şükela:  tümü | bugün
  • yaş ilerlemeye başlayınca bir numune olduğunu farketmekle sönümlenen coşkun çağlar. nerede o ergenlik, nerede o hararetli tartışmalar, o içsel fırtına ve dışsal uyumsuzluk.

    akvaryumda iyiydin çaya çaydan göle ordan belki su yolu varsa okyanusa. ama o eskisi gibi süper hissetme hele hele kibirdaşlarını bulunca bir ayakların yerden kesildiği çağlar. hepsi geride kalır.

    e tabi hala gerçekten öyle sanıyorsan ya salaksındır veya kibrin bir travmaya örtülmüş; yara bandı gibi örselenmiş ruhunun başında bekçi duruyordur.

    geçen çağlar. herkes kadar çalışınca ancak başarılı olunduğunun anlaşıldığı çağlar.

    en iyisi sıradan birisi ama jilet gibi keskin odaklandı mı yani odağındakindekini konuşturan kendisi susan.

    hadi bakalım hiçbir şey yaratamıyorsun bari işini yap da evine ekmek götür. sanattan para kazanacak kadar vazgeçilmez, sanata adanacak kadar varlıklı değilsin eğ başını önüne ve yürü.
  • "bir seyyahla, onun çölde karşılaştığı yırtıcı hayvanları anlatan o şark masalını kim bilmez ki. seyyah, yırtıcı bir hayvandan kurtulmak için kurumuş bir kuyuya atar kendini. orada, kuyunun dibinde bir ejderha görür, onu yutmak için ağzını açmıştır. yırtıcı hayvan tarafından parçalanmamak için yukarı çıkmaya cesaret edemeyen ama ejderha tarafından da yutulmamak için aşağıya atlayamayan bu zavallı, kuyunun duvar taşları arasında yetişen bir dalı yakalar ve sımsıkı tutunur ona. elleri uyuşur ve az sonra, kendisini her iki tarafta bekleyen felâketin kucağına düşeceğini hisseder. oysa, hâlâ sımsıkı yapışıp durmaktadır dala. o sırada, biri beyaz, biri siyah iki farenin onun tutunduğu dalın çevresinde dolaşıp, dalı kemirmekte olduklarını görür. birkaç dakikası vardır, çalı kopacak ve o da canavarın ağzına düşecektir. seyyah bunu görür ve kurtulma şansı olmadığını bilir; ancak havada debelendiği sürece çevresine bakınmaya devam eder. dalın yapraklarında bal damlaları görür, dilini uzatıp bunları yalamaya koyulur.
    işte, ben de aynen böyleydim, ölüm ejderhasının kaçınılmaz bir şekilde beni beklediğini, beni parçalamaya hazır olduğunu bildiğim hâlde, hayatın dallarına tutunuyorum ve bu azaba niye düştüğümü bir türlü aklım almıyor. ve şimdiye kadar bana teselli veren balı emmeyi deniyorum; fakat bal bana tat vermez oldu artık; beyaz ve siyah fareler, gece-gündüz tutunduğum dalı kemirmekteler. ejderhayı açık seçik görüyorum ve bal bana tatlı gelmiyor artık. ben, sadece kendilerinden kaçamayacağım o ejderha ve fareleri görüyorum; gözümü onlardan kaçıramam. ve bu bir masal değil gerçektir. aksi ispatlanamaz ve herkesin algılayabileceği bir hakikattir.
    ejderha korkusunu hayatın zevkleri yoluyla uyuşturacak o eski kandırmacalar, beni artık kandırmıyor. bana istediği kadar "hayatın anlamını kavrayamazsın!" desinler, bunu yapamam; çünkü bunu daha önce çok yaptım. şimdi elimden gelen, geçip giden ve beni ölüme götüren günü ve geceyi seyretmektir. işte, bir tek bunu görüyorum; çünkü bu bir tek şey, hakikattir. geri kalan her şey, yalan.
    başka şeylerden birazcık daha uzun süren benim gözlerimi korkunç hakikatten uzaklaştıran o iki damla bal: aileme ve bir de sanat dediğim yazarlık mesleğime duyduğum sevgi. bunlar artık bana zevk vermiyor. ..."*