şükela:  tümü | bugün soru sor
  • sorunları çözebilme yeteneği ile doğru orantılıdır.

    sorunları çözebilmek için bağırmanın, isyan etmenin, olayları kafaya takıp boşa dönen dişli gibi kendi kendini yemenin hiçbir fayda sağlamadığının anlaşıldığı zamana da olgunluk yaşı demek yanlış olmaz.
  • (bkz: acı çekmek)
  • aşk acısı,parasızlık, hedeflere ulaşamamak, en beklenmeyen kişiden kazık yemek, hayal kırıklıkları, ben öyle şey yapmam denilen şeylerden en az birini yapmak zorunda kalmak ya da bunu yaptığına şaşırırken bir şeyleri anlamak gibi her insanın başına gelebilecek şeylerden bir veya birkaçı gerekli ve yeterlidir bazen.
  • sanılanın aksine en gerekli olanı yaş değil yaşananlardır. (öyle sanılmıyorsa bu cümleyi görmezden gelebilirsiniz) şöyle ki, bana göre 25-30 yılını boşa geçirmiş ve hayatın neler getirebileceğinden zerre haberdar olmayan kişi değil, 15 yıllık hayatına yaşayabileceği tecrübelerin çoğunu sıkıştırabilmiş, yaşama dair birçok şeyi kendi kafasında çözebilmiş, kendi doğrularını yaratıp o şekilde yaşamaya devam eden kişi olgundur. bunun dışında çocuklukta aileden alınan doğru eğitim de insanın olgunlaşmasını hızlandıran bir etkendir.
  • olgunlaşmak kavramı için kriterler oluşturmaktan vazgeçmek. eheh.
  • (bkz: zaman)
  • yurdumda insanları cins olarak ikiye ayırırlar bu kavramda;
    erkek için askerlik
    kadın için annelik
    (bkz: at yalanı sikeyim inananı)
  • - ihanete uğramak gibisi yok. hiç ummadığın birinden, hiç ummadığın anda yediğin tokat seni üj değil bej değil onlarca yıl ötesi için zaman makinesine bindirir. hiç ummadan indirir.

    -aşk acısı da hatırı sayılır bir şey. terk edilmek. reddedilmek. mikrodalga hızıyla pişirme teminatı var.

    - ölüm acısı da çaresizliğin doruk noktası. kimsenin zarar veremeyeceğini sandığın yerlere kadar ulaşıyor ve sarsıyor.

    - uzun süren hastalık. elden ayaktan kesilmek. yaşamayan bilemez, hayat o yatakta yatan kişi için hep tavanda asılı duran bir hazine sandığı gibi.

    - fakirlik, yoksunluk. hayallerinin en küçüğünü bile yapamayacak kadar muhtaç durumda olmak. çoğunluğun sahip olduğu şeylere karşı bile mahrumiyet. insana sadece iki seçenek sunan bir hal. fazla seçenek yok.

    - kusur sahibi olmak. fiziksel anlamda. insanların fiziğini aşıp "yüreğindeki o güzelliği" görmesini sağlayabilecek kadar kişisel gelişim peşinde olmak... bu durum da çok seçenekli olmasa gerek.

    bunların hepsi ve bunlardan daha fazlası ruhumuzda izler bırakacak, kişiliğimizde bazı çukurlar açıp içleri doldurulmaz bazı boşluklar haline getirecek şeyler ama olgunluk ihtimali hiçbir zaman yok.

    acı çektikçe ceberrutlaşan, kalbi taştan beter katılaşan insan evlatlarından olmayacağımıza kim teminat verebilir?
    mahrum kaldıkça, kaybettikçe, elden kaçırdıkça, elde edemedikçe çirkef, zifir, nemrut, haset ve hınç dolu biri olma ihtimaline yaklaşmadan olgunlaşan kaç kişi vardır acaba? şeytana bulaşmadan melekleşen bir mahluk var mı? ya da ne işe yarar ki o?

    "neden ben?" sorusuyla ilk acısına karşılama töreni yapan yok mu hiç içimizde?
    olgunluk ak saçla, kırışık yüzle ve acı tebessümle ölçülen bir şey olmadığına göre, "ben piştim" diyebilmenin cür'etini gösterebilen "acıların" kadınları ve erkekleri nerede acaba?

    olgunluk hata yapabilme cesareti ve başkalarının hata yapabilme hakkını gözetme inceliğiyle alakalı bence. dinginleşme aşaması çokca şımarıklıktan da geçebilir.
    olgunluk kişilik yapısına göre insanın ruhunda nakşedilmiş özel bir desen gibi ayrıca. dışarıdan etkilenme biçimi o desene, senin içindeki cevhere göre değişiyor, yoksa olaylara göre değil.