şükela:  tümü | bugün
  • uzun ve yorucu bir süreçtir. zannediyorum -ki zan burada önemli bir husus, bu cümleler yeni olgunlukların yeni zaman izlerinin ardından değişebilir, değişime meyillidir- yaşadığımız problemler, yaptığımız hatalar kendimizi sorgulamamıza olanak sağlıyor veya zorluyor.

    şahsımın hissettiği bu değersizlik hissini artık kabullenir oldum. insanlarla uğraşmaktansa makinelerle uğraşmayı tercih eder oldum. uzaklaşıyorum.

    ismet özel dinlerken yazacağım üç satırlık koda saatlerce dalıp gidiyorum. enerjimi çok erken kaybettim sanki muhterem okuyucu. bir zamanlar kendimi muhafazakar olarak tanımlarken artık daha çok liberal olarak görüyorum. bazen bir tambur sesi, bazende beyaz bir perdeden sızan loş ışığın ardında neyzenin neyini duyar oluyorum. hep bir karmaşa, hep bir eksik parça var kafamda. alışıyorum.

    kendimi yabancı bir ülkenin sokaklarına atıyorum kimi zaman. yanımda sadece sırt çantam ve sevdiğim bir müzik oluyor.

    zaman akıp gittikçe her şey iyiye gitmiyormuş gibi. kabulleniyorum. belki de başlık insanın kendini bir türlü tanıyamaması olmalıydı. bilmiyorum.
  • sürecin sonunda yaşanılan tecrübelere ve geçen zamana değen şey tamamlanmış olur. insanın kendini tanıması ve ne istediğini bilmesi harikulade bir duygu. bu noktada bazı değerler üzerine yapılan küçük değişimler, devrimlerden daha iyidir. kendini yakalamak gibi bir nevi.
  • ben bi ara "keşke hiç tanımasaydım bu yavşağı" dedim mi?
    dedim...

    sanırım süreç insanı zorluyor bu duruma. normalde kendimle ilgilenmek yerine elimde tuzluk sağa sola koşardım.

    sonra ne oldu? tuzluk kırıldı, daha kötüsü "hiç kırılmam" diyen ben kırıldım...

    kendini tanımaya böyle durumlarda başlamak iyi bir şey değil...

    siz siz olun, yerin yedi kat dibine girmeden yavaş yavaş da olsa tanımaya çalışın kendinizi, cidden kimsiniz... insan kendiyle geçinmeyi bir anda öğrenemiyor, zamana yayabildiğiniz sürece kabullenme imkanınız artıyor...

    dimi cevat abi...
    evet...
  • kimi zaman öyle başlıklar açıyorsunuz ki; ellerinizden öpesim geliyor.
    yalan, yanlış yok. kendini tanımak anlatılamaz sadece yaşarsınız. ben başka bir açıklama bulamıyorum. yaklaşık sekiz milyar insan yaşamakta ve bizle halen kendimizi bile anlayamadık.
    başlık açan arkadaşımızı tebrik ediyorum. bunu da anket kategorisine alanları esefle kınıyorum.
  • büyümenin bir sonucudur .öyle bir süreçtir ki sonucunda kendinizle barışabilirsiniz veya olduğunuz kişiden ölesiye nefret edebilirsiniz.
  • (bkz: uyanmak)
    (bkz: ölmek)
    (bkz: doğmak)

    insanın kendini kabul edebilmesi ve yaşam amacı olan "değişebilmesi" için ölmesi(nefsini, egosunu öldürmesi) gerekir ama ölebilmesi için önce onu tanıyabilmesi, "uyanabilmesi" gerekir. işte buradaki uyanmak, kendini tanımaya başlamak demektir. hayatınızda ortaya çıkan sembollerle, tepkilerinizle, hayatınıza giren insanlarla ve olaylarla nasıl bir insan olduğunuza uyanmaya başlarsınız. bunlar sürecin ilk tokatları oluyor. insan-ı kamil olmaya giden yolda girilecek olgunluk yolunun ilk kapısı oluyor.

    sanırım en vurucu farkındalık "özel olmadığını farketmek" ile başlıyor. bunu farkedince insan, doğanın salt matematik ile çalışan mekanizmasının farkına varıyor, hatalarınızla sevaplarınızla geçmişe dönük tüm nokta birleştirme çalışması başlıyor. aldığın tüm kararların, seni sen yapan nadide noktalar olduğunu farkedince "pişman olmak" denen kavramın ne kadar boş bir kelime grubundan ibaret olduğunu anlıyorsun. pişman olmak ne çare? sen yaşadığın her an, hayatta yapabileceğin en iyi hamleyi yapan, buna programlı organik bir canlısın. yaptığın tüm hamleler, alabileceğin tüm kararlar senin yapabileceğin en iyi şeylermiş ki onları yapmışsın. özgür iradenin bir ilüzyon olduğuyla yüzleştin. bengi dönüşle tanıştın ve hayatının nasıl bir kısır döngüde olduğunu anladın, aslında iraden özgür ama bir o kadar da özgür değil. çok değişik bir paradoks yaratıyor bu bünyede. kaderinden nefret etmene rağmen artık onu sevmeye başlıyorsun. ben kimim? ben nereden geldim, nereye gidiyorum soruları tokat gibi kendine vuruluyor. ve pek mutlu edici bir aydınlanma değil bu malesef. bir sen var sende senden içeri. tek amacın artık hayatta kalıp, ona ulaşmak. ve bir kez insan kendine uyanmaya başladı mı, başkasını sevmek, başkasından nefret etmek, başkasıyla ilgili şeyler de artık önemini kaybetmeye başlıyor. nefreti de, sevgiyi de kendine yöneltiyorsun. karşına çıkan şeylere gösterdiğin sevginin aslında kendine gösterdiğin sevgi, başkasına yönelttiğin nefretin de kendinden ettiğin nefret olduğunu anlıyorsun.

    öncesi bi hayal yumağı, şuursuzluk hali gibiymiş. bu kavramın ne kadar zorlayıcı olduğunu ben 30uma yaklaşırken farkettim. bir "tyler durden 30 yaş sendromu" kadar coşkulu fight club arenası olmasa da, herkesin bunalımı kendine zor neticede. muhtemelen daha yoğun ve yorucu olanı 40da gelecek olan ölüm süreci. sonrası kolay da, "oraya kadar dayanabilsem ona bile şükrederim" dedirtecek cinsten sıkıntılı bir süreç olduğunu, daha başında hissettiriyor bu meret.

    homeless olup kendimi dağlara yollara vurmaktan hiç bu kadar korkmamıştım. hiç de bu kadar istememiştim.