şükela:  tümü | bugün
  • belki de dünyada insan kümelerinin böyle çatallaşmasının, sosyal ilişkilerde; aileden topluma giderek büyüyen kümeler arasında fay hatlarının oluşmasının nedenidir.

    örneğin yalnız yaşadığımız zamanlarda kendimizi kimseyle kıyaslamamız gerekmez; ıssız dünyamızın sınırları içerisinde başarısızlıklarımız o kadar göze batmaz, acı vermez. ama istekleri ve beklentileri olan, hırslı ve enerjik insanların arasında iken mücadele ederken yaşanan başarısızlıklar veya kıyaslamalar daha çok yıpratır insanı.

    ben ise her zaman bu ikisi arasındaki kıyaslamada, hangisinin iyi olduğuna karar vermekte zorlandım. doğrusu rekabet bir ilerleme mi, yoksa yalnızca bir dönüşüm; ne işe yaradığı bile belli olmayan, kusurlara yol açan bir açgözlülük müdür? durmamız gereken nokta neresidir, kestiremedim. mesela bir hikaye vardır; özet geçeyim; meksikalı balıkçı, her gün üç balık tutar; bunları karısı ve çocuklarıyla afiyetle yedikten sonra kestirme yapar; akşam olunca da karısıyla fiesta yaparak günü tamamlar. hikayeye göre kapitalist bir amerikalı gelip; ona bir tekne satın almasını; işleri büyütmesini, böylece daha zengin olacağını söyler. meksikalı balıkçı ise amerikalıya, ben zaten senin önerdiğin refaha sahibim, der. öyleyse bir mücadeleye girmek gerçekten gerekli midir? ünlü yönetmen andrei tarkovsky gençlere öğütler verdiği bir röportajında, onlara yalnız kalmanın ve düşünmenin önemli olduğunu; bunun insanı ilerleteceğini söyler. mesela adam smith, "bir çit boyunca güneşte ısınan dilenci, aslında dünyanın bütün hükümdarlarının arayıp da bulamadığı o barış ve tarafsızlığa adeta kendiliğinden sahiptir", demiş.

    peki mücadele olmasaydı; bugünlere gelebilir miydik? albert einstein, parlak zekasının yanında, fikirlerinin olgunlaşmasını, akademik bir çevrede yaşamış olmasına da borçlu değil midir? the olmypia academy adlı küçük tartışma gruplarında, önemli bilim insanlarıyla yaptığı fikir alışverişlerinin önemi yok mudur? kurt gödel ile princeton üniversitesi'ne doğru yürürken yaptıkları konuşmaların ufuk açıcılığı göz ardı edilebilir mi?

    ...biz nasıl bir grupta vakit geçirirsek, zamanla o grubun dinamiklerine göre şekilleniyoruz. mücadelemiz, kıyaslamalarımız her zaman en yakınımızdakilerle oluyor. uzağımızda kalan şeyleri göremiyoruz. bir nevi kapsama alanımız var.

    ve tüm bunların o ırak şeylerden haberdar olmakla; onları okumuş veya bir zamanlar oralarda bulunmuş olmakla hiç alakası yok. ne kadar da, mücadelemizi ve dolayısıyla dönüşümümüzü güçlü ve değerli kılan şeylerle haşır neşir olmuş olursak olalım; sonunda, eğer onlar bize uzak kalmış ise; onları artık yaşayamayız. zihnimizde yarım yamalak hatırlanan fotoğraflar olarak kalırlar.

    aslında söylemek istediğim şu; tüm bu iklimler; tüm bu kıyafetler; düşünceler; tüm bu söylemler ve bildiklerimiz; inançlarımız, değerlerimiz; burada olmamıza kim karar verdi? bir yerler öyle iken ve bazı yerler şöyle iken; biz neden böyleyiz?
  • şu entride (bkz: #69521554) sosyal sermayeye bağlamıştım olayı, yine öyle yapacağım. yani çevremiz, bağlantılarımız bizim sosyal sermayemiz aslında.

    sosyal sermaye, iş ve kişisel bağlantılarımız aracılığıyla var olan kaynaklar demektir. bu kaynaklar bilgi, fikirler, önderlik, iş fırsatları, maddi sermaye, güç, etki, duygusal destek, irade, güven ve işbirliğini kapsar. sosyal sermaye olarak adlandırılmasının sebebi de bunların hiçbir bireyde tek başına olmaması, yani bu kaynakların asıl network of relationships denen bağlantılar arası bir nitelik taşımasıdır.
    (bu paragraf için kaynak: http://webuser.bus.umich.edu/…b/pdfs/bakerchap1.pdf)

    yani bana sorarsanız aslında bu kapsama alanımız bizim sosyal sermayemiz. ne kadar iyi, bilgili, maddi manevi güçlü çevrelerde bulunursak karşımıza çıkan iş fırsatları ya da kendini geliştirme fırsatları da ona göre oluyor.

    yalnızlığa gelince o yine de vazgeçmememiz gereken bir şey bence. kendi üzerimize düşünme (self-reflection), neleri başarabiliyoruz, nerelerde desteğe ihtiyacımız var, becerilerimiz, başarılarımız, sorunlarımız ve çözümlerimiz üzerine düşünme, öğrenme sürecinde de çok önemli noktalar ve benim için mesela bunlar üzerine en etkili düşünebildiğim zamanlar yalnız zamanlar.

    yazının geri kalanında da şu kendimizi kıyasladığımız çevre ile olan ilişkilerimizin bizi nasıl etkilediğine bakalım. en azından benim hayatımda bu durum nasıl vuku buldu, onu paylaşabilirim sizlerle.

    ilkokuldan başlayıp üniversite bitene kadar hep çok iyi çevrelerde, çok iyi insanlarla bulundum ben. özel okullarda okutulmuş, zengin bir ailenin çocuğu falan da değilim hani. hep devlet okullarında okudum ve hayattaki en büyük şansımın arkadaşlarım olduğunu düşünürüm hatta bazen. hep birlikte daha iyisi için mücadele edebileceğin ama hırsıyla da seni yıpratmayan arkadaşlardı bunlar. birlikte de hep yükselen bir başarı grafiği çizdik. kendi adıma böyle çevrelerde bulunmanın da çok ekmeğini yediğimi düşünürüm hep. bağlantılar arası konumlandırılmış kaynaklar mevzusu.

    evet sonra bir gün ben memur oldum. bazen hayatımın yanlışı mıydı acaba diye düşünmüyor değilim. o çevrenin çok uzağındayım şimdi. en yakın bağlantılarım içinde daha iyisi için bir mücadele ruhu paylaşabileceğim kimse yok. en yakın bağlantılarımın benle ilgili en temel sorunu hatta benim henüz evlenmemiş olmam. *onlara göre hayatımda en acil odaklanıp çözmem gereken sorun bu. bazen direnebiliyorum, insanız haliyle bazen de kafam karışıyor. bir yandan düzlüğe alışıyorum, maaş kötü birisi, insanı uyuşturan bir şey. bir yandan da eski mücadeleci ruhum geliyor aklıma, içimi derin bir hüzün kaplıyor. ama tek başıma kendi çıkış yolumu da bulamıyorum sanırım. ha bu süreçte kendime başka bir çevre edinemez miydim, ama alternatif çevre de yüksek lisans yapıp yüksek lisans ödevler ve tez dışında bir şey düşünmeyen bir alternatifti ve ben maalesef o kadar hırsı da kaldıramıyorum. yani hem eğlenceli hem mücadeleci (ama olmadığında da kendini paralamayan) bir çevre kuramadım kendime yeni habitatımda.

    yine de bazen yeni uyuşuk ve tembel beni verip eskisini almak istiyorum ama eski arkadaşlarımı da almadan olmayacak sanırım. bir tane psikolog (bkz: #68921534) buldum işte kendime, ilk defa ciddi anlamda mücadeleci ruhu geri kazanmak istediğimi ve aslında bunu başarabileceğimi onun yanında fark etmiştim, onun yanına da tekrar uğramayınca o isteği korumak da zor. bir de annem var tabii, en büyük motivasyon kaynağı ama sanırım bana biraz yaşıtım insan lazım.

    son olarak da

    ne zamana kadar mücadele edeceğim be ya!

    belki bendeki sıradan bir durulma ihtiyacıdır. olağandır. olması gerekendir.

    kafam bazen çok karışıyor.

    özet: çevre önemli arkadaşlar. sizi yıpratmayan ama daha ileriye götürebilecek bir çevre edinmeye çalışın. benim vardı. ben onları istanbul'da bıraktım. sonra da memur oldum.