şükela:  tümü | bugün
  • yer: yedinci sınıf
    konu: ingilizce dersini anlamama.

    zıpkın gibi zekası olan gençlerimi aldım karşıma ingilizce neden lazım anlatmaya çalışıyorum. bilim dili diyorum, literatür takibi...filan. "neden türkçe değil" dedi gençlerimden biri. "gelişmişlik" konulu bir söyleve bağladım, borçlu ülke, gelişememe nedenleri derken amerika'ya filan uzandı konu.

    siz dedim, siz kurtaracaksınız belki prangalardan...

    "siz de gençsiniz, sizin dönem neden bir şey yapmıyor?" dedi çocuk. utandım. yerin dibindeyim hala.
  • hastanede çalışıyorum o zamanlar. neyse isim vermiyorum hemen dibimizde de bir askeri hastane var. adamların tekniker sıkıntısı olduğu için ara ara işten çıktığım vakitlerde yardım ediyorum, hastane komutanın ricası üzerine ama ona buna salça oluyorum arada. özellikle hemşirelere.

    neyse bir gün ameliyathanedeki bir arıza çıkmış gittim. sterilize olduk. önlükleri şunları bunları giydik. arızaya girdim çıktım. neyse iki üç tane dişi çıktı bana geliyor. döndüm tabii baktım arkamı abaza abaza baktım. ortadakinin de kalçalar fena imiş dedim, yoluma devam ediyorum.

    bir el arkadan omzumu tuttu geri çevirdi. arkadaşla biz şaşkın. "kalkıyorsa yaparsın o popoyu" dedi.

    göt gibi kaldım. ne diyeceğimi bilemedim. gülsem gülemedim, ağlasam ağlayamadım.

    "ben de öyle tahmin etmiştim" dedi ve yürümeye devam etti. sonra öğrendim ki hatun binbaşı imiş. o gün bu gündür içimde derttir. kendime gelemedim.
  • geçen seneye kadar yorulunca dizlerimin titremeye başlamasından utanırdım. nasıl bu hale geldim diye düşünürdüm. bu halimi hiç kimsenin görmesini istemezdim. uzun yürüyüşleri küçük parçalara bölüp dinlene dinlene ilerlemeye çalıştım ama sonra her yerde varmış gibi görünen bankların aslında ne kadar da az ve birbirine uzak olduğunu fark ettim. her şey ona ihtiyaç olduğu an gözden kaybolur. ihtiyacın yoksa bu kadar çok bankı ne demeye sağa sola her yere yerleştirmişler dersin. insan her şeye alışıyor ve buna da alışmak üzereyim. titremek neden ayıp olsun ki?