şükela:  tümü | bugün
  • insanlık dışı olmasının yanında, yine insanlar tarafından bir o kadar da kanıksanmış, kuşaktan kuşağa miras bırakılmış, belli başlı dinler ve dünya görüşlerinin önemli bir kısmı tarafından kutsanmış, meşrulaştırılmış, tüm kötülüklerin aslında baş kaynağı olan ve ancak yine insanlar tarafından kaldırılacak olan, kalkması da kaçınılmaz olan en iğrenç yüz karası uygulamadır.

    dünyanın mevcut sosyal, siyasal ve ekonomik sistemi tam da bu insanın insanı ezmesi çarkına bağlı olarak dönüp durmaktadır. güçlünün zayıf karşısındaki üstünlüğünün ilk bakışta doğal sonucudur. hayvanlar arasındaki haline orman kanunu adı verilir. bunun insanlar için de kaçınılmaz bir yazgı olduğu kafalara işlenip durulur. bunun nedeni, güçlü olanın bu konumu sayesinde yaşamın her türlü nimetine ve rahatlığına erişme ve bunu sürdürme imkânını bulmasıdır. ne var ki, bu üstünlüğün devamlılık arz etmesi, sadece eldekileri tüketmekle değil, gücün yeniden üretilmesiyle mümkündür.

    güç üstünlüğünün yeniden üretilmesinin kaynağı ise sonuç itibariyle, kendinden zayıf olanların boyunduruk altına alınarak onların emeğinin istismar edilmesidir. adam çalıştırmadan, işçi, hizmetçi, uşak, köle vb gibi kesimlerin emeği sonuna kadar sömürülmeden, sürekli güçlü kalmak ve bunu daha da artırmak olanak dışıdır.

    bu nedenle çoğunluğu oluşturan ezilenlerin mutlu azınlığın çıkarlarına tabi kılınması için daha baştan itibaren ezgiyi kabulleneceği şekilde yetiştirilmesi, uyuşturulması ve uyutulması gerekmektedir. bunun için de belli başlı dinler başta olmak üzere, eğitim sistemleri güce boyun eğmenin zorunluluğunu anlatır dururlar. itaat etmek, kulluk etmek temel ödev olarak belletilir. isyan etmek, haksızlığa karşı çıkmak ise tü kaka ilan edilir. buna yeltenmenin cezasının çok ağır olacağı bilinçaltına kazınır.

    bu şekilde köleleştirilen ve insanın insanı ezmesinin tüm gereklerine uygun hale getirilen emekçi insan kitleleri bizzat kendilerini ezen sistemin de başlıca payandası olurlar. onlar bu sisteme karşı çıkmak yerine onun içinde, güçlü olana yaranabileceği bir yer edinmeyi akıllılıktan sayarlar, öyle saydırılırlar. sonuçta ise kim diğerinden azıcık güçlü ise ona tahakküm etmeye kalkar. bu şekilde varabileceği en iyi yer olarak bir gün kendisini asıl ezen güçlü kesimlerin oluşturduğu katmanların içinde, onların bir mensubu olarak yaşanacak konumu görür.

    bu bakış açısıyla insanın insanı ezmesi en küçüğünden en büyüğüne kadar tüm insan topluluklarının anayasası haline gelir. güçlü olmasını fırsat bilerek, örneğin patron işçisini, ağa köylüsünü, memur/devlet vatandaşı, toplumun yarısını oluşturan erkekler öteki yarısını meydana getiren kadınları ezmeye büyük bir hışımla devam eder.

    bu ezgi sistemi artık insanda ezeniyle ezileniyle insanlık diye bir şey bırakmaz. hayvanlardan daha beter bir orman kanunun girdabındadır artık herkes. lafta herkes insandır. hatta önemli ölçüde kâğıt üzerinde de öyledir. ama gerçek yaşamın işleyişi en canavarından orman kanunlarını esas alarak gerçekleşmeye devam eder.

    bu bakış açısından bakıldığında aslında öyle tarif edildiği gibi insan diye bir varlık da yoktur. ezeniyle ezileniyle herkes aynı bütünün hayvandan daha beter bir parçasıdır. bu bütünlük ve sistematiklik içinde hayvan insanların yanında son derece masum kalır. bir basamaklandırmaya gidilse bu haliyle insan, hayvanın da gerisinde ondan daha azgın ve doğanın yüz karası bir mahlûk olarak karşımıza çıkar. ta ki bunun ayrımına vararak binlerce yıldan beri sürekli geliştirerek son acımasız şeklini verdiği sömürü sistemini bizzat kendi kollarıyla yıkıp yerine gerçekten insanca olanını kuruncaya kadar.