şükela:  tümü | bugün
  • seçtiğimiz yaşam, seçeneklerini seçemediklerimizin sonucudur -nokta-

    özet geçerek söze başladım. yaşam, hangi yaşta olursan ol, farklı sorunları barındırıyor fakat yaştan bağımsız bir sorun var ifade edemediğim. belki hayat boyu üzerinde kafa yorup "bu sorun şudur" diyemediğim bir genel sorundan bahis ediyorum. etrafıma baktığımda insanların mutsuz suretlerini gördüğümde, ya da onların "eğreti mutluluğun tuhaf surat ifadeleri" altında gizledikleri tatminsizlikleri ve bunun doğal sonucu olan iç fırtınalarını düşündüğümde "kaderini yönlendirmekte aciz insanın çırpındığı nokta nedir" sorusu geliyor aklıma.

    bizler kılıflarla yaşıyoruz, ruhumuz onun gerçek görünümünü saklayan etten kemikten kıyafetlerle kaplanıyor. aynı yatağa giren çiftlerin çırılçıplak olmaları bile, onları tam olarak "çıplak" kılmıyor. sevişirken partnerinden farklı kişileri düşünen insanın düştüğü acizlik mesela, insan insanı bir başka insanı simüle etmek için kullanıyor. ne kadar aşağılık, iğrenç bir durum. insan, kendini kandırmakta, başkalarını farkında olmadan manipüle etmekte (gene kendini kandırırken) usta olan bir canlı. insan, kendini kandırarak mutsuz olan, mutsuzluğunun da sorumluluğunu almaktan aciz bir varlık çoğu zaman.

    girişte dediğim şey oldukça aleni, net! hep hayatta "seçeneklerinizi yaşarsınız" deniyor, nedir bu seçenekler ? belki ruh ikizinin olmadığı 4 kadından ya da 4 erkekten birini seçmek, belki tam olarak anlaşabileceğin başka dostlar varken, elindekilerinin en iysisinden 4 kişi çıkarmak, bu insanları karşına çıkaran sebepler neler ? sen doğduğunda yerin yurdun zaten belirlenmiş, gideceğin okul belli, oradaki insanlarla ne kadar ortak noktan olacağın ise sana bağımlı değil, sonra üniversite, pek ala çok iyi bir analitik zekaya sahip biri sosyal olarak gelişkin ihtiyaçlara sahip olabilir, fakat bunlara uygun olmayan bir ortamda okuyabilir. tüm bunlar, onun geleceğinde hayatına girecek insanları da belirler. haliyle aslında sorun şu trajediden ibarettir: kendi seçmediğimiz seçeneklerden bir seçim yapmak zorundayız.

    bu ne demek ? sana uygunluğundan bağımsız insan kümesi içinden bir seçim yapmak zorundasın, çünkü yaşamın sana uygun gördüğü alanlarda yaşıyorsun. bunu belirleyen tam olarak sen değilsin, haliyle hata yapma ihtimalinin yüksek olduğu bir torbadan seçim yapıyorsun.

    daha doğru açıklamaya çalışayım. size bir torba veriyorum, hayat eşinizi o torbadan seçeceksiniz, fakat torbanın içeriğinde size uygun insan yok. siz o torbanın içinde kaç insan olursa olsun (seçenekleriniz) size uygun olmayan insanların arasından kimi seçerseniz seçin, sonucunda mutsuz olacaksınız, tatminsiz olacaksınız, mutlu olmaya kendinizi zorlayacaksınız ve mutluluğu, o insanlar kurduğunuz hayatı güçlendirmek için yapacağınız şeylerde arayacaksınız. nedir bunlar? çocuk, işte başarı, yüksek gelirin yarattığı iyi bir ev, rahat ve konforlu bir hayat standartı. ama bileceksiniz ki bunların hiçbiri, ne sizi yatakta, ne de sizi o kişiyle olan iletişiminizde mutlu edecek. varacağınız noktada bazen içinizden "hadi be" dediğiniz şeyleri sineye çekip "tamamdır hallederiz" diyerek geçiştireceksiniz, "buna şimdi bir cevap versem idrak etmez" denilecek noktalarda bile huyuna suyuna gideceksiniz, sonuçta kadın olarak kocanızı, koca olarak karınızı "idare" edeceksiniz.

    idare etmek bir noktaya kadar olması gereken bir şey. hiçbir çift mükemmel olamaz, ama bu bir nokta, sizi varoluşsal olarak anlamlı kılan şeylerin hiçe sayılması noktasına geldiğinde o vakit şunu sorgulayacaksınız ? "iki insan nasıl iletişim kurar, iyi bir iletişimin kalitesini ne belirler ?" bu sorunun cevabında, insanların yaşamda görmek istediklerini gördüklerini, kafa yormak istediklerine kafa yorduklarını, insanın kişiliği ve seçiminin ilgili olduğunu, hayata farklı bir vizyondan baktığınız biriyle evlendiğinizi (ya da çıktığınızı) ve sizin için önemli detayları kaçıran biriyle ilişki yaşamanın bir noktada size dayanılmaz geldiğini fark edeceksiniz.

    tamam, fark ettiniz, ilişkinizi bitirebilir ya da "daha iyisini bulana kadar bununla" diyerek daha kişiliksiz bir biçimde ilişkinizi "idare" edebilirsiniz. fakat etrafınıza baktığınızda, sizi saran insanların aslında belirli bir ortak kültüre sahip olduğunu fark etmeniz, sizi çok daha başka bir şeyi sorgulamaya itecektir. yeni bir kavram ya da icat edildiğinden haberimin olmadığı bir şey sunayım size: yaşam alanı karakteristiğiniz.

    yaşam alanı karakteristiği
    *************************
    bir bireyi saran insansal kaynakların genel özelliği. bunu belirleyen parametreler: öznenin mesleği, işi, eğitimi, medeni durumu, yaşamsal alışkanlıkları vs.. vs..
    mesela bir insan, mühendis ise, mühendislik eğitimi aldıysa, doğal olarak mühendislerden ibaret bir iş ortamında, mühendislerden ibaret ya da mühendislerle doğrudan ilgili alanlarda dolanmaya meyillidir. mühendislerin çoğu, "yaşam alanı karakteristiği"ni zenginleştirmek için tango kursuna gidiyorsa, bu tango kursu da bu kişinin yaşam alanı karakteristiğini oluşturur. etrafınızda sizi saran insanların genellenebilen ve olağanlaşabilen tüm genel özellikleri sizin yaşam alanı karakteristiğinizdir.

    tanım bu kadar, bu tnaım üzerinden daha kolay gidebiliriz. ilk eşinizi yaşam alanı karakteristiğine sahip çevrenizden buldunuz, sıkıldınız, anlaşamayacağınızı gördünüz ayrıldınız. ikinci eşiniz de aynı yaşam alanı karakteristiğine göre şekillenecektir. neden ? çünkü yaşam alanı karakteristiği çokca hayatın ilk 25 senesine göre olgunlaşır, ve kolay kolay değişmez. haliyle "ben farklı bir kafa yapısına sahip insanlar arıyorum" diyerek bulamıyorsunuz ruh eşinizi, siz, sizi siz yapan tüm etmenlere bağımlı kalıyorsunuz. sistem sizi bir yaşam alanı karakteristiğine ait alana atmış, yaşamınız orada, siz isterseniz yüzelli defa eş, arkadaş değiştirin, bu değişmiyor, bunu kırmaya çalıştığınız çoğu seçiminiz de bu yaşam alanı karakteristiğince şekilleniyor. haliyle geldiğimiz noktada baştan söylediğim söze uygun oluyor: seçeneklerinizin size ait olmadığı bir seçim yapmaya zorlanıyorsunuz.

    yaştan da bağımsız bir şey bu, çünkü her yaşta yaşam alanı karakteristiği etkin. bir çocuğu düşünelim mesela. bugün hollanda'nın güzelim sokaklarında bisikletle turlarken aklıma geldi, buralardaki gibi çiçekli bahçeli tertemiz sokakların bisiklet yollarında büyüyeceğine, varoşlarda ağır kömür kokusuyla baskılanmış betonarme cehennemde büyümek, bir çocuğun suçu değildir. bu trajiktir! fakat aile, coğrafya, doğulan ülke, dünyaya geldiğimizde bizim seçemediğimiz kavramlar. yaşıtları, kendi yeteneklerine göre eğitim alırken, kafasına cetvelle vurularak eğitim alan bir çocuk, yaşam alanı karakteristiğine boyun eğer ve o cetvelin kafasına vurulmasıyla edindiği şey, özgür olmaya çalıştığı her an hatırlayacağı şiddetten ötürü özgür düşünce denemelerinin onda eğreti kalacağı hakikatidir.

    seçenek bolluğu veya noksanlığı yaşamları mahvetmektedir.
    *************************************************************

    ne demek istedim ? basitçe demek istedim ki, bazılarımız için bir kadın (veyahut erkek) ya da arkadaş bulmak çok kolayken bazılarımız için bir partner ya da bir arkadaş bulmak daha zordur. seçenekleri bol olan, bu seçenekleri tüketmeye gitmekteyken seçenekleri kıt olan da bu seçeneksizlikler içinde kendilerini tüketmektedirler. yaşam adil değildir, yaşam hiçbir zaman adil olmamıştır, yaşam tarzı ancak, bir kültürün bir çağın yaşam tarzı, yaşamı daha çekilebilir kılabilir ya da görece daha adil bir forma sokabilir. haliyle seçeneklerimizin bolluğu ya da kıtlığı, bizleri birer domuz ya da aç bir çakala evirmektedir. burada da baskın olan çevredir.

    haliyle insan, zorunlu ve kıt seçeneklerin içinde en büyük trajediyi yaşamaya zorlanmaktadır. insanların birbirlerini aldatmalarındaki ya da güvensizliklerinin altındaki asıl sebepler, aslında doğru bir sosyal organizasyon kurabilmek için ya yeterince akıllı ve becerikli, ya da yeterince ahlaklı (genelde bencillik) olmamaları, onların yaşamlarını yozlaştırmakta ve yaşamı bir trajediye çevirmektedir.
  • sonsuza kadar yaşayacağını sanması.
  • var olması.
  • sabah yataktan kalkmak zorunda kalmak.
  • insanın en büyük sorunu kendisidir. çünkü herkesin bir beyni vardır ve kendisine aittir. yaşadıklarından etkilenen beyni olduğu için de sorunu burada çözdüğünde sorun kalmadığını çoğu kez tecrübe etmiştir. (bkz: beyin) onu da ben anlatmayayım.
    kısacası (bkz: siktir edin) daha fazla yaşamak istiyorsanız (bkz: siktir edin)