle elde edilemez. ancak anunnaki'ler, bunu elde edebiliyorlardı. ve bu yüzden antik mısır hiyerogliflerinde, onların tanrı olarak gördükleri firavunlar beyaz bir maddeye bürünmüş olarak resmedilmişlerdir.[1][2][3] firavunların döneminde inşa edilen, ve o dönemki koşullarda nasıl bu kadar kusursuz yapıldığı hala daha tartışılan piramitler de tabiki firavunların kullandığı anunnaki teknolojisinin eseridir. piramitlerin birbirinden ilginç ve şaşırtıcı özellikleri bazılarınızca biliniyordur, bilmeyenler internette araştırabilir.

    anunnaki'lerin izlerine ibrahimi dinlerde de rastlanır. sümerlerin bilgi birikimine dayanan ibrahimi dinlerde, özellikle tevrat'ta "nefilim" adı verilen varlıklardan söz edilir. bu varlıklar, "tanrı oğulları" olarak tanımlanmıştır. tevrat'a göre, nefilim'ler "tanrı'ya isyan edip, gökte ait oldukları mekanı reddedip, insan kadınlarını beğenerek onları kendilerine eş alarak soylarını devam ettiren dev varlıklardır. yani bunlar, aslında insanlarla ilişkiye girip çocuk yapan bazı anunnaki'lerden başkaları değildir. bilinen ilk destan olan gılgamış destanı'ndaki gılgamış, işte bu varlıklardan bir tanesidir. bir anunnaki ve bir insan kadınının birleşiminden doğan gılgamış, ölümsüz olup olmadığını merak eder. destanın ana konusu olan gılgamış'ın ölümsüzlüğe olan merakının asıl sebebi budur, yarı-anunnaki olması. bu yüzden anunnaki'lerin dünyadaki ikametgahı olan telmun adası'na gitmek için yola koyulur. oraya geldiğinde, ziusudra ile karşılaşır. peki, ziusudra kimdir? işte bu noktada işler daha da karışıyor.

    sümer yazıtlarındaki anlatılara göre, anunnaki krallarından bazıları insanlığa son vermek için büyük bir tufan yaratır. ancak anunnaki kralı enki, insanlara merhamet duyan bir tanrıdır, ve insanların içinden "ziusudra" adındaki kişiyi uyararak, büyük bir gemi yapmasını söyler. ziusudra bu şekilde tufandan kurtulur. karşılığında da, ölümsüzlükle ödüllendirilir ve telmun adası'nda anunnaki'lerle birlikte yaşama izni verilir. bu kısım birçok kişiye tanıdık gelmiştir, çünkü tevrat'ta, incil'de ve kur'an'da geçen hz. nuh ve büyük tufan olayıyla birebir aynıdır! tevrat'ta hz. nuh'un 950 yıl yaşadığı yazar, bu onun sümerler tarafından anlatıldığı üzere anunnaki'ler tarafından ölümsüzlük bahşedilmesi sebebiyledir. işte sümerlerin anlattıklarıyla, ibrahimi dinlerin söylediklerinin arasındaki bağlantı böyle sağlanır. peki tüm bu öğretilerin aynı coğrafyaya sığdırılması, bir tesadüf müdür? değildir, çünkü bu topraklar dünyadaki en verimli topraklardır ve anunnaki'ler dünyayı ziyaretlerinde doğal olarak buralara mekan kurmuşlardır.

    işte gılgamış, ziusudra ile görüştüğünde, ziusudra ona gılgamış'ın ölümsüz olamayacağını, çünkü onun yarı-insan olduğunu söyler. ancak, ona bir şans verir, eğer uykusuzluğa dayanabilirse, gılgamış ölümsüz olacaktır. ancak gılgamış, bunu başaramaz. destanın sonunda eli boş döner ülkesine.

    anunnaki'ler, dünyada bulundukları sürece sümerlere kendi bilgilerinden sundular. böylece, bugün bile birçok bilim adamının şoke olduğu şekilde, zamanlarının çok ötesinde bilgilere sahip oldukları ortaya çıkmıştır.

    bunlardan en önemlisi, sümerlerin güneş sistemini tasfir ettiği bir tabletidir. bu tablette, ortadaki malum güneş, ve etrafında da nokta olarak tasfir edilen nasa'nın tespit ettiği 11 tane gezegen. ama, orada, fazladan bir gezegen daha var. işte bu bir hayli uzağa konumlandırılan bu noktanın temsil ettiği 12. gezegen, anunnaki'lerin geldiği yer olan nibiru'dan başkası değildir!

    sümer yazıtlarına göre anunnaki'ler, 3600 yılda bir dünyayı ziyarete gelir. yani, gezegenlerinde altın rezervi azaldığında, mutlaka yeni kaynak sağlamak için geri dönecekler!
  • ilginç bir teori. kime anlatsam öyle saçma şey olmaz diyor ama... bilemiyorum. youtube da ingilizce videolar da var. tanrı enki insanı yaratınca, bu annunakilerden biri neden böyle bir şey yaptın diyor. hır gür çıkıyor. (şeytanın insanın yaratılmasına karşı çıkması gibi). daha önce başarısız insan denemeleri. insan kafalı hayvan vücutlu heykeller. insanı toprak kullanarak yaratma. tanrıların yarattıkları insanlardan sürekli hediye ve kurban istemesi. gelişmiş uygarlık. sümerolog teyzemizin teke tek programında lütfen din konularına girmeyelim bu soruları bana sormayın demesi. teori çok ilginç.
  • alien serisi için (bkz: prometheus)
    star wars evreni için kaminoan
  • bu video çok ilginç mesela.
    https://www.youtube.com/watch?v=gxmca0zbwa0
  • zecharia sitchin yalanidir.

    duzenleme:
    kendisinin iki takiminin ucuncu golu
    istegi uzerine

    ilk entrydeki kullanilan gorsel materyaller bir arkeolojik fotograf yarismasindaki ustunde duzenlemeler yapilmis fotograflaridir.
  • tanrı varsa eğer aramızda bir üst bilinç olduğuna eminim. doğrudan doğruya yaratan ile ilişkimiz yok, boşa çırpınıyor insan oğlu. biz bir deneyiz ve bir üst bilince veriler gönderip duruyoruz çiplerimizden(beyincik), henüz bu kadarına nail ve eminim. ama bu bir yol, bakalım nereye kadar gidebileceğim.