şükela:  tümü | bugün
  • insanlığı bekleyen en büyük tehlikenin "ruhsal tehlike" olduğunu ve bunun da insanın bilinçaltından geleceğini savunan carl gustav jung'un kompleksler, bilinç -bilinçaltı-bilinçdışı işlevlerin algı-yansıtma ilişkilerine ve düşlerin bireysel anlamına dair araştırmalarını aktardığı kitabı.
  • içinde psikolojinin kompleksler, çağrışım deneyleri, arketipler, rüyalar, bilinçaltı gibi bazı temel kavramları üzerine fikirlerin ve çalışmaların olduğu jung eseri.
  • özgün adı (fransızcanın ayırt ettirici işaretlerinden soyulmuş haliyle) l'homme a la decoverte de son ame (1962) olup jung psikolojisi ve konferanslarını fransızca yayınlayan, onu fransa'da tanıtmayı amaçlayan bir kitap. bu kitap say yayınları'ndan, engin büyükinal çevirisiyle basılmış. altbaşlığı bilinçaltı ve işlevsel yapısı. biraz teknik ve soğuk görünmekle birlikte başarılı ve özenli bir çeviri. sanırım türkçede başka bir adla daha yayınlanmış, onu da okumuştum. adı "bilinç ve bilinçaltının işlevi" (2. basım, 1994), o da say yayınları'ndan..

    "oysa madde, bizlere en az ruh kadar yabancıdır. son olup bitenler hakkında hiçbir şey bilmiyoruz. bizde dengeyi sağlayan tek itiraf bu."

    "gerçekten bir değil birçok çağdaş psikoloji vardır. tuhaftır bu; bir tek matematik, bir jeoloji, bir zooloji, bir botanik vb. yok mudur? oysa çağdaş psikolojilerin sayısı oldukça kabarıktır."

    "eski yunanca'daki psyche sözcüğü, "kelebek" anlamına gelir."

    "latince'deki animus ruh ve anima can, eski yunanca anemos rüzgar sözcüğüyle aynı köktendir. rüzgar anlamına gelen diğer eski yunanca sözcük, pneuma aynı zamanda ruh anlamına da gelir."

    "bir başka inanış da, tuhaf ama, sık rastlanır, ruh ile adı özdeşleştirir. kişinin adı ruhu sayıldığından, yeni doğan bebeklere atalarının ruhunu yeniden canlandırmak için onların adı verilirdi."

    "kuramımız, bilincin kafa içinde yer aldığını öngörür. insanların yürekleriyle düşündüklerine inanan pueblo kızılderilileri bana, amerikalılar'ın kafalarıyla düşündüklerine inandıkları için deli olduklarını söylemişlerdi. kimi zenci kabileleri ruhun ne kafada ne yürekte yer aldığına inanırlar, onlara göre ruh karnın içindedir."

    "bize göre, bilincin yeri beyindir. fakat bilinç, ruhun tamamı demek değildir, ruh temelde, vücudun her yanına dağılmış sinir sisteminin işlevidir. vücudun merkezi de başta değil, karında, onun boğum kümelerindedir. ruhun belirsiz varlığı burada yer alır. bilincin, beyin yarımkürelerinde yer alması ise algısal bir işlevi, bir algı organını kurar."

    "şunu unutmamak gerek, ruhsal olan her şey bir yanılsamadır; öte yandan, ruh kendi varlığını varsaydırmak için fiziksel olayı yadsımak, onu aşmak zorundadır; doğalcı görüş açısından bu böyledir."

    "bilincine vardığımız her şey ruhsal araçlardan başka şey değildir. ruh, en yüksek gerçek bütünlüktür, çünkü gerçeği göründüğü gibi yansıtır."

    "doğu dünyası da maddenin ancak bir "maya" [yanılsama] olabileceğini ileri sürerek ruh'u seçti ve asya'ya özgü yoksulluk ve pislik içinde uyuştu gitti."

    "konuşmaktan yoksun ağaçlara ve taşlara varıncaya dek her şey insan ruhundan az buçuk bir şeyler taşır. insanlar arasında, nasıl ortak düzenden ayrılıp falcı, büyücü, kabile şefi, hastabakıcı varsa, aynı biçimde hayvanlar arasında da hekim-kuşlar, hekim-kurtlar vb'leri vardır. bu adlar, eşitlik önyargısına karşı çıkan, alışılmışın dışında davranış gösteren hayvanlara verilen onursal sıfatlardır."

    [benjamin disraeli'nin özdeyişi bu gerçeği başka bir biçimde dile getiriyor: anlamsız şeyleri hafife almamalı, çok önemli olanları da fazla önemsememeli. bir varsayıma göre, bütün ruhsal olaylar, kendi içlerinde karşıtlarıyla bütünleşirler. bunun çağrıştırdığı atasözleri şöyle diyor: "aşırı uçlar birleşirler", "her kötülükte bir hayır vardır.*"]

    "düşler, şu karanlık ve birleştirici ruhumuzdan çıkıp bize ulaşan bir esinden başka bir şey değildir."

    "sanki nevroz sözcüğü, sırf şeytan sözcüğü ele alınmasın diye kullanılır olmuştur. bu çocuksu güven, büyülü çözüm yollarının kullanıldığı eski zamanlardan dönemimize ulaşanlardan biridir."

    "gerçeklerin karşısına uykunuzu kaçıran, neşenizi bozan öznel düşlerle değil, elle tutulur gerçeklerle çıkmak gerekir. kuşkusuz, düşlerle yapı kurulmaz, vergiler ödenmez, savaş kazanılmaz ve dünyadaki sıkıntılar yok edilemez."

    "bizler, yaşamımızın öznelliği ve özelliği ölçüsünde, çağımızın yalnızca kurbanları değil, aynı zamanda etkenleriyiz de. çağımız, biz demektir."

    "aslında, tüm özel sorunlar, şöyle ya da böyle, çağın sorunlarıyla ilintilidir; bu da, her öznel sıkıntının, insanlığa özgü genel duruma bağlı olduğunu açıklar."

    "düşlerin yorumu okült bir disiplindir ve kilise'nin uğursuz sanatlar diye kovuşturduklarının arasında yer alır."

    [düşünü gördüğümüz "diğer kimse" bizim ne dostumuzdur ne komşumuz; içimizdeki diğer yandır*; buna kendimizi yeğ tutarak şöyle deriz: "tanrım, sana şükürler olsun ki beni böyle yaratmamışsın!"]

    "kitlenin adsız ögesi insan, bireyi soluğunu kesmekle, boğazını sıkmakla korkutuyor. kitle her zaman adsız ve sorumsuzdur. kendilerine başkan diyenler, kitle hareketinin kaçınılmaz belirtileridir. gerçek başkanlar ise, doğal ve kör hareketsizlikten uzak kalarak ve hareket durumundaki kitleden kopmayarak kitlenin yükünü azaltan kişilerdir."

    "doğal koşullarla iç içe yaşayan kişiler sezgiden aşırı derecede yararlanırlar. sezgi, bilinmedik alanlarda hatalı sonuçlara düşme tehlikesiyle yüz yüze bulunanların hepsi tarafından kullanılır, mucitler, yargıçlar, vb. gibi. yeni kavramlarla, el değmemiş değerde yeni koşullarla karşılaşıldığında da bu sezgi yetisinden yararlanılır."

    [ruhsal açıdan bakıldığında, fransız düşüncesi alman düşüncesinin düzeyine erişmemiştir ama fransız duygusu alman duygusunu çok aşmıştır. alman ulusu, duygu işlevlerinin gelişmemesiyle tanınmıştır. (...) bir alman'a "sizinle tanıştığıma memnunum" demeyin, çünkü hemen inanır size! eğer bir alman bir çift ayakkabı satıyorsa, sizden yalnızca parayı ödemenizi değil, kendisinden hoşlanmanızı da bekler.]

    "aydın* tipi ele alın; aşık olmaktan ödü kopar; size kalsa korkuları yersizdir, oysa haklıdır o; çünkü sevdalanmak çılgınlıklar yapmasına yol açabilir; ama duygusu ancak tek bir kadın tipine, ilkel kökenli kadın tipine etki gösterdiğinden, sonuçta hafif bir kadına* ya da kendisine hiç uygun düşmeyen birine tutulur."

    "[ilkellerin] korktukları bir başka konu da, çekilen resmin* bir büyücünün eline geçme olasılığıdır. büyücü, fotoğrafı çekilmiş kişinin diğer ruhlarını da eline geçirir ve adamın ölümüne yol açabilir." (bkz: ilkel/@ibisile)

    "(...) insan günahını kabullenirse onunla birlikte yaşayabilir, oysa bundan kaçmak sayısız dertler doğurur."

    "argoların, mesleklere özgü deyişlerin* temelinde, komplekslere uzanan bir yan vardır. bir kompleks etkisel gücü nedeniyle, dudaklarınızı uzatamayacağınız kaynar suyu andırır; onu iyi kötü yalıtmaya bakarak dolaylı yolla açıklarsınız. (...) i.s. i. ve ii. yy.'larda, isa'nın adını dolaysız olarak anmak geleneği yoktu; yalnızca "balık" denilirdi."

    "burada klasik örneği "pontos euxeinos" olan antikçağ'ın örtücü sözleriyle eşdeğerli doğruluk savunucusu apotropeik bir görüş açısıyla karşı karşıya bulunuyoruz. intikam tanrıçaları erynnie'lere*, kötülükten sakınmak için, iyi dilekli eumenide'ler* adı verilirdi; modern bilinç de, aynı biçimde, bütün düzen bozukluğu etmenlerini kendi öz etkinliklerinden sıyırarak tasarlıyor, kısacası onlarla tekbeden oluyor."

    "toplumların en ilkellerinde bile, son derece sıkı bir cinsel düzen vardır. bu da, psişik işlevler arasında cinsel ahlakın değer verilmesi gereken bir etken olduğunu gösterir."

    "daniel'in kehanetleri'nin iv. bölümünde yer alan nabukadnetsar'ın* düşünü kendi ağzından dinleyelim:
    10. yatağımın üzerinde başımın rüyetleri şöyle idi: baktım ve işte dünyanın ortasında bir ağaç vardı, ve çok yüksekti."

    "ama asi yaradılıştaysa, düşleri bilincinin yaptığından da kara düşüncelere dalar. similia similibus curantur ilkesi uygulanır."

    "bir çözümlemecinin* yapabileceği en büyük yanlışlık, hastasında kendisininkine benzer bir ruh olduğunu varsaymasıdır."

    "bilinçaltı ürkütücü bir canavar değildir. doğal bir organizmadır. ancak bilinçli davranışımız işe yaramaz duruma girdiğinde tehlikeli olur."

    "bu nedenle folklorda at, ermiş, hatta söz yetisine sahiptir. taşıyıcı hayvanlar olan atlar, anne arketipiyle sıkı ilişki içindedir (truva atı, vb). insanın üzerine oturduğu hayvan, at, bizi tedirgin eden rahimi ve içgüdüsel tepileri anıya getirir. at, devinim ve araçtır; bir içgüdü gibi ereğe taşır ve içgüdüler gibi de bilinç yokluğunda paniğe kapılır. at, büyünün yakın akrabasıdır, yani akıldışı etkinliği vardır. özellikle kara atlar, ölüm habercileridir."

    "eğer alınyazısı birini kötülük için yaratmışsa, onu kimse bundan vazgeçiremez; iyilerin yaratıcı iradeyi iyilik için kullandıkları kötüler de bunu kötülük için kullanırlar."

    "doğa iki büyük deneye başvurmuştur: önce, iskeletleri dışta bulunan ve böylece et kütlesini koruyabilen kabuklu hayvanları yarattı. sonra bunu yetersiz buldu. hayvanın kabuğunu kaybettiği anda tüm tehlikeler açık kalacağı ve bu durumun evrimini engelleyeceği yargısına vardı. böylece sert maddeyi içine yerleştirdi ve dış taraf yumuşak kaldı; işte, omurgalıların doğuşu. kertenkeleler omurgalı olmalarına karşın yine de ıstakozla ortak bir yana sahiptir; her iki hayvan da soğuk kanlıdır*. en önemli farkları, kertenkelenin omurgası ve omuriliği olması, ıstakozda ise yalnızca sempati* sinirlerinin bulunması."

    "öznenin bedeni denetimden çıktı mı, organları bütünden kopuk bir biçimde bağımsızca çalışır; midesi bulanır, yüreği çarpar, kasları kasılır, vb. öznenin soyutladığı büyük gücü, içimizdeki canavarı hesaba katmak gerek; bu nedenle davranışının gerekçesini düşünmek zorundadır. canlı bedenin ana yasaları tanınmadı mı ya da bunlardan uzaklaşıldı mı, bir nevroza düşülür; beden başkaldırır ve canavarımsı bir görünüme bürünür; özneyi derinden etkilemeye yöneliktir bu."

    "eğer yaşamım boyunca içimdeki canavarla karşılaşmıyorsam, bu karşılaşmadan yoksun bir yaşam sürüyorsam sonunda kendimi pek iyi hissetmem; bu durum, vitaminden ve tuzdan yoksun yiyeceklerle beslenmeme benzer. canavarla yüz yüze gelmem gerekir; çünkü, kahraman gibi o da enerji yüklü bir merkezdir. (...) insan, kendisiyle karşılaşmadıkça, kendisine yönelmedikçe kendini pek iyi hissetmez; ruhsal sıkıntılarla yüz yüze gelmedikçe, kendi yüzeyinde* kalır; kendisiyle çarpıştığı anda, darbeden hemen sonra, huzur verici yararlı bir izlenim edinir."

    "insanlar olmaları gerektiği gibi* olabilseler, baskı altına aldıkları günahlarını çocuklarına yansıtmak zorunda kalmazlardı. bunda büyük ve üzücü bir gerçek yatmaktadır; çünkü, işlenmemiş günahlar bağışlanamaz."

    (bkz: cum grano salis/@ibisile)
    (bkz: carl gustav jung/@ibisile)
    (bkz: analitik psikolojinin temel ilkeleri-konferanslar)
    (bkz: ivar kreuger)
    (bkz: till eulenspiegel/@ibisile)
    (bkz: proktophantasmist)
    (bkz: kötüler/@ibisile)