şükela:  tümü | bugün
  • ön not: bu yazının ön koşulu şu yazıdır: (bkz: ahlak/@gunes girmeyen eve giren adam)

    .

    bir eylemin yapılmaması için hiçbir nedenin olmaması, o eylemin yapılabilmesi için başlı başına bir neden potansiyelidir.

    birileri çıkıp ''kendine yapılmasını istemediğin şeyi başkasına yapma'' diyebilir fakat bu, toplumlarda, bireylerin birbirleri arasındaki ilişkilerdeki düzeni sağlaması amaçlı uydurulmuş bir ahlak klavuzudur. kutsal veya genel geçer bir eylem denetleyici değildir; toplulukların dışında, doğada değerini yitirir.
    doğada hayvanlara işkence yapmamamız için hiçbir neden/kural olmadığına göre, hayvan-insan ilişkisi doğadaki şartlarında olduğu müddetçe, hayvanlara o veya bu nedenle işkence yapmak isteyen insanın işkence yapması için bir neden/mazeret aramasına gerek yoktur.

    realist insan toplumlarının amaçları da insanların insanlarla olan ilişkilerinde, ahlak çerçevesi içindeki can ve mal güvenliğini korumak olduğuna göre, doğa yasalarının bana verdiği serbestliğe dayanarak, bir hayvana yalnızca işkence yapabiliyor olduğumu göstermek için dahi bir hayvana işkence yapabilirim.

    bir arkadaşın ifadesi ile, daha açık bir dille, "canlıların yaşama haklarına saygı duymak, onlara zulmetmemek, işkence etmemek için hiçbir rasyonel gerekçemiz yok. dolayısıyla bu eylemlerde serbestliğe sahibiz."

    dolayısıyla, factory farming vb. gibi canice olan sistematik eylemlere toplum olarak devam etmemizde herhangi bir sakınca yoktur.

    .

    (bkz: ahlak/@gunes girmeyen eve giren adam)

    (bkz: canlılık/@gunes girmeyen eve giren adam)

    .

    .

    .

    .

    edit: tabii ki aynı mantık insan için de geçerlidir. bir toplum tarafından temel haklarla donatılmamış her insan, doğada başka bir insan veya hayvan tarafından işkence görme tehdidine hazırlıklı olmalıdır.

    .

    .

    edit.2: evet, kölelik sisteminin mantığı ile evcil hayvan sisteminin, factory farming sisteminin mantıkları arasında hiçbir fark yoktur,
    fakat bu demek olmuyor ki sırf bu yüzden bu mantık yanlıştır.
    (bkz: kölelik/@gunes girmeyen eve giren adam)

    .

    .

    edit.3: (bkz: #70563650) şu entryde hak kavramının yalnızca insan toplumlarında geçerli olan bir kavram olduğu belirtilmiş, doğru. insanın hayvana işkence yapma hakkı yerine, insanın hayvana işkence yapma serbestliği denilse daha doğru olur.

    .

    .

    edit.4: şu entrynin altta vereceğim kısmı, bu konuya gelen klişe tepkilerin nedenini çok güzel açıklamış.
    zaten ben burada tutup da bir köpeğe işkence edelim demiyorum. bir köpeğe işkence edebilmemin serbestliğini gösteriyorum. bunu göstermemin sebebi de, insanın hayvan yemesinde ahlaki bir engeli olmadığını göstermek, vegan felsefesini yanlışlamak.

    "hayvanlara işkence etmiyoruz. en azından bunu bireyler yaptığı zaman çok büyük tepki görüyorlar. çünkü toplumun bundan hiç bir çıkarı yok. ama aynı zamanda toplum hayvanlara işkenceyi çok daha sistematik şekilde yapıyor zaten."

    .

    .

    edit.5: (bkz: #70476781) entry'e cevaben,

    1- "hayvanlara zarar vermememiz için hiç neden yok değil. biraz vicdanı ve aklı olan biri bu nedenleri kavramakta sıkıntı çekmez. hayvanların acıyı, hazzı, mutluluğu, korkuyu, üzüntüyü vs. hissetmesi, haklarına saygılı olmamız için çok temel bir gerekçedir."

    >> öyle bir söylüyorsun ki, sanki acıyı hisseden bir şeye acı çektirirsek gökten şimşekler yağacak.
    bir canlının acı çekiyor olması, ona acı çektirmemek için, bundan psikolojik olarak etkilenmeyen canlılar için* yeterli bir neden değil.

    .

