şükela:  tümü | bugün
  • şükrü erbaş'ın 1995 tarihli denemelerini içeren kitabının adı. aynı adlı denemenin son cümleleri ise şöyle;
    "...insan bağışlayarak yener yanlışı. insanın acısını insan alır. iyilik böyle kolay yenilmez..."

    inanası geliyor da insanın, örnek olaylar pek iç açıcı değil.
    arka kapağa da bakalım:
    "...
    ayrılık ne biliyor musun? ne araya yolların girmesi, ne kapanan kapılar, ne yıldız kayması gecede, ne güz, ne ceplerde tren tarifesi, ne de turna katarı gökte...
    insanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık.
    ..."
  • “yüksek sesle konuşan, asık suratlı bir kalabalık içinde bir sessizliği onarmaya çalışmaktan sindi üstüme, bu ezilmiş gül rengi acemilik. bir kirlenmeden korunmak için susarak yaşadığım her şeyin bir yenilgi olduğunu çok sonra öğrendim. benim, kıyısında bir saygıyla beklediğim olanak, başkalarının çiğneyip attığı bir sıradanlıktı

    insanin acısını insan alir.

    herkesin gövdesiyle varolduğu yerde yüreğini öne süren "bir beyazdım, zenciler arasında" kimsenin başkasının gözünün içine bakamadığı, herkesin çoğalmak için aynasını yanında taşıdığı yankısız bir zamanda, insanları sulara bakmaya çağıran meczup, bir beşinci mevsim simyacısıydım, yanlışını sevip yenilgisini kutsayan... bir solgunluktan geliyorum evet... kıyılarındayım işte tüm kirlenmişliğim, tüm arınmışlığımla

    insanin acısını insan alir.”*
  • "sevmek, bizim kendimize ve dünyaya karşı giriştiğimiz hırsızlığa, kendi gücümüzle karşı çıktığımız biricik haklılığımızdır. alacakaranlığın ufalaya ufalaya sildiği bir adamı tutup ellerinden, başına ay ışığından bir hale geçirmektir, kaybolmadan sabaha çıksın diye. sevmek, özünde var olan büyük bağlanmaya karşın, insanı günlük ilişkilerin kişiliksizleştirdiği tutsaklıktan kurtaran en büyük özgürlüktür ... işıkları kesilmiş odalarda kirpiklerden ve parmaklardan mumlar yakıp, derin bir hazla ışıyan güzelliğini seyretmektir.

    sevmek barışın kişiye özel adıdır. kalabalığa karşı bireyin özgeliği, kalabalağa kişilik veren biricik olanaktır... taşa ses veren duygusu insanın, en kolay bağışlanacak kusuru, ölümün eşiğinde bile dilinde çırpınan ıslığıdır.

    yine de insanın kendine en büyük ihanetidir sevmek. sığlığın kolaylığından derinliğin başdönmesine geçmek zorlu bir yürek türküsüdür, içindeki binlerce gözü susturmayı gerektiren. istemekle yapmak arasındaki o ince çizgi, binlerce yılın günah burgaçlarıyla bir uçuruma dönüşür. dünya karşı tarafta, biz bu tarafta kalmışızdır. bir iki cılız sesten başka ses yoktur sesimizi karşılayan... bu uçuruma verebileceğimiz kurban, içimizde yeni yeni kekelemeye başlayan sevincimizdir... mutluluğumuza karşı ayaklanan çoğunluk geri çekilmiş, kimse mutsuzluğumuzla ilgilenmez olmuştur. herkes içine gömdüğü yaralı bir hayvanla iyileşmeye çalışmakta, dünyayı düzene koymaya devam etmektedir.

    sevmek insanın en büyük acısıdır."
  • "kıyılarındayım işte... ne isteyebilir ki kırk yerinden kan sızan yaralı bir hayvan avcısından...

    her şeyin alışverişe döndüğü bu pazarda bir yürek hesapsızlığı. geldim kıyılarındayım işte tüm kirlenmişliğim, tüm arınmışlığımla. merhaba ömür hanım, merhaba dünyanın tek olanağı içtenlik, merhaba diplerde ışıyan gelecek düşü, merhaba benim murat üstündeki yalnızlığım..."
  • "yalnızlık insan kılığında bir karabasandı burada. bir ses aradı içindeki külü üfürüp ısıtacak. alnını örtecek bir tutam saç. üşümüş yerlerinde bir ılık nefes. yaralarını onaracak bir çift söz sevgiyle boyalı. onca acıdan sonra anladı ki, ölümde yıkım da umut da umutsuzluk da aşk varsa güzeldi, kolaydı, katlanılırdı."
  • kimyada, benzerin benzeri cozecegi seklinde karsiligini bulan ifade.
  • şükrü erbaş'ın birbirinden güzel, içli eserlerinden yalnızca bir tanesi. öyle bir damıtık ki her bir denemesi, acaba kaç imbikten geçirdi üstad yüreğindeki ve aklındaki diye düşünüyor insan her bir söz öbeğini okurken. insanın kendi gökkuşağından seçtiği renklerle boyaması için bir renk seçip altını çizme hevesiyle başına oturduğu bu eseri çizmeye bir türlü cesaret edememesi, erbaş'ın gönlündeki imbiklere haksızlık yapmaktan korkmasından değil sadece. eleklerin öncesinde nasıl bir karışım vardı şairin yüreğinde bilinmez ama, üstadın eleğini bir sonraki eserine kadar gönlünün duvarına astığı eleklerinden geçebilen bu incecik, naif sözcükler ve dizilişleri öyle bir karşılık geliyor ki yüreğinizdeki ufalanmışlara, gönlüne sağlık diliyorsunuz, kimbilir nelerin biçimlendirdiği imbikleri dert görmesin diliyorsunuz ironik bir şekilde.
  • kendi dünyamda "insanın acısını rakı alır" olarak değiştirdiğim laf.
  • kirginlik bu kadarmi guzel anlatilir."ne yapacağımı sanıyorsun ki, tenin tenime bu kadar sinmişken; ömrüm azala azala akarken önümde; gittiğin gerçek bu kadar herkese benzerken... senin korkularını, benim inceliğimi doldurup yüreğime, bıraktığın boşluğu yonta yonta binlerce heykelini yapacağım".
  • söz konusu kitabın adı bir tür (bkz: homo homini lupus) antitezi olsa gerektir.