    2- "bahsettiğine sözleşmecilik deniyor. bu kuram, insanın ahlaki davranışlarını açıklamakta yetersizdir. ahlaki bir prensip de değildir. hayvan hakları karşıtı argümanların en popülerlerinden biri olmasına şaşmamalı bu yüzden. ancak bu kuramın kendi içinde çok fazla problemi var. örneğin sözleşmecilik kuramının dışında kalan varlıklar şunlardır: bebekler, çocuklar, yaşlı insanlar, zihinsel açıdan kusurlu insanlar ve insan harici hayvanlar. daha fazlası için"

    ahlakla ilgili tüm maddeler için (bkz: ahlak/@gunes girmeyen eve giren adam)

    .

    3- "doğa bilinçli bir mekanizma değildir. doğa kimseye ahlaki bir reçete sunmadığı gibi, doğru olanı yapmak için alınabilecek güvenilir bir referans da değildir. doğadan kendi argümanlarını destekleyen yüzlerce örnek toplayabileceğin gibi, tam tersini yapmak da mümkündür. zaten bundan dolayı bir safsata olarak geçmiştir literatüre. (bkz: naturalistic fallacy) bu yüzden daha akılcı ve tarafsız sonuçlar elde etmek için bilim, felsefe, ahlak gibi envai çeşit düşünce sistemleri icat edilmiş."

    >> doğa, biz canlıların en büyük amacı olan doğaya uyum sağlamak eylemi için alabileceğimiz yegane referanstır.

    bundan dolayı, gerçekleştirdiğimiz ve gerçekleştirmeyi düşündüğümüz tüm eylemlerimizi doğaya uyum sağlama telaşında şekillendirmemiz gerekir. bu da ''ahlaki eylem nedir, vazgeçilebilir midir, neden önemlidir?'' sorularının cevabı için doğaya başvurmak için güzel bir sebeptir.

    bilim, felsefe gibi envai çeşit düşünme sistemi yalnızca ve yalnızca doğaya daha iyi uyum sağlayabilmek için icat edilmiş şeylerdir. mutlak doğruyu aramaz, daha uyumlu olanı arar bu sistemler.

    doğruluk ve uyum hakkında (bkz: mutlak doğru/@gunes girmeyen eve giren adam)

    .

    4- "süreç şu an hayvanların menfaatleri için devam ediyor. kısacası, hayvan haklarına karşı yapılan bu itiraz, kolaylıkla köleci toplumlara da uyarlanabileceğinden, başarısız bir argümandır."

    >> köleci toplumların argümanımı çökerttiğini düşünmüyorum.
    (bkz: kölelik/@gunes girmeyen eve giren adam)
  • bana başlığı açanı mızrakla avlayıp yeme hakkı veren önermedir. (sebep mi? açım!)
  • hayvanlara işkence yapmayı kendinde hak olarak görenlerin hepsinin de itinayla anasını, karısını sikmeyi kendimde hak olarak görüyorum. zira doğa kanunlarına bakılınca bunu yasaklayan bir durum göremedim sayın amınoğlu!

    tanım: karşılığında her tür işkenceyi görmeye göze alacak piçlerin hakkıdır.
  • olmayan 'hak'tır. bazıları kendi kendine hak uydurmaya da başlamış anlaşılan.

    kurban bayramına yaklaştıkça bakıyorum da böyle başlıklar artıyor! hukuki boyutunu bilmiyorum ama allah tarafından hayvanlara yapılan her türlü işkence ve tecavüz kesin bir dille yasaklanmıştır. hele ki hayvana tecavüz eden insana idam cezası öngörülmüştür. almanya'daki hayvan genel evlerinden kaçınızın haberi var acaba? yemek için kesmek işkence sınıfına girmiyor. safarilerde binlerce vahşi hayvan öylesine katlediliyor hatta bazıları onlarla çektikleri selfieleri paylaşıp milyon takipçi yapıyor, müslümanların kesmek için zaten elleriyle çoğaltıp besledikleri hayvanları kesmeleri millete dert oluyor.

    hadi ordan
  • (bkz: yav he he)
  • vardır ama tek bir şartla sınırlıdır :
    başlığı açan arkadaş isterse bizim eşeğe işkence olsun diye oral seks yapabilir.
  • (bkz: insanın hayvan düşmanlarına işkence yapma hakkı)

    işkence fetişini eleştirel akıl kılıfı altında haklı çıkarmaya çalışan bir adet sosyopatı içeren başlık.

    hayvanlara zarar vermememiz için hiç neden yok değil. biraz vicdanı ve aklı olan biri bu nedenleri kavramakta sıkıntı çekmez. hayvanların acıyı, hazzı, mutluluğu, korkuyu, üzüntüyü vs. hissetmesi, haklarına saygılı olmamız için çok temel bir gerekçedir. (bkz: cambridge bilinç deklarasyonu)

    "birileri çıkıp ''kendine yapılmasını istemediğin şeyi başkasına yapma'' diyebilir fakat bu, anlaşmalı insan toplumlarında, insanların birbirleri arasındaki ilişkilerde geçerli bir ahlak belirtecidir."

    birileri değil, bu etiğin temel taşıdır.

    bahsettiğine sözleşmecilik deniyor. bu kuram, insanın ahlaki davranışlarını açıklamakta yetersizdir. ahlaki bir prensip de değildir. hayvan hakları karşıtı argümanların en popülerlerinden biri olmasına şaşmamalı bu yüzden. ancak bu kuramın kendi içinde çok fazla problemi var. örneğin sözleşmecilik kuramının dışında kalan varlıklar şunlardır: bebekler, çocuklar, yaşlı insanlar, zihinsel açıdan kusurlu insanlar ve insan harici hayvanlar. daha fazlası için

    "doğada hayvanlara işkence yapmamamız için hiçbir neden olmadığına göre, hayvan-insan ilişkisi doğadaki şartlarında olduğu müddetçe, hayvanlara o veya bu nedenle işkence yapmak isteyen insanın işkence yapması için bir neden/mazeret aramasına gerek yoktur."

    doğa bilinçli bir mekanizma değildir. doğa kimseye ahlaki bir reçete sunmadığı gibi, doğru olanı yapmak için alınabilecek güvenilir bir referans da değildir. doğadan kendi argümanlarını destekleyen yüzlerce örnek toplayabileceğin gibi, tam tersini yapmak da mümkündür. zaten bundan dolayı bir safsata olarak geçmiştir literatüre. (bkz: naturalistic fallacy) bu yüzden daha akılcı ve tarafsız sonuçlar elde etmek için bilim, felsefe, ahlak gibi envai çeşit düşünce sistemleri icat edilmiş.
    21. yüzyılda insan-hayvan ilişkisinin tekrar vahşi orman kanunlarına dönmesi ancak mantığı, bilimi ve ahlakı yok saymakla mümkündür. ne var ki "hayvanlara işkence yapma hakkı" diye bir zırvalığı savunan biri bile ister istemez sosyal darwinizm gibi birtakım düşünce ekollerine referans verdiği için (bkz: doğa yasalarının bana verdiği yetki) böyle bir şey mümkün değildir. bilimi, etiği, mantığı reddeden biri mutlaka başka bir kavramsallaştırılmış düşünce ekolünden faydalanıyordur. önemli olan bu düşüncelerin doğru ve etik olup olmadığıdır.

    "realist insan toplumlarının amaçları da insanların insanlarla olan ilişkilerinde, ahlak çerçevesi içindeki can ve mal güvenliğini korumak olduğuna göre, doğa yasalarının bana verdiği yetkiye dayanarak, bir hayvana yalnızca işkence yapabiliyor olduğumu göstermek için dahi bir hayvana işkence yapabilirim."

    "realist insan toplumları"na hangi açıdan baktığına göre değişir bu. sadece 150-200 sene önceki toplumlarda kölelik de, kadınlara tecavüz gibi birçok ahlaksızlık da meşruydu. örneğin amerikan bağımsızlık bildirgesi yayımlandığında siyahiler hala köle statüsündeydi. kadınların seçme ve seçilme hakkı yoktu vs. dolayısıyla insanın insanı sömürdüğü ve işkence ettiği durumlarda da can ve mal güvenliğini korumak söz konusuydu. ancak aralarında zımni toplumsal sözleşme bulunan elit sınıflar ayrıcalıklıydı bu konuda. ilerleyen süreçte ahlaki düşünce ve toplumsal adalet mücadelelerinin aşama kaydetmesiyle birlikte, daha geniş insan gruplarının menfaatleri de bu koruma çemberine dahil edildi. süreç şu an hayvanların menfaatleri için devam ediyor. kısacası, hayvan haklarına karşı yapılan bu itiraz, kolaylıkla köleci toplumlara da uyarlanabileceğinden, başarısız bir argümandır.
  • burada felsefi bir tartisma yaratmak istemiş ve fakat kiyisindan bile gecememis yazar beyani!

    yazar olduğumdan beri ne kadar xmeli sokmali entry giren yazar varsa hepsini engelledim ama insan gerçekten bazen kufur etmekten baska yol bulamiyormus bugun anladim.

    hakkiniza sokayim, sifatinizi xkeyim bu ne ya! hayvana iskence hakkiymis! oh rahatladim!
  • hayattaki her hareket bir amaç uğruna yapılır. yani sen dişini fırçalarken de, evinin terasında boş yaparken de aslında bi amaç uğruna bunu yapıyorsun. bunu yapmak istiyorsun. çünkü dna'na işlenmiş belli alışkanlıkların var. örneğin bi ormanda saatlerce yürüyüp bi şelale gördüğünde durup huzurlu hissetmen, mutlu olman aslında aşırı gereksiz. bunun sana huzur vermesi için hiç bi neden yok şu an. suya insanlığın hiç bir döneminde olmadığı kadar güçlü hükmediyorsun çünkü.
    ama o şelaleyi gördüğünde iyi hissetmenin nedeni atalarının yaşamak için o şelaleye ihtiyaç duymaları. o şelale o insanlar için yaşamı temsil ediyordu. sen de bu nedenle etkileniyorsun. estetik kaygılar bunun çok çok küçük bi kısmını etkiliyor. aynı şekilde şu an sürmekte olan bütün savaşlar olması gerektiği için yapılıyor. bireysel psikolojiden çok sosyal psikoloji toplumları yönetir. senin tek başına verdiğin kararlar pek bişey değiştirmez aslında.
    bütün insanlık avcı-toplayıcı olduğu dönemde yaşamak için öldürmek zorundaydı. biz hiç bir zaman leşçi olmadık ki leşçi bi topluluk olarak ilerleseydik asla bu kadar büyük bi toplum haline gelip bu kadar artıp gelişemezdik.
    onbinlerce yıl boyunca ataların hayatta tutan şey öldürme içgüdüleriydi. hayatta kalmak için öldürmeye mecburdu. bu hala genetiğimize işlenmiş bi bilgi. bunu kontrol edemezsin. en azından toplumsal olarak. çünkü gelişebilmek için, evrilebilmek için o toplum rakibini yok etmek zorundadır. aynı yanında ondan daha uzun bi ağaç dikildiğinde, yeni komşusunu geçip güneşten daha iyi verim almak için aşırı hızlı bi şekilde uzamaya başlayan ağaç türleri gibi. tamam birey olarak süper insanlar çıkartabiliyoruz. ama toplumun kendisi o kadar ilkel ve cahil ki, bireyin mutluluğu hiç bir anlam ifade etmiyor toplum için. tek düşündüğü toplumun büyümeye devam edebilmesi.
    hayvanlara işkence etmiyoruz. en azından bunu bireyler yaptığı zaman çok büyük tepki görüyorlar. çünkü toplumun bundan hiç bir çıkarı yok.
    ama aynı zamanda toplum hayvanlara işkenceyi çok daha sistematik şekilde yapıyor zaten. normalde 12 yıl yaşayabilen bir tavuk 2.5 aylıkken maksimum büyüklüğüne ulaştığında kesiliyor. çünkü o tavuk ömrünün devamındaki sürede ilk 2.5 ayda ulaştığı fiziksel büyüklüğü daha fazla arttırmayacak. neden boşuna sırf o tavuk daha uzun yaşayacak diye tavuğu beslemek için ekstra maliyet ve zaman kaybı veresin ki? en önemlisi de sen o tavuğu zaten yemek için besliyorsun. toplum tavukları, danaları, koyunları ve domuzları sadece besin olarak görür. ne hissettikleri toplumun umrunda bile değildir. tek düşündüğü toplumun kendisidir ve o çiftlikten alabileceği verimi azıcık bile olsa artıracak bir eylemin sonucu o hayvanların zaten kısa olan yaşamını daha da korkunç hale getirecek olsa bile, toplum bunu niye önemsesin ki? hangimiz gerçekten önemsiyoruz? 4 aylıkken kesilen bi dana aslında doğada 25 yıl yaşayabiliyor. ve sürü halinde yaşayan bu canlılar gerçekten sosyaller. arkadaşlıkları var. aileleri var. onların da bir toplum bilinci var. ama bize belgesellerde bile bu hayvanların her zaman av olduğunu gösterirler. çünkü onların bişeyler hissedebildiğini bilmek, bizi toplumun yarattığı bu sektörü sorgulamaya iter. şu an istanbul'da bi adam sırf zevk için bi hayvana işkence yapıyo olabilir. bu sadece tek bir örnek. buna hepimiz karşı çıkar ve çoğumuz o adamı acı içinde görmek isteriz. ama sen marketten her yumurta aldığında, süt içtiğinde veya hamburger yendiğinde şu an dünya üzerinde yaşayan milyarlarca "besi hayvanı"na yapılan sistematik işkencenin devam etmesi için sponsor oluyorsun. bi de böyle düşün.
  • yoktur, net. zamanında siyahların köle olmasıyla hayvanların şu an işkenceye maruz kalması arasında bir fark yok